30 Eylül 1932 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9

30 Eylül 1932 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

30 Eylül SOnN POSTA Sayfa 9 TİMURLENK Pariste Kaybolan Hikme —İl00— Mubarrırı: 4 Timur Çin Ülkesini D; Ele Geçirecekti Gür ve âmir ses, yüzlerce kafayı tek bir baş gibi yerlere eğdirirken — Timur, — maymunlu adamla — arkadaşlarının — ulcaşa ulcaşa yanına geldiklerini gördü Üçü de, sıra ile, üzengiye dudak- larim — yapıştırarak — tazimlerini arzediyorlar ve kendilerini tanıt- tırıyorlardı. — Germeyan “beyi kulunüz, Menteşe — beyi köleniz, Aydın beyi çakeriniz! Timurla Yıldırım! Büyük edibimiz Namık Kemal, Timurla Beyazıdın karşılaşmala- rını tasvir ederken: * Yıldırım iklimi — Osmaniyi cevelânına müsait bulmadığından etrafında olan hisarı inhisarı de- virmekte ve barikulâde bazı et- varının sadematı (1) esası idareye balel vermekte iken Timur meş bur, siperi saika gibi, tarikı isti- | lâsına dikildi. Eğerçi ifrat şidde- tine nazaran ânide yerinden ko- parması ihtimalden bait değildi. Fakat hasmile çarpışmıya başlar | başlamaz, sovkı rüzigârı — eczayı kuvvetini tarümar ettiğinden o ateşparei celâdet, yok yere mah- volup gitti , diyor. Şöhretli bir frenk müverrihi bütün İslâm tarihinde Timuar ile Yıldırımın — karşılaşması — kadar muazzam bir savaş yoktur, hük- münü veriyor. Timur saltanatını yazan İranlı Şerefeddin, şair Ha- #fi, Cenabi, cuş ve huruş sa'İ-ıibi Zindeği, — Ara; , Lâri ?:,illld TLiıirk lıgul'kümdıry:.ıısındaki melhameyi nakleden lâris, Neşri, Muhiddia, Sadeddin, Lütfi, Âli ve diğer Türk müverrihler de bu kor« cunç müsademe üzerinde uzun uzun tevakkuf ediyorlar. Bu Arapça, | Acemce ve Türkçe tarihleri oku- yup ta şöyle bir düşünenler mut laka “Cümlenin maksudu — bir amma rivayet muhtelif',, demek izlırarında kalırlar. Çünkü Acem () Namık Kemalin “bazı etyarı,, dediği şeyler, Yıldırım Beyazıdıa bir sürü münasebetsizlikleridir. O, müt- hiş bir gurur içinde ruhan sarhoşlar dığı gibi gece gündüz şarap içmek, tasviri caiz olmıyan şekillerde eğe lenceler tertip etmek suretile dev- let işlerini ihmal eder olmuştu. Zev- cesi olan Sirp prensesinden “şret meelislerinde pek çirkin surette eğ- leameyi öğrenmişti. Saray sefahat yuvası balinde idi. Beyazıdın sefahetinden doğan ah- lâksızlık, yavaş yavaş mubite de yayıldı,başta — kadılar olmak üzere bütün memurlar içmekte, eğlenmekte en müfril dereceyi terviç eder oldu. İdarenin intizamı — bozuldu, rüşvet avyuka çıktı. Gariptir. ki Beyazıt, kendinin yaptığını başkalarının yapmasına ra- zi olamazdı, bu sebeple birçok şid- detler gösterdi: Hatta seksen kadıyı bir gün toplatarak bir eve doldurt. tu, yakılmaları emrini verdi. Bu emir, infaz olunmak üzere idi. Saray soy- tarılarından — birinin — müdahalesile geri kaldı. Bu soytarı, bin altın mukabilinde Bayazıdın hiddetini ter- kin etmeyi deruhde ederek yolcu kı- ine girer ve huzura çıkarak bula gitmek İçin İzin ister. Be- yazıt, “aiçin?,, diye sorunca: “Kadı- İarımızı yakıyorsunuz, İatanbul im- paratorundan davalarımıza bakmak İçin papazlar istiyeceğim,, cevabını verir. İşte bu istihzadır ki 0 seksen kadının hayatını - kurtarmış, fakat Beyazıdı sefahatten uzaklaştıran an- eak Timurun sillesi olmuştur. Şerefeddinden Türk Âliye kadar her müverrih, Demirin Yıldırımı yendiğini ve bu yenmenin mu- kadder — olduğunu — söylemekte ittifak etmekle beraber harp mes'uliyetinin galiple mağlüptan hangisine ait olduğunu tespit etmekte adeta mütereddittirler. İki büyük Türk hükümdarın biribirini yok etmiye çalışması acıklı bir şeydir. Eğer onlar uzun bir münakaşa devresi geçirdikten sonra karşı karşıya gelip te çar- pışmasalardı, dost geçinselerdi, dil ve din birliğinin emrettiği kardeşlik vazifelerini anlasalardı, tarihin seyri bambaşka olurda. Evet, İki Türk hükümdar boğaz boğaza gelmeselerdi, İstanbulun Türkleşmesi yarım asır evvel vaki olacaktı — ve Fatihin — orduları Anadoluda değil, Macaristanda, Almanyada dolaşacaktı. Ayni zamanda Timur, Çin fülkesini ele geçirmiş ve oradaki Türk haklarını canlandırmış bu- lunacaktı. Onlar yapılacak işleri yapmadılar, yapılmaması muvafık olan şeyi yaplılar, Türk silâhını Türk topraklarında — kullandılar ve o silâha yas tutturdular. Bu sebeple biz, Sıvasın yıkılmasından, Ankara önünde binlerce Türkün ölmesinden, Türk silâhına mev'ut olan zaferlerin geri kalmasından dolayı Timuru da Beyazıdı da mes'ül sar a Fakat bizim yazdığımız niha- yet bir romandır, tarih değildir. Timurla yıldırımın niçin bozuş- tuklarım, hangi siyasi sebeplerle boğaz boğaza geldiklerini tahlil ve tasvir etmek vazifesini faşımı- yoruz. Şu kadar ki hikâyemizde onların çarpışmalar nı zikretmek- ten de geri kalamayız. Zira hikâ- yemize mevzu ittihaz ettiğimiz | büyük adamın son günleri o müthiş harp ile alâkadardır. Keş- te doğan, Semerkantte - parlıyan Timur Ankarada son şülesini görmüş ve göstermiştir. Yine bu harp, birçok entrikalarla — dolu- dur ve bu entrikalar — taribtev ziyade böyle bir. romanı « dar eder. İşte bu yıldırımı Timurun cserimizde kar- şılaştırıyoruz. Biri uzak şarkta değup büyü- müş, ödürü Bursada dünyaya gelip Dü setoka ve Edirne saray- larında hayata - alıştırılmış - olan iki kuvvetli Türkün bir gün düş- man sıfatile yüzyüze ve kılıç ktee hea gel eleri, hakikaten şaşıla- cak - tesadüflerdendir. Bunların yolları ayrı idi, bedefleri ayrı idi. Fakat insanların mukaddera- tını idare eden gizli el, Timuru Keş kasabasından çıkardı, dağ- lardan ve sulardan aşırdı, İran topraklarına getirdi, Kafkasyayı dolaştırdı. Dicle ve Fırat vadi- lerinde gezdirdi, bir aralık geri çevirip Hindistana götürdü, son- ra yine çekti, Anadolu kıyılarına attı. Beri tarafta da Beyazıdı, Kos- vada Osmanlıların hükümdarı mevkiine çıkardı, sağda ve solda uğraştırdı, Trakyada bulundurdu, Makedonyada ve Tesalyada cev- lanlar yaptırdı, nihayet Ezricana kadar sürükledi. Ç ( Arkası var ) Bey Pariste Beyin Esrarıengiz Macerası (Baş tarafı | inci sayfada ) dır. Paşa tarafından evvelâ odalık olarak alınmış, sonra nikâhlan- mıştır.. Duhter Hanımın Ahmet Muhtar Paşadan Bedrettin Bey isminde bir o%u olmuştur, Ahb- met Muhtar Paşa vefat edince | paşanın büyük oğlu Mahmut Muhtar Paşa, Duhter Hanımın nikâhlı bir zevce olmadığını, bun- dan dolayı ne kendisinin, ne de oğlu Bedrettin Beyin Pş, nın mira- sına dahil olamıyacaklarını iddia etmiştir. Fakat açılan dava Mahmut Muhtar Paşanın aleyhine netice- Tenmiş, Duhter Hanımın Paşa tarafından nikâblandığı sabit ol- duğu gibi elinde bulunan mü- cevherlerin paşadan çalındığına | dair olan iddia da ispat edileme- miştir. Fazat Mahmut Muhtar | paşa tarafından açılan bu davalar | bir hayli uzun sürdüğü için tara- feya arasında tabil görülmek lâzım gelen bir soğukluk ve bir müna- feret hâsıl etmiştir. Bu sırada Duhter Hanım, oğlu Bedrettin Beyi Parise, tahsile göndermiş- tir. - Bedrettin. Bey — Fransa- da hastalanıp ta vefat edince ikinci bir miras meselesi mey- ! dana çıkmiştır. Çünkü Becatettin * Bey, pederi Gazi Ahmet Muhtar Paşadan mühim bir miras yemiş bulunuyordu. — Vefatından — evvel elindeki servetini, bir vasiyetna- me ile muhtelif akrabaları arasın- da taksim etmiş ve bu paraları muh- | telif bankalara yatırmıştı. Bu arada valdesi Duhter Hanıma da mühim bir para bırakmıştı, Bu senenin nisanı Parise seyahali, işte meselesine ait pürüzleri temiz- lemek - ve bankadaki paraları almak için iht'yır elmişti. ' Yalmız Sait,Hikmet öeyin, kaybolmadan evvel bankalardan 530 küsur bin frank tabsil elliği nazarı dikkate alınırsa üzerinde mühim bir yekün tutan bir paranın bulunduğunu kabul etmek icap eder. Fakat bu zatin ayrıca yine bankalardan 200 küsur bin franklık bir para tah- | sil etmediği nazarı dikkate al- nırsa Sait Hikmet Beyin kendi arzusile takip ettiği esasını kabul içinde, bu miras etmek müşkül görünüyor. Sait Hikmet Bey — mayıs içinde Lozana hareket ediyor. Orada Mahmut Muhtar Faşaya randevu vermiş bulunuyor. Bu mülâkatta, yine miras mesele- lerine ait bazı şeyler — görü- şölecektir. Maamafih Paşa ile aralarında bir miras işinin mevcu- diyeti Sait Hikmet Beyin iddia- sında kalıyor. Çünkü, esasen bu meseleler — vaktile hal ve fasledilmiş, mahkeme kararına iktiran etmiş bulunuyordu. Evet., Sait Hikmet B. Lozana hareket ediyor, bu arada Sait Hik- met Beyden haber alamıyan aile — Paris Türk — Konsalos- | Tuğuna orası da Paris zabıta- sına müracaat ediyor. Fransız — zabitası — tahkikat yapıyor, görüyor ki Sait Hikmet Matüren isimli sokakta Sidaey otelinde oturuyordu. Fran- saya geldiği zaman bu efele J inmek mutadı idi. Zabıta memur- ları bu vaziyet karşısında bir arça hayrete düşmüyorlar değil. ira Sidney oteli üçüncü sımıf bir oteldir. Sait Hikmet Bey ise lıengindir. Binıe:ıleylı bu hasis- liğin manasını pek anlıyamıyorlor. Tahkik ediyorlar ve n ürüyyurlır ki Sait Hikmet Bey İ-ozana gi- derken yolda Laroş şehrine uğ ramış, gar civarında bir olelî oda tutmuş, sonra istasiyondaki tel, aneye giderek Cenevrede bulunan bir Türk kız - talel esine telgraf çekmiye gitmiş, bir daha görünmemiş. Sonra Cenevre Türk konso- losluğundan — büu - ötele - telefon | edilmiş, Sait Hikmet Beyin bı- raktığı bir bavul ile şemsiyesinlü Salt Hikmet Beyle zevcesinin ikamet ettikleri Nişantaşında Badraddin Bey apartımanı evvelâ Cenevreye — gönderilmesi söylenmiş. İki günlük otel parası verilmeden gönderilemiyeceği 0- telci tarafından söylenince yine Cenevre konsoloshanesinin resmi kâğıdile 20 frank gönderilmiş; budefa eşyaların Paris'te Matüren sokağında ki otele gönderilme- leri bildirilmiş. tahkikat yapan Fransız zabıtası filvaki bu eşyayı Sidney otelinde bulmuş, Paris Türk konsulushanesine teslim et- miştir. Buarada, Sait Hikmet Beyin Fransa'da Agacamyan is- minde bir dostu varmış. Bndostu da Sait Hikmet Beyden haber alamayınca meraka düşmüş, iki defa Laroş şehrindeki otele mek- tup yazmış, Hikmet Beyden haber sormuş. Fakat işia garibi, otelcinin verdiği endişe uyandırıcı malümat üzerine zabıtaya müracaat etmesi lâzımgelirken etmemiş. Sait Hik- met Beyden bir karttan başka bir şey almıyan zevcesi Duhter Hanımın müracaat ve teşebbüsü üzerine Fransız zabıtası harekete geçnıî.' ve bugün verdiğimiz bütün a malümat tesbit edilmiştir. İlraf edilmek JTâzımdır. ki — vaziyet, Fransız zabıtasının - endişelerine hak verdirici bir mahiyettedir, Paraya Tama Meselesi Sait Hikmet Bey — üzerinde çok para taşır bir adam olduğu için onun — bankadan tahsilâtta bulunduğunu — veya otelde cüz- danımı — çıkardığım. gören — her- hangi bir fena niyetli adam, onu bir tuzağa düşürmüş olabilirdi. Kimdir. Bu Genç? Yene Sidney oteli sahip ve garsonlarının ifadesine göre Sait Hikmet Bey Pariste iken hemen hergün öğleden sonra genç bir 'Türk delikanlısının ziyaretini ka- bul edermiş. Uzunca boylu, es- mer renkli, siyah parlak saçlı ve daima şık giyinen bu genç, Sa- it Hikmet Beye karşı mübalağalı bir ihtiram çösterir, pardisü ve bastonunu bile tutarmış. Fakat | gaybubetine sit haberler ortalık- ta çalkandığı — halde ne otele gelmiş, ne de Fransız zabtasına müracaat etmiş. — Bu sessizliği, bir hayli garip göremektedir. Salt Hikmet Beyin Vekili Sait Hikmet Bey elyevm şeh- rimizde bulunan zevcesi Duhter hanımın şebrimizde bir vekilleri vardır. ki Sultanhamamında, Ka- tırcıoğlu hannda bulunmaktadır. İsmi Alâeddin Beydir. Bu zat, Sait Hikmet Beyin Parise asıl bir miras işi için git | mediğini, çünkü bu mi halledilmiş olduğunu, sanda, her Vakitki a 'idooığini söyliyerek harekel etti- gini, oradan yalnız bir kart yaz- Çığını, Fransa için “Ağacanyan isminde bir dostunun adresini bıraktığını, bu sessizlik üzerine gacanyan z müracaat bu zatın verdiği ce- vapta Sait Hikmet Beyi Canev- reye gitmiş gösterdiğini, halbuki Cenevre Türk konsolo; da ayDı tarihte Sait Hikmet Beyi Parise hareket etmiş olarak bil- dirdiğini, binaenaleyh bu nokta- nn aydınlanması İâzımgeldiğini kaydettikten sonra diyor ki: “ — Sait Hikmet Beyin İs- viçreye, Mahmut Muhtar Paşayı görmek üzere hareketi -bildirik diği sırada Paşz Mısırda idi. Ancak son zamanda — Vişiye hareket etti. Sait Hikmet Bey, Paşanın — İsviçrede — olmadığını biliyordu. Bu itibar ile Lozana gitmesine bir mana verilemez, Sait Hikmet Bey hafif bir felç geçirmişti. Az, çok şuuru noksan sayılır. Başına bir kaza ve felâket gel- miş olabilir. Hususi zabıta hafi- yeleri, şimdi tahkikat yapıyorlar. Kimdir Bu kız? Sait Hikmet Beyin — Laroş şehrinden Cenevrede bulunan bir türk kız talebesine telgraf çek- tiği mevzubahs oluncıgı talebe hakkında da tahkikat yapılmıştır. Fakat böyle bir talebe bulunma- mıştır. Bu hadise hakkında Ce- nevre türk baş konsulosu Celâl Bey, şu malümatı vermektedir: 6 — Sait Hikmet Bey çok asabi, akli muvazenesi tamam ol- mayan çok unutkan — bir zattı. Mayıs ayında Lozana gelmiş ve burada — tahsilde bulunan bir Türk kızını aramıştır. Bu kizı bulmak - için Polise müracaat etmiş, polis te kimseyi bulamamıştır. Fakat Sait Hikmet , beyin akli muvazenesinden şüp- helendiği için 20 mayısta kedi- sini Cenevre — konsoloshanesine teslim etmiştir. Burada pasaportu tetkik edi- lince İsviçreye 7 mayısta bir defa daha gitmiş olduğu görülmüştür. Fatnl Sait Hikmet Bey, o zamandanberi geçen vakayii kati- yen hatırlamadığını — söylemiştir. Cepleri aranımnca an Pa- rise kadar bir üçüncü mevki bileti ve bahsedilen Türk kızına çektiği bir telgrafın müsveddesi bulunmuştur. Garibi bu telgra- fın aslı da Sait Hikmet beyin cebinde - çıkmıştır. Paristen Lozana çekilen bu telgraf nasıl mütekait zabitin eline geçmiştir, bu cibet malüm değildir. Garip Hadeler Hikmet Bey 20 mayısta Ce- nevreden Parise hareket etmiş, fakat bir kaç gün sonra tekrar Cenevreye dönmüştür. Bu sırada rabıtasız. sözler söylemiş: neye döndüğünü anlatmamıştır. Yalmız Laroş Migene uğm- yarak orada — otelde — çantasile şemsiyesini — bıraktığını, bunları almak istediğini söylemiştir. Bu- S yun üzerine konsoloshane kavas larından biri kendisini istasyona götürmüş, —Laroş için bir bilet İmış'ır. Fakat ertesi günü kendisi tekrar Cenevre konsoloshanesin- de görünmöştür. —Bu defa baş ağr sından şikâyet etmiş, Laroş istasyonu — deye Dijene — git- ğ bunun üzerine tekrar geri nü, hafızasına malik bu- ğını söylemiştir. kat dün gelen kat'i ifadeli telçraflar bu esrarengiz bâdise- nin meçhullerinden — birini çok şayanı esef bir tarzda mey- dana ç akarmişve bütün ihti- i ve bu Beyha öle anlaşılıyor. Ancak bu &'ünün i veya sebepleri, vela! hâ- 1'a bu zyamana kadar niçin kaldığı bugün için tasizmen meçhuldür. »i

Bu sayıdan diğer sayfalar: