9 Mart 1937 Tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 6

9 Mart 1937 tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

; Makedonya komita- cıları arasında 13 yıl (Rerimde görülenler, Şamnu da 929 yılında muallimlik eden gençier- dir.Bu gençler, Arif Orucu taşa, topaca tutan mefkürecilerdir.Ekserisi, «na vafana göç etmişler ve ön sırada görülenlerden avukat Bıılı]ı Hami ile, Ahmet Safa Ankarada şimdi devlet vazifeleri almışlardır. Komitaların Bulgartstanda fa: aliyette bulundukları altı yıl evvel Servi yolu üzerindekl bir köprü başında üç Bulgar hâkimini, gade darane bir şekilde öldürüp bütün memleketi dehşete veren en gaddar bir çete reisi: Doço Uzunof ya komitası), azaları Türklere karşı yapılacak umumi bir nü - mayiş ve tezahüire gizli, gizli ha- zırlanmağa başlamışlar bunlar, kendi aralarında - seçtikleri bir komitayı, kasabanın (saat mey- danı) diye maruf ve belediye binası —önündeki — meydanda bir. miting — tertibine —me - mur etmişler, bu komita, söz söy- leyerek Bulgarları Türkler üze- rine tahrik edecek hatipleri seç- miş, ve hâdiseyi Sofyaya, ecne- bi matbuatına duyuran Türkle- rin cezalarını verecek katilleri ayırmış ve hattâ kasabadaki on beş. yirmi jandarmanın müda - halesine mâni olacak müsellâh tertibatı da almış. Ben, elime geçen bütün ga - “zetelerin baş sütunlarında hep Razgrat hâdisesinden bahsedil- diğini, Romen, Sırp, Yunan, Türk ve diğer ecnebi gazetelere cevaplar verildiğini ve bilhassa şahsımın da bu yazılara afıldığını okudukça, ıedcml,'îı'î* atşlarım Kombitaların işlediği cinaye- istemiyor ve yalnız suçlu çetelerin meydana çıkarılmasını bekliyordum. Bazı gazeteler, bu hâdise üzerine De- korman Türklerinin isyan etmek ü- zere olduklarını bile yazmışlar ve Türkleri tahrik edanin de ben oldu- Bumu ilân etmişlerdi. Ok yayından çıkmıştı. Ben, bu hâdiseden bir 'Türk - Bul- gar mesşelesinin çıkmasını beklemi - yordum, Çünkü, bu hâdiseyi Bulgar- lar da çirkin buluyorlardı. Meselenin asıl garip bir ciheti de şudur, ki, biz, ateşle oynar bir vaziyette hukuk ve mukaddesatımızı müdafaaya çalışır - ken, bir kaç anavatan haini ve Trak- ya komilası ile müşterek çalışan ma- hut Arif Oruç ta, komitalar Jehine ve bizim aleyhimize mesvloyo karıştı.. Bu menfur karaktersiz herifin, Bulğaristanda başımıza getirdiği bir gürü felâketleri Türklüğe en çok düşman olan yabancı milletten bir düşman bile yapamazdı. Yıllardan - beri Bulgaristan Türküne müsallat lan ve Şumunda eski Bolu mutasar- yüz ellilik hain osman Nuri ve ge- Yazan: M.Necmeddin Dellorman) || Sefyadaki (Dellorman gazeteti başmuharriri le o zaman Sofyada ayda, iki ayda bir kere çıkarılan mahut (Dostluk) gazetesinde bir makalo noşretti. A- | Tif Oruç bu yazısında komitaları mü- dafaa ediyor. Ve Mozarlık hâdise - | sinde çetelerin kabahati olmadığını, ve hâdiseyi meydana vuranların hürriyetperver ve âdil Bulgaristan kanunlarına çarptırılınaları icap otti- iini, çünkü, mezarlık meselesi ve yıllardanberi muallim, gençlik, ce - miyet, şapka, yeni harf, Türkiye, Türklük diye ortaya atılan Bulga - ristandaki Türklerin Türkiye casu- su olduklarını, ilân ediyordu. Fa - kat, Arif Oruç haini, yazısile Bul- garistan Türkünün nefretini bir ke- re daha kendi üzerine çekti ve Şüm- muda bilâhare taşa, toprağa tutul - du., Arif Oruç budalasından bahset | meği diğer yazılarımıza bırakarak biz tekrar Razgrad'daki vaziyete dö- nelim. Komitalarm gizli, gizli tertip et - tikleri miting ile Türkler aloyhine tertibat alımırken; mutasarrıf, mu- sirrane ricalarla benim Rarzgrad'dan ayrımamaklığımı ve gelecek heyete izahat vermekliğimin münasip ola « cağımı, Türk halkı arasında kin, a- davat duyguları varsa — kendilerini teskin ederek, Bulgarlarla Türkler arasında bir çarpışmaya meydan ve- rilmemesini temine — çalışmaklığım söylüyordu. Mutasarrıf, kaymakaumın | derhal vazifesinden uzaklaştırılaca- ğını söylüyordu... Biz, hem muta - sarrıfın bu ricasını yerine getirmek, hem de, başlanan bir mücadeleyi so- nuna erdirip, Razgrad Türklerini yalnız bırakmamak için, Sofyadaki gazete, iş ve gücumuzu ihmal ve yü- züstü bıraktık.. Hüdisenin dördüncü günü Sof - yadan beklenen — heyet gelmişti. Bunlardan birisi Galatasaray Lise - sini ikmal eden ve çok güzel türk- çe konüşan — yanılmıyorsam (Kara Todorof) isminde çok nazik ve ter- biyeli bir zattı.. Beni davet etti. Kaymakamlık makamında saatlerce konuştu.. Evrak çantasından çıkardığı — bir sürü, Alman, Fransız, Yugoslav, Rümen gazetelerini masanın üzeri - ne koydu ve: “Hâdise, Bulgaristan için bir na - mus ve leke meselesi haline gelmiş- tir. Komitalarla, şuursuz bazı şıma- rık Süvenistlerin işledikleri suç ve kabahat umum Bulgarlık namına bir ayıptır. Hükümet, Türk halkına böy- le tecavüzlerin vukunu arzu etme - mektedir. Başvekil beni bizzat ça- ğirdi ve müsebbipleri bulup adli - yeye teslim etmekliğimi tenbih etli, Binaenaleyh, bir Bulgar tebası — ve bir Türk münevyeri sıfatile sizden | müzaheret bekliyorum. Solfyaya bir iki gün daha dönmeyiniz. Tahkika- tı yapalım, işimizi bitirip hep bir - Tikte dönelim,, dedi. Ben karşımda hüsnüniyet sahibi münever bir zat gördüm ve bu tek- lHife derhal muvafakat ettim. Kasa- badaki serkeşlerin yapması ihtimali olan tecavüzlere karşı da içimde bir genişlik hissettim,.. Kara Todorof bana Ali Naciyi tanıyıp tanımadığı- mı sorduktan sonra, onun da Raz- grada geleceğini söylemişti. Fakat (Devamı var) |Trendeki kadın.. (Dördüncü sayfapa davam) yordu. Yanından geçtim, Ayak ses- lerim üzerine, bir kere döndü, bak- | tı. Hafif bir tebessüm ettim. O, hiç aldırmadı. Kompartınana girdim. Bu güzel kadını mullaka elde et- mek için bir plân düşünüyordum. Ne yapmalıyım?.. Yanına gidip bir şey söylesem acaba paylar mı?. - Ya- hut polise mi leslim eder, beni?. O vakit rezil olurum.. Fakat, mutlaka bir sebep bulmalıydım. Kapıyı ara- ladım, Yayaşça başımı dışarı uzat- tım. Eyvah.., Kadın yerinde yoktu. Orada da yok, çıklıracağım.. Mut - lak komparlmanına girmiş... Şim - di iş çatallaşmıştı. Erkenden yatar, yarın sabaha kadar görünmezse, fena.. Camm sıkılmışti. Bir viski içmek masalardğan birine —olurdum. iç , son gülerek, hafif hir sesle: | — Alfedersiniz, Bay, dedi, | zetecisiniz değil mi?. | — Evet.. Ne olacak?.. î Daha çok gülüyarda. eğilerek: | — Yalnız bir kadın yolcu var ya, I dedi, sizi çağırıyor.. | Hayret etmiştim, birden ağzımdan kaçmıştı: | — Ne münasebet, dedim, nerede | | o kadın?.. — Kompartmanında. ] Garson bir gözünü kırparak, lâu- | bali bir tavırla, bana lisan halile de | bir şeyler anlatmak istiyordu. Kim | bilir, belki de: — Urmn etme, baydi, turnayı gö- zünden vurdun.. Demek istiyordu. galiba... Fakat merak etmiştim. Benim gazeteci ol- düğümü nereden biliyordu. Sonra, | besi ne yapacaktı?... Halbuki, ona biraz evvel kur yapmak isterken, o, | hiç oralı olmamış, yüz vermemişti. Garsıma sordum: — Benim gazeteci -olduğumu o | kadın nereden biliyor?.. — Ben söyledim.. — Ne diye söyledin.. Neden icap | etti?, —Bana, trende gazeteci var mu, | diye sordu, ben de, var, dedim. Ça- dır, geksin, dedi.. — Yani beni şahsen çağırmıyor; lâlettayin bir gazeteci olarak çağı - rıyor.. — Öyle olacak., | —Beni tanıyor mu?.. — Hayır, sizi gördü tabü... Fa- | kat, trendeki gazetecinin, siz oldu- l Zunuzu bilmiyor, l Gatsonun verdiği bütün bu iza « | hata “rağmen, kafamım içinde, ay - dınlanmış, müsbet hiç bir fikir yok- tu, Bir türlü anlıyamıyordum.. Ye- rimden kalktım. Aynanın karşısında kravatımı düzettim. Saçlarımı taradım. Kendime çe- kidüzen verdim. Koridera Garson: — İşte burası Bayım, dedi. Nu- | Mara 5.. Kapının önünde soluk soluğa ne- | fes alıyardum, — Âdetâ — titriyorum. Kendimde sen bir cesaret bularak: | — Tak tak.. Kapıyı vurdum.. Ses yok.. Heyecanım daba beter arttı. Tekrar kapıyı vurdum: — Tak, tak Tatlı, ince, içime baygınlık veren bir ses geldi: — Dur, biraz yavrum... Soyun- dum... Pijamamı giyiyorum.. Derhal düşüp bayılacaktım, A - man, deli olacağım, bana: — Yayrum, diye hitap — ediyor... Hem soyunmuş... Beni pijumasile kabul edecek.. Gözümün önüne, o güzel kadının dekolte, çıplak vücu- du geldi. Heyecandan kalbim “Küt,, kükt,, artıyordu. Çok tatlı bir gece geçirecektim.. ! Ben böyle ruyalara, hayallere da- | darken, içeriden sevgili kadının se- si geldi: — İçeri gel. Bir yıldırım gibi, kapının tokma « #i çevirip içeri girmiştim. Aman | © ne manzara idi — Mavi ipek, ha- | rikulâde ince bir pijama içinde genç ve güzel kadım yatağına — uzanmış, yatıyordu. Çıplak bacakları, karyo Tadan dişarı sarkıyordu. Fakat, içeti girmemle, kadının karyoladan fırlaması bir oldu. Yük- sek sesle, âdetâ bağırırcasına: — Siz ne küstah bir adamsınız... Kompartmanıma nasıl girebiliyor - çıktım. | sunuz?.. — Aman muhterem Bayan.. Za . taâlinizin davetiniz üzerine geldim.. — Alçak herif, bir de yalan söye lüyor. Çık dışarı çabuk... Ben na- muslu bir kadınım... Zannettiğiniz kokotlardan değilim Koşa koşa vagon resturana girdim... | ; Vüski hardağını önüme koyan gar - | Kulağıma | Okuyucularla Başbaşd Tarihi Bir Bina Yıkılacak mı?. Beyoğlunda oturan Kâzım Sıtkı imzalı bir okuyucumuz yazıyor: “Beyoğlunda, — Tünel — başında, Yüksekkaldırımın başında —bir ilk mektep vardır. Bu ilk mektep, es - ki mevlevi takkesine yerleştirilmiz- ti. Bu bina görülecek haldedir. | Binanın yalnız en üst katından is- | | tifade edilir. Alt katları yıkık, boş, | V eski, berbat, ahşap, kara bir bina- | dır, Duhdüm ki, bu binayı yıkacak- | lar, buraya, yeni, modern - bir ilk mektep binası yapacaklarmış. Bu fi- kir kadar insana ferahlık veren ne olabilir?.. Çok yerinde ve hattâ geç | kalınmış bir teşebhüs... Fakat, bir nokta var: Bu bina fev- kalâde tarihi kıymeti haiz bir yer - | dir. Bu bina en aşağı 200 seneliktir. Meşhur divan edebiyalınrın muta - | Savvil şairlerinden Şeyh Galibin der- | | gâhe burası idi, Burası, vaktile kıy- | metli bir edebiyat ve sanal yuvası | l idi. Şayh Galibin mezarı da binanın yanmdadır. Bence, burasını yıkıma- faza olunmalıdır. Yeni mektlep bina- sını da ciyarda başka bir arsada kur: malıdır.,, i malı, bilâkis tamir ettirmeli, muha- | Bu tetkikler neticesinde, “baskı | — O yastığı ne diye götürüyor » sun? — Patronun dizleri o kadar sivri ki... — Beni babam gönderdi, sizden | | bir tirbuşon İstiyor. — Peki yavrum, git babana söy- le, kendisi getirecekmiş de!, yöretelanm aN Lan a arenmnaşın aNN KeANamANNısearmazmimarnanınz | — Müsaade buyurun, çok muh- terem Bayan, izah — Hülâ söyleniyor, çık dışarı, di- yorum saha... Şimdi imdat işareti veririm Daha fazla dursam bir fslâket de- gacaktı. Derhal dışarı çıktım... Ken- dimi bitkin, mecalsiz bir halde kompartımanıma attım. * * Belki yarım saat, dalgın bir halde yatağımda yatmışım. Kapımın vu- | rulması ile kendime gelebildim. Bir garson içeri girdi: — Bir kart var, size Bayım, dedi. Kartta şunlar yazıyordu: “Çok muhterem Bay, sizden ö * | zür dilerim.. Bir yanlışlığa kurban | gitüniz., Size hakaret ettim.. Beni | | | | | | | | | affediniz.. Bunun kabahati bende de- | Bil, sözümü iyi anlamıyan aptal gar- | sondadır. Ben kompartmanına — bir muharrir davet etmemiştim. Cantm sıkılıyordu. Bir gazete almak için, gazete satan bir gazeteci, yani — bir müvezzi aramıştım. — Tekrar tekrar pardon muhterem hay.., Reşat Feyzi a1*—a| Nesi var, nesi yok temizledim.» | mı kaybettim. | ğanı bildiren kâğıt, haberci, | hepsini kaybetmedi. Para kazan- aüi döldi Eski İstanbul KUM Yazan'ı M. S.ÇAPAN batakhaneleri: AR.. Barbutu; hırsız, işsiz güçsüz takımları oynadığı gibi, klüp mıidıvım DK WW Jfıwm I Kumar yalnız eski değl. Avrupanın en lüks Fotiraj — Mütemadiyen pas yapan oyuncunun elini boz - mak için (2) veya (3) sayı da durmak, (7) e, (8) e kâüğaıt çek- | mek. (Bu tabir bakara ıstılâh - Jarındandır.| Temizlemek — Oyun oyna - yan bir adamın bütün parasını almak, «Enayiyi bir yakaladım, Sabunlandım — Bütün para Yerini yap — Krediyi temin et, oynayacağın parayı sağlam - la. (Bu tabir bütün oyunlarda kullanılır. — Mevcut — parasını kaybeden bir oyuncu tekrar o- | yunu devam etmek istediği za - | | man şanjör para ister ki mü - kabilinde fiş versin. Tabelâcı da çıkmış almadan oyuncuya zar attırmaz. İşte o zaman oyuncu- ya eyerini yap!» der ki bu, pa- ra bul da öyle oyna!), (bitirim ciye söyle 0 versin!) manasına gelir.) | Hasta Parasız. Paseta o- yununda beden kâğıt. Üstüne düştü — Parası alım- l mak için hazırlanan hileli bir o- yuna, bir başka oyuncunun kon- di kendine gelip oynaması. «Pa- lamutu yapıştırmış, — Ahmedin parasını alıyorduk. Recep te i - sin üstüne düştü. Onu da kiriz- Tedik.» Satış — Başkasının parasile kumar oynayıp bile bile kaybet- mek. (Bazı tuhaf haleti ruhiye- 1i insanlar vardır, kendileri © - yün oynamağı bilmezler, fakat | başkalarına para vererek ayna- tırlar. Para verdikleri adamlar da kasden kaybederler ve sonra | bu parayı taksim ederler. Bazı açıkgözler de, oyun oynamak için az paraları olduğunu söy - Tiyerek, kendilerine ortak arar- | lar ve ortaklarının paralarını satarlar. Günlük gazetelerden | birinin muhasebe işlerinde ça- | hşan (H...) böyle bir kaç kur - nazın eline düşmüş, geçen vıl o bir para kaybetmişti|. Kafes — Paralı bir oyuncu- nun parasını çalmak için terti- bat ahmak, hazırlık yapmak. Boğuntu — Hilekârlıkla pa - ra kazanmak, hilekârlık vıpmnk için tertibat almak. Kılavüz — Paralı, zongin o - yuncuları kıımarlıano_ve düşü - ren, paralarını çaldırmağa alet olan adam. (Bunlar, pazarlıkla adam getirirler, bazan kaybolan paranın yarısını, bazan da yüz- de otuz, veya kırkını- alırlar.) Bakarada palamutun yaklaştı- Lâmbaya baktı — Pasota o - yununda en altta çıkan kâğıt. (Oyuncu kız üzerine oynar, kız- da façada çıkarsa, lâmbaya bak- tı derler ki, bu şekilde para kay- bolmaz|. Yolu var — Daha parası var, mak için bir çok hile usulleri var. «Yirmi askerini aldım ama, daha almanın da yolu vardı. Fa- kat çakallar geldi, işlemeyi bı- raktım.» Dolma — Kâğıtları kazanı - lacak bir şekilde istif etmek. Kulak delmek — Aptal bir o- yuncuya boğulduğunu söyle - mek; kurnazlığa — alıştırmak. «Haydarla bir daha oynama, kâğıt çalıyor, gözünü aç!» Gider — Kaybedilen kâğıda tekrar para koymak. (Bu tabir yalnız pasetada kullanılır). Punt — Sayı. Bir oyuncunun daima kazandığı kâğıt. Meselâ kız. «Kız benim puntumdur, on- dan ayrılmam!» - (paseta ve kı- sosyete adamları, leri de oynar 'a'f"*“îiî“*w ÜN İstanbul bDatakhenelerinin harcı salonlarının da harcı idi liç istılahlarındandır). İçeri — Kaybetmek. «Ahmedi yüz kuruş içeri al!» (Paseta, bar- but, kılıç ve maka, otuz bir isti- lahlarındandır.| Dışarı — Kazanmak, «Kara Sadığa benden beş yüz ver, dı - şarı yaz'e Dümen — Saf bir öyuünecüyu hilekâr oyuncuyla oyuna tutuş- turmak için muhtelif çarelere baş vurmak, Telgraf — Oyun oynayan bir adamın yanına oturup elini i İşm- retlemek, k.ıgıdınnı haber ver- raf muhtelif şekiller- Yargile ile, ayakla, e- lini şakağına d'ıxaımık].ı başını ağa sola çevirmekle, ayağa vur- makla. Ayağa bir kere vurulur- sa kupa, iki kere karo, üç kere sinek, dört defada m:ıçadu'. Me- selâ telgraf veren adam bir ke- re vurursa «elinde kupalar ek « sik ona git'. demektir. Başını e karo, yukarı ba - k işaretidir. Nargileyi ında tutarsa kupa, ağzından çekerse karo sinyalıdır. Bu işa- retler «yiğite oyununa yarar. «Pastra cimdallı oyunlar- da ış.uvtlcı ayni olmakla bera- ber, başka manalardadır. Meselâ bir kere vurursa «aso» iki kere vurursa sikili>, üç defa <onlu dört dela evale» dir. Elini boğa- zınâ götürürse (7) li, havaya bakarsa (9) ludur. Şunu da söy- leyim ki telgrafın muayyen bir sistemi yoktur.| İsvoli — İşaretli kâğitların | ortasından, altından kâğıt al - mak, en üstündeki kâğıdı mu - hafaza edip kendine saklamak Tİsvoli muhakkak sirkaflı ve tırnaklanmış kâğıtlarla yapılır, Oyun hırsızı, kendisine lâzım 0- lan bir papazı, bir asoyu kâğıt ortasında görülür, hemen onu' kendine alır. Ve bunu kimse görmez. Ve bu işi yapmak çok meleke ve ustalığa bağlıdır.| Avanta — Hursızlıkla para kazanan bir kumarbazdan «sus payıl» almak. «Sirkafle işliyor- . du. Bekledim avantamı aldım!» Hile ile oyun oynamak, kâğıt tanımak, «Küâğatları tanıyor - dum, üStelik façayı da gördüm, işin avantasına kaçtım.» ; Haraç — Oyun oynarken hır- sızlık yapan tirişörden zorla a- hnacak süküt. Yalan söylemeki — Hileli zar- la gelmesi ümit edilen sayının gelmemesi. «Öküzleri koştum, şeş gelecekti. Gelmedi, yalan söyledi.» ğ Kapak altı — Bir nevi hile « kârlık. (Kılıç oyununda bazı 0- yuncular mütemadiyen bir kâ- Bat isterler, everbeşliyi yüz ku - ruşa!» «ver beşliyi beş yüze'» derler. Böyle daima bir kâğıt ü- zerine oyun oynayanların kâ - gıtlarını kaybedecek bir şekil - de düzeltmeğe kapak altı denir.) ZaZZrıZma bak — Hesabımı tut, eksik kış vermesinler, tabe- lacak bir şekilde tanzim etmek. 1 düzmek. Sepet işi — Bakara hllelenn- den bir çeşit. (Bakara bahsinde | Dokuz mante — Poker hile « lerinden bir nevi. (Poker bıh-' sindeşeklini anlatacağız.| Köprü — Poker hilelerinden , bir nevi. (Porek bahsinde yeklı- ' ni anlatacağız.| Kapak — Poker )ulelennden ! bir nevi. (Poker bahsinde .ek- lini anlatacağız.| (Devamı var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: