1 Mayıs 1935 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 10

1 Mayıs 1935 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

“TAN" m tefrikası ; ©, Yazanı Nizameddin NAZİF —HH————— — —0 Koyu Hiristiyan İngilizler, Koyu Hıristiyan Frans Bu ölüm Rizansım talihini ör- ten gölgeleri biraz daha koyu- laştırdı. Lirlerin birer telleri daha koptu. Kiliselere nezir edilen mum- lar biraz daha çoklaştı. .e Ve; korku arttı... Zira, en kötü şartlar içinde yaşıyan Bizanslılar Sekizinci İyovannis'in zeki diplomatlığı- na çok bel bağlamışlardı. Çok şeyler ummağa alışmışlardı on- dan. Ve bu ölüm, Teodos surları içinde yaşıyan herkesi sarstı, herkesi yüreğinden vurulmuşa döndürdü. Vareng ünifonması içinde eski devirlerin güzel, ya- kışıklı ve adaleleri kuvvetli gençlerini görebilmek hulyala- rına kapılmış olan genç kızlar yaldızlı rüyalarından uyandılar. Bizansın yükseleceği devirlerin yakınlığına inandırılmış olan- lar, beğenemiyecekleri kadar kötü bir hakikatin burunları di- bine yaklaştığını görür gibi ol- dular. Ve bu sayısız hayal kı- rıklıkları içinde, içine düşülen matem, iç sızlatan bir başka a- cılık, korku veren bir kara rerik aldı. İyovannis günden güne kaba- ran Türk tehlikesi karşısın 'a vatandaşlarına hergün bir tesel. li ışığı saçmağa, onlara daima nurlu ve ümitle dolu bir çıkat yol göstermeğe muvaffak ola- bitmiş bir hükümdardı. “Bizans zayıftır, çürümüştür ama,.. — diye düşünebilmeğe a- lıştırmıştı Bizanslıları — biz, bizi tehdit eden Türk İmpara- vetli olan “Büyük y kalabaliklarına — dayanıyoruz. Salibin on asır saltanat sürdü- ğü topraklardan kovulmasınma bu büyük kalabalıkların müsaa- de edeceklerini kim iddia edebi- lir? Garp hıristiyanlarının, mu- kaddes hıristiyan beldelerine karşı olan bağlılıkları az mı tecrübe edilmiştir? Ehlisalip or- dularının Kudüs'e ulaşmak için göze aldırdıkları fedakârlıkları masıl unutabiliyorsunuz? Kudüs topraklarını kanlarile sulayan haçlıların sayısız mağlübiyetler karşısında yılmayan kinleri Bi- zans için tükenmez bir ihtiyat kuvvetidir. Bunlardan bugün değilse yarın, yarın değilse ö- bi_irgişn mutlaka istifade edece- Biz..." Ve hep bu afyonlayıcı ümit ile Bizan3, dört tarafa kulakla- rını açınış ve her günü bir tür- lü gelmiyen bir zafer haberi bekliyerek geçirmişti. İyovannis hakikaten söyledi- ği gibi düşünen bir adam mıy- dı? Bunu kestirmek elbette mümkün değildir. Ama, zanne- dilebilir ki, bu ümidi evvelâ bir politika hüneri olarak vatandaş- larına sunmuş olsaydı bile te'- rarlıya tekrarlıya nihayet bir gün kendi kuruntusuna kendisi de inanmış ve cidden garp hı- ristiyanlarına bel bağlamıştı, İkinci Murat'ın bütün bir hı- ristiyan dünyası karşısıhda iyi pişirilmiş bir keklik kızartması gibi “Mukaddes Imparatorluğu- nu” çıtır. çıtır. yiyebileceğini havsalasına sığdıramıyarak ya- şamıştı. Bedbaht İyovannis, hıristi- yanlığın bir varlık olduğuna, bir birlik bağı olduğuna inalmıştı. ve hep bu ümitler içinde çırpı- marak, yıllarca çalışmış, düşma- yunın başına bir çorap örimnek imkânlarını aramıştı. Halbuki, bu hrristiyan âlemi, bu hiristiyan Avrupa, Bizansın düşmanıma saldırmak için bir- leşmek şöyle dursun, Türk Im- paratorluğunun — istikametini garba çevirecek bir saldırışında £endi kendisini koruyabilimek ızları Tutuşturup Yakıyorlardı ? İyovannis için bir birlik kuramıyacak bir halde “büyük hıristiyan kalaba- lıkları” biribirlerini kemirmekle ıâıxquul olmuşlardı ve oluyorlar- ğini yapmak İstemiş olmasın- dan başka akıl erdirilecek bir kabahati olmıyan zavallı Beşin- ci Feliks'in üzerine saldırmış değil miydi? b Venedik bir başk B , Faraza, koyu hıristiyan İngi- yordîefkinglrmıın;': &ç;:ıız liz askerleri koyu hiristiyan ettiği Jan Honyat bir başka hul. Fransız şehirlerini katranlayıp katranlayıp — tutuşturuyorlardı. Şurada, burada koyu hıristiyan “Yu hrristiyan orduların esirleri: ni kiliselere doldurup doldurup saman dumanlarile boğmaktın çekinmiyorlardı. İşte Jan Dark... Kılıcımı Sen Mişel'i nelinden alan ve zırhımı Ruhülkudüs'ün ilhamile giyen güzel çoban kızı!.. Memleketini - esirlikten kur- tarmak için zamanmın erkekle- rini gölgede bırakan mertlikler göstermiş olan bu İsa dininde- ki Fransız kızını kuru odün yı- ğgınları üstünde diri diri yakan. lar İngilizlerdi ve hıristiyan ta- rihinin bu en acıklı işkence sah- nesini en büyük bir zevkle sey- retmiş olanlar İngiliz papazları olmuşlardı. Bu facia Sekizinci | İyavannis'in ölümünden on ye- (di yıl evvel dünyaya gösteril- mişti ve ondan sonra hıristiyan kalabalıkların biribirlerine karşı olan düşmanlıkları, fenalıkları, haydutlukları durmamış, bitme- mişti ;bilâkis artmıştı... şte daha dün, Romadaki Pa- pa bile, yani gü anda peygam- ber İsa'nın yeryüzünde vekili o- larak tanınan Beşinci Nikola Parantoçelli, katolik hiristiyan- ların kiliselere nezir ettikleri al- tın şamdanları eritip döktürdü- | gü paralarla topladığı ve silâh- | landırdığı hıristiyan sürülerini, gene Peygamber İsa'nın sevgi- li bir tenln olan ve onun velejili. yanın peşinde koşmuştu. Epir ve Arnavutlukta hüküm süren İskender Beyin di aykırıydı. Hatta Bizansım efi y: kın komşusu ve “Türk” imzalr her zaferden Bizans kadar kay- beden Trabzon İmparatorluğu bile dehrin rüzgârımı bir başka yola çevirmeğe uğraşıp duru- yordu. Böyle bir Avrupadan ve böy- le bir büyük hrristiyanlık kala- balığından neler ümit edilebi- lirdi? Hiç... İyovannis vatandaşlarına bi- raz iç kuvveti vermek, onları biraz dinçleştirmek istediği za- man derhal Avrupaya murah- haslar, heyetler göndermeği â- det etmişti. Bunlar ve hatta kendisi bizzat o kadar çok defa Avrupa hiristiyanlarının ayak- ramışlardı ki, artık bu bir nevi dilencilik haline gelmişti. Ayni ne rağmen büyük hiristiyan ka- iabalıklarından en ufak yardım koparamamıştı. bir yardım haline girebilmesi tahammül edememişlerdi. (Arkası var| I.. v üğünden: Yüksek Balık Enstitüsü için el ile çalışır ve saatte 100 kutu kapatır bir kutu kapama makinesi pazarlıkla satın alınacakdır. Bu makine ile yuvarlak, mustatil ve dört kö- şe kutuları kapamağa mahsus kalıplarda beraber verile- cekdir. Kutular kapanırken yalnız makaralar dfinecek— dir. Ağırlığı mümkün — olduğu kadar hafif olacakdır. Şartnamesi cumadan başka günlerde Enstitüden parasız alınabilir. Tahmin edilen kıymeti 355 liradır. İhalesi 7-5-935 salı günü saat 14 de Balta Limanındaki Ensti- tü binasında Komisyon tarafından yapılacakdır. İstekli- lerin (27) liralık makbuzları ve başka kanuni belgele- rile o gün ve saatte yeri gösterilen Komisyona gelmeleri. "0 £2254) teşvik ve en sefil dilencilikleri- Belki biraz merhamet eden- ler olmuştu ama bu merhametin için çok pahalı teklifler de yap- mışlardı. Öyle tekliflerle Tyo- vannis buna razr olduğu halde Bizanslılar ölümü göze almış- lar, fakat bunu dinlemeğe bile | hadiseyi g“zünde büyütüyordu. Yüksek Balık Enstitüsü Müdür- HIKAYE Zemberek Doktor Memduh, sık sık ol- duğu gibi gecenin bir kısmını eski dostu Cemil'in köşkünde geçirmişti. Yatmak vakti gelip te evine dönerken, içinde bir ra- hatsızlık duydu; Onunlu her za- man böyle basbaşa kalıp dün- ya ve memleket hadiseleri et- rafında konuşmaktan, geçen ha- tıraları yadetmekten zevk alır- dı, Fakat ö gece, Semil'in evin- den çıktığı zaman içinde tatmin edilmemiş bir şey seziyordu. Doktor, Cemil'i her zamanki gibi neş'eli görmeyince sormuş- tu: — Ne 0? Sende bugün bir de- Zişiklik görüyorum. Ver şu nab- zınt bakayım. Nabzma bakmıştı: — Tansiyon fazlı.. Acaba ne- yin var? — Ne bileyim, sen doktorsun, daha iyi bilirsin. Her halde ben de kendimi pek parlak hissetmi- yorum. Yoksa mevsimin değiş- mesi filân mı? — Her mevsim değiştikçe böyle mi oluyor? Elli yaşında- sın dostum, biraz kendine dik- kat et, Her cihetten gemleri sıkmak lâzım., Fazla et yemc... Tütünü, içkiyi bırak. Temiz ha- vada kendini yormadan bir iki saat gezinti fena değildir. Hele insana sinirini oynataa, heye- can veren şeyle den sakırimalı, — Öh, oh, ağzımıza da bir ik, tamam.. — Sen alay ediyorsun ama, ne yapmalı ki, zaruret var. Hoş sıhhatin maşaallah yerinde, kal: bin de sağlam.. Muntazam bir hayat takip edersen, büsbütün düzelirsin. — Öyle olsun diyelim de.. — Haydi şimdi rahat rahat yat ta, ben de yavaş yavaş evi- me gideyim, e Saat on bir vardı. Hava sıcak. Cemil birdenbire içinde derin t adam, şimi- di evinin içini pek yalnız, ha- yatını bomboş hissediyordu. Yatak odasının kapısır.ı kapadı- ğt zaman adeta bir korku düy- du. Hemen bütün lâmbaları yak tı. Her gece olduğu gibi saati- ni kurdu. Bu presisyon krono- metre saati vaktile babası ken- disine hediye etmişti. Bugüne kadar da muntazaman işliyor- du. Gazetelerini, okunacak ki- tabını, saatini baş ucundaki ma- saya koyar, yatağına uzanır, bir müddet okurdu. O gece Dok tor Memduh'un tavsiyeleri de zihnini epeyce meşgul etti. Fa- kat yatağın vordiği rahatlık ve rahavet kafasındaki bütün göl. geleri dağrtı. Saat t- on iki ol- larına kadar giderek yardım a- | muştu, yattı, uyudu. o Sabah saat üce doğru birden- bire kan ter içinde uyandı. Için- de acayip bir sıkınu duyuyor. bir şey göğsünü tazyik ediyor, nefesini güçleştiriyordu. Karşı tarafa gelen gardrop aynasın- dan gördüğü yüzü sapsarı ke- silmişti. Kalbi daha sıt atıyor- du. Bilhassa nabzının böyle yükselişini garip buluyordu. Hiç bir zaman böyle olduğu yok tu- Fakat kim bilir belki de bu Ertesi gün doktora malümat | vermek üzere nabzını saymak istedi. Yatağında doğruldu, masa- nın üzerinden saati sol avucu- nun içine aldı. Sağ elinin par- maklarile de so' elinin nabzını tuttu, kronometrenir saniyele- rine bakarak saymağa başladı. Şaşılacak şey! Saatin küçük ibresi hareket etmiyordu, saat durmuştu. İyice kurmamış olması ihti malini düşündü. Hayır, saat her akşamki gihi muntazaman ku rulmuştu. Fakat saat üçe beş kala durmuştu. Demek ki duralı daha o kadar çok zaman geçme- mişti. Ö sırada dışardaki saat üçü vurunca, Cemil kronomet resinin tam beş dakika evvel durmuş olduğunu anladı. Yani Ecnebilerle Evlenmek Meselesi Bir kadır okuyucumuz “Şa” Tumuzu ile gönderdiği mektup- ta sorüyor: “Kendime ait olup olmadığı- nı bildirmeden, bit mesele hak- kında fikrinizi öğrenmeği me- tak ettim: Bir Türk kadımının eenebi erkeğile evlenmesi hak. kında ne:dersiniz? Doğru mu- dur? Saadet mümkün müdür? Değilse, neden Türk erkekleri ecnebi kadını alıyorlar, Onlara ses çıkarılmıyor da neden kadın ayıplanıyor? Cevabımnızı sabır- sızlıkla bekliyorum.” Kadın olsun, erkek olsun, ec- nebi ile evlenen insan, pek çok sebeplerden dolayı sonsuz bit geçimsizliğe namzettir: Karı koca arasında nt kadar fikir bir- liği olursa clsun itiyatlarda ve zevklerde büyük bir ayrılık ola- cağına şüphe etmeyiniz... Her zamankinden ziyade bu asırda milli hassasiyetler arasında bü- yük uçurumlar vardır. Buna dil meselesini de ilâve ediniz, insa- nın kendi evinde, en yakın eşi- le ana dilini konuşamaması ai- lenin havasıina öyle bir yaban- çılık doldurür. ki, en kuvvetli aşklar bile bu ayrılığı yadırgar- lar. Sonra çocuk meselesi gelir; iki yabancı kutup arasında bü- yüyen bu melez yavru, benliği- ni hangi tarafta bulacağını şaşı- rarak bedbaht ve fena manasi- Te bir kozmopolit olur. Kadınların ecnebi erkeğile evlenmeleri şunun için daha fe- nadır: Kanun, aile reisliği hak- kınr erkeğe veriyor; böyle o- lunca ailenin bütün istikameti ve çocuğun terbiyı ir ecnebi- Ati dın ecnebi olursa bu malızur ) kadar yoktur. Kadınlardan kaçan bir genç Bir erkek okuyucumuz H- O S rumuzu ile şu mektubu gön- dermiştir: “28 yaşındayım. En müşkül. pesent bir kadının hoşuna gide- cek kadar yakışıklı bir gencim, Ailem asildir. Bir iki lisan bili- yorum. En çok hayret ettiğim bir şey varsa, bilhassa gayri müslim kadınların bana olan meyilleridir. Geçen sene gayet zengin bir ecnebi kadınile ta- nıştırm. Beni çıldıracıya sevdi- ğini arladım. Fakat mişanlana- cağımız gün kendisinden ayrıl. dtm. Kederinden Marsilyaya gitti ve orada oturuyor. Bir | Türk genci başka ne yapabilir- di? .. “Nereye gitsem kadınlardan rahat bulamıyorüm, Yalnızlık- tan da camm sık'lıyor. Hali vakti yerind. bir dul kadının beni sevm sini istiyorum. Ne yazık ki, bu da pâzarda satıl: maz, değil mi?” o Anlamadım. Bu mektubu ni- çin yazdınız?... Gençsiniz, gü- zelsiniz, asilsiniz, birkaç dil bi- liyorsunuz, kadınlar size bayılı- | yorlar, onlardan rahatınız kaçı- yor da neden bu tümen tümen sevgililer arasında sizi seven, hali vakti yerinde bü dul bula- mıyorsunuz? Mektubunuzda sa- rahat olmadığı için yazınızı o0- küuyucularımızın - huzuruna çı- karmıyacaktım, Fakat sizi an- lamaya çalışmağı bugünlük ter- cih ettim. Ecnebi kadınların sie ze zâfları belki de birkaç dil bilmenizdendir. Onlara burada- ki yabancılıklarını unutturuyor- sunuz, Fakat kadınların sizi ra- hatsız edecek kadar peşinizden koştuklarına inanmak için bu mahlükların sizde uyandırdık- ları tesiri anlamıyacak kadar duygusuz ve aşağı seviyede ol- duklarını kabul etmek lâzımdır. Zaten sizin kendini bilen bir ka- dınin sevgisine ihtiyacınız da “ATTUTEÜTZ 'nğunar vüyem mağa çalıştıkça ona - tesadüf imkânları artar. Verasetin ve tabiatin size verdiği meziyetle. re kendinizden pek çok şeyler katmağa muvaffak olursanız ta- rif ettiğiniz kadını bulmaktan kolay bir şey yoktur. Uzaktan tahmin edebildiğim vaziygtini- zin ilham ettiği fikirler bunlar.. Mektubunuz daha fazlasını dü- şündürecek sarahatten mah- rum... —. kendisinin kan ter içinde uyan dığı zaman.. Bu müşahede Cemil'in büs- bütün içini sıktı. Zaten geceden karışık olan zihni şimdi büsbü- tün allak bullak olmuştu. Bu te- sadüfte bir uğursuzluk olabilir miydi? Otuz senedenberi kul- landığı halde. bir saniy durma- dan işliyen kronometresinin simdi böyl birdenbire duruve- rişi tuhaf değil miydi? Cemil gecenin süküneti, evin ıssızlığı içinde gittikçe şaşkın- laşmağa basladı. Vücudu titri yor, kulakları uğulduyordu. Hizmetçiyi çağırıp doktora ha- ber göndermek istedi, fakat o kadar kuvvetsiz ve bitkindi ki, şöyle doğrulmak isterken, bir- denbire karyoladan aşağı yıkıl- dı, Cemil ölmüştü. e Ertesi ssbah, eski dostunun baş ucuna geler doktor, Cemi- lin çoktan can vermiş olduğunu anladı. Kronometre hâlâ takal- lüs etmis parmaklarınm içinde duruyordu. Doktor da merak etmisti: — Saat dün gece pek ölâ işli yordu, dedi. merhum kaç defa gıkarıp yanımda baktı. Her ha! de Cemil karyoladan yuvarlan- dığı zaman suükut neticesi zeri- berek kırılmış — olacak. Zavallı dostum, saatini ne kadar sever- di, ne kadar kıskanırdı. Sanki kendisinden sgonra önun da ya- şamasına razı olmadı. SEM Bir köpek için milli cenaze merasimi Japonlar geçenlerde ölen bir köpek için milli cenaze merasi- mi yapmışlardır. Sebebi de şu- dur. Bu köpek her gün akşam üstü müuayyen vakitte istasyona giderek sahibini bekler ve bera- berce eve'dönerlermiş. Sahibi bir gün ölmüş. Ve köpek on bir se- ne mütemadiyen istasyona gide- rek artık bir daha gelmiyecek olan sahibini her gün beklemiş- tir. Bunu bir sadakat nümunesi olarak gören Japonlar, köpeği milli kahraman saymışlardır. Hatta kendisinin akşamları is- tasyonda sahibini beklediği yer- de bir de heykelini dikmişler- dir. i — Almanyanın Japon birası Alman birası, uzun zamanlar- danberi v de haklı olarak dünyanın * en iyi birası bilinir. Fakat Almanıbira sanayii hem de kendi #nemleketi içinde hıç beklenilmedik bır rekabet teh - Hkesine mâruüz bulunmaktadır. Filvaki Japon biraları şimdi Al- manyada boş bir şişe ucuzluğu- ha satılmaktadır. Nazilerin mevkii iktidara gel- dikleri zamandanberi Alman bi- ra ihracatı azalmıştır. Almanya bugün İngiltere ve Japonyadan sonra bira ihracatında üçüncü gelmektedir.

Bu sayıdan diğer sayfalar: