22 Haziran 1935 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 7

22 Haziran 1935 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Gi ÖZ DiL ÖZ TÜRKÇE KELİMELER ASN Listede e MeTclere 22.6. 53S KN SAYFASI UTANJIN ÖYKÜSÜ (HİKÂYE| TAHTA KAŞIK 35 İNCiİ LİSTE Örnekler: 1 — Bir devlet için en büyük erk kaynağı, ekonomik geli- şimdir. 2 — Bir şefin asil erkesi hal- kın sevgisidir. 3 — Erkmen, küçük- lerin kusurlarını hoş görür. İktisab etmek — Edinmek, Mükteseb — Edinik. İktisab — Edinc Müktesebat — Edinçler. Örnekler: 1 — Hukuku müktese- be — Edinik haklar. 2 — İlim edinç- leri oldukça eksik olan bu adam.. İktifa etmek — Yeter bulmak, yetsinmek. ç a Örnekler: 1 — Hiçbirimiz hava sav gamız için 200 kanadı yeter bulma- isini hoş kullanırsanız niz paranın yarısı ile de yetsineceğine şüphe etmiyorum... İlşa etmek — Giz açmak. İişaat — Gizaçı, Örnekler: 1 — Sazanof'un büyük harp zamanında İstanbulun çarlığa nasıl verildiği hakkındaki giz açıları- nt okudunuz. mu? 2 — Dostlarının sırrını dile vermek, devlet işleri hak- kında giz açmak en kötü huylardan- dır. İhmal etmek — Savsamak, İhmal — Savsa. Örnekler: | — Hava işi gelmez. 2 — İşini savsayan talisiz- likten bahstetmemeli. İhtiyat — Saknı. İhtiyat etmek — Sakmtmak, Örnekler: 1 — Hayır, o bu işte savsa değil saknı göstermiştir. 2 — Kredi işlerinde saknıyan bankalara kızmamalısınız. İktifa etmek — İzdemek. Tilmiz, şakirdimarifet — İzdemen. Örnekler: 1 — Biz bütün devrim davalarında Atatürkü izdemekteyiz. 2 — Akıl öğretmeyi bırakınız, eği onun iyi bir izdemeni olursanız bu gerel de size yeter, — K Kurunuvusta —— Octaçağ, Kurunu ahire — Sonçağ. Yeniçağ. , Duraç. Örnekler: 1 — Bu cümle gramer kurallarına göre doğru değildir. 2— Taksim anıtının mermer duraçını na- Si buluyorsunuz. Küvvei inbatiye — Bitelge, E Lehdar — Yanat. Örnek — Ahmet sizin en coşkun yanatlarınızdandır. Lütfu ihsan — Kayra, Örnek — Türk hava kurumuna â'ırdıuımu. bir kayra değil, bir ödev- e. Lehte, lehinde — Yana. Lehte olmak — Yana olmak. Örnekler: 1 — Bu işte sizin fik. tinizden yana değiliz. 2 — Ben böy- le önergelerden yana olar Lehinde söylemek — lemek. Örnek: O her yerde sizin iyiliğini- zz söyler. M Muhalif — Ayrışık. m. İyiliğini söy- YOSMA! Etem İzzet BENİCE | Bun de, ne isterseniz?. Doktor ilkönce biraz durgun, biraz değişik, sonra daha biraz açılan, şenlenen bir sesle: — Kardeşim, çocuğum, baya- Hım gibi bir şeyler mi diyeyim?, Diye sordu. Güney doktorun Sıraladığı bütün bu kelimelere Büldü, güldü: — Aman doktor, ben kızım demenizi beğenmezken neler de bulundunuz?. Dedi, Doktor yine biraz dur- Bun, yine biraz değişik: — Bulamadım.. bulamıyorum. ğı!'l“biı şey bulun, onu söyliye- ! Dedi, Engen kızm yüzüne bir Pembelik yayıldı. Sesi titredi: — Bilmem siz düşünün... -Derken, yine kendi kendisine züne bağladı: , — İsterseniz yalnız adımı töyleyin. Beni Güney diye ça savsaya | Çıkan Kelimeleri Bir Arada ve Tamamile Veriyoruz Duhalefet etmek — Ayrışmak. — | Örnekler: 1 — Bizde ayrışık par- tiler yoktur. 2 — Niçin her işte ay- | zışmak hevesine kapılıyorsunuz. ı Muvafık 1 — Oydaşık. 2 — Onay. 3 — Yerinde, uygun. | Muvafakat etmek — Oydaşmak. Örnek: 1 — Bu meselede le | öydaşık değilim. 2 — Bu önergeyi | y bulanlar ellerini kaldırsın, 3— | Bu hareketiniz benim ahlâk anlay şıma uygun değildir. 4 — Oydaşmak her zaman gönülden olmaz. Müstaki n, bağınsız. İstiklâ! — Erkinlik, bağınsızlık. Örnek: 1 — Biz müstakil bir mil- letin çocuklarıyız. — Biz erkin bir ulusun çocuklarıyız. İstiklil mücade- lesi — Erkinlik savaşı. 2 — Müstakil mebuslar — Bagın- sız saylavlar. Türkiyede mahkeme- ler müstakildir. Türkiyede hakyer- leri bağınsızdır. Mâmur — Bayındır. a) Mamuriyet — Bayındırlık. b) Nafia. İmar etmek — Bayındırmak. Örnekler: Ankara bayındır bir şe- hir olmuştur Memleket bayındırlık yolundadır Bütün devlet yapı işleri bayındırlık | bakanlığına bağlanmıştır. Biz yurdu- muzü — bayındırmaktan ve - geliştir- mekten başka bir şey düşünmüyo- | vuz. Müstacel — Evgin. Örnekler: Yurdu bayındırmak, ev- gin işlerimizin başında gelir. Dün Ankaradan bir evgin telgraf aldım. Mektep — Okul Çokula), Muallim — Öğretmen. Örnekler: üriyet okullarının genç öğretmenlere ihtiyacı vardır. Her öğretmen, egitim (terbiye) usul- lerini bilmez. Mana — Anlam, Örnek: Bu kelimelerin ne anla- ma geldiğini bana söyler misiniz? l BUKYEY goruşmec 3 — Bü İş çin düha de bulunamadık. Münakaşa — Aytışma, Bu iki adam arasında her kavgaya varır. Münakaşa etmek — Aytışmak. Merasim — Tören, Örnekler: Dün yeni bir resim ser- gisinin resmiküşadında bulunduk. — Dün yeni bir resim sergisinin açım töreninde bulunduk. Reisicümhura askeri merasim ya- pilmak üsüldendir — Cumur başka- zuna süel tören yapılmak usüldendir. Müsavi — Eşit. Müsavat — Eşitlik. Örnekler: Türk kanunları karşı-, sında, bütün yurddaşlar, eşittir. Tür- kiyede kadın, erkek eşitliği cümbhu- riyetin eseridir. Merhale — Yüğrüm. rnek: Dil işi büyük hazeketin yeni bir yüğrümüdür. Muvazene — Denge. Merkezi siklet -— Dengey, Mütaahhit — Üstenci. Örnek: aytışma, | karardır. | telife daha çok hoşa giderdi. — cs- Üstencilik. 1 — Arkadaşım — geçen tenciliği etti. ? — Üstenciler, iş yaparken, yal- nız kendi kazançlarını düşünmeme- Nidirler. Malzeme — Gereç. Örnek: Şimdi 'en çok işliyen fab- ik rp gereçleri yapanlardır. arasında en dikkate değeri, İtalyan- habeş anlaşmazlığı hakkındaki son Mütefertik — Ay ğ Örnek; Eskiden bir âlimde ihtisas değü, malümatı müteferrika ve muh- kiden bir âlimde uzuğ değil, ayrık | ve türlü bilgiler daha çok hoşa gi- derdi. Muhit — 1 — Çevre. 2 — Çeven Örnekler: 1 — Evimiz, geç vakte kadar, yangın tehlikesinin çevresi dışında görünüyordu. 2 — Ankara hükümet çevenlerinde söylendiğine göre, Matbuat — Basın, Ömrnek: Basın kurumunun dördün- cü kuvvet olduğunu söylemek, ona boş bir gürür vermek deği tersi (bilâkis) onu derin ödev ve soravları karşısında düşündürmek demektir. — | Musibet — Sınak. Örnek: Deprem en büyük sınaklar- dan biridir. Mevsuk— Doğru, belgin . Örnek: Bu haberin belginliğinde şüiphe ediyorum. Manzara — Görey, görünüm, gö- rüm. Örnekler: 1 — Çamlıca sırtları İs- tanbulun en canlı göreylerinden biri- | dir, 2 — Bu şehir halkının yoksulluk görünü insana acı geliyor. 3 — Bu meselenin soysal görünümü Üzerinde durmak isteriz. Meyi, temayül — Eğlim, Eğgin: eğlimi olduğunu bilirim. 2 — Bu fik- Ti kabül etmeğe önu hiç te eğgin bul- Münevver — Aydın. Örnek: Bir devrim ancak aydın ve ileri kafalar üstünde tutunabilir, N Neşriyat — Yayın, Öznek:; Radyo, asrımızın en kuv- vetli yayın araçlarından biridir. Nezaret — Gözet. Örnek: Üç suçlu, polis gözeti altı- na alınmıştır. Nutuk — Söyler. Örnek; İsmet İnönü yeni bir söy- lev verdi. Nakliyat— Tayın Nakil — Taşıma. Vesaiti nakliye — 'Taşıt (taşıma ıı.g...- rnekler: | — Bir memlekette ta- şın işleri ekonomik gelişimle sıkr - kıya ilgilidir. 2 —— Deniz taşıtları ara- sında en ucuzu yelkenlilerdir. Netice — Sonuç. Örnek: Temin ettiğimiz neticeler elde ettiğimiz sonuçlar, — R Reyiâm — Genoy. 1—Azm — Dölen Azmetmek — Dölenmek Örnekler: 1 Türk havasr. nın güvenliğini sağlamağa dölendik. 2 - Dölen ve dura başlıca kuvvetlerdendir. (Sebat — Dura), 2 — Mania — Engel Mâni — Önge Örnekler: 1 - Yurt savgası | işlerinde Öönümüze çıkan | bütün engelleri yıkarız, 2 - Eğer bir öngeniz olmaz- sa yarın bana gelmenizi ri- ca ederim. 3 - Yurt savgasında ne en- gel, ne önge dinleriz, 3— Mahreç — 1 - Çıkıt 2 - Sürüt Örnekler: kıtı nere: ? 2 « Alman piyasası malları- mız için en iyi sürütlerden biri olmuştur. 4 — Nailiyet, mazhariyet — Er- Bu malın çı - ? gi | Örnek: Sizinle konuşmak benim için en şerefli ergi- lerdendi! $ — Mecra — 1- Yatak 2-Akağı Örnekler: 1 - Nehir yatafı- mı temizlemek. 2 - Yağmur suları için aka- Bi yapmak. Not: Gazetemize gönderilecek ya- zılarda bu kelimelerin osmanlıcaları» zin kullanılmamasını rica ederiz. BERANEARLRARANIAMA YAMA AA ça e lerinden biti, Almanyanın Sar geno- yunda kazanmasıdır. Rekabet etmek — Önürdeşmek. Rekabet — Önürdeşme, S Sadık — Bayrı. Sadakat — Ba; Örnekler: 1 — Biz dostluklarımı: za bayrı ve - bağlıyız. 2 — Bayrılık €n yüksek insanlık vasıflarındandır. Sebat — Dura, Örnek: Durasız adam zekâsını yok yere harcam, olur. Salâh bulmak — Yeğrimek. Salâh — Yeğrim. Örnekler: Dünyada ekonomik du- rum, henliz hiçbir yeğrim beldeği (alâmeti) göstermiyor. Sevk (T. Kö.) Sevk ve idare — Güldüm, güdem. Sevk ve idare etmek — Güdemek. Sevkitabil — İçgüdü. Örnekler: 1 — Güdümlü ekonomi. — Buünu bana ver ne olur.. —| — Olmaz.. — Ne olur, kuzum, canım, ba na ver. . Genç kız öyle çocukça bir yal varışla istiyordu ki, delikanlı o- | nu daha çok üzmek istemedi: Al dedi.. Fakat vermiyordu. Cebine tı. Gülerek genç kıza baktı: — Bende isterim.. — Olmaz.. — Kuzum, canım, ne olur ba na da sen ver.. — Olmaz!.. — ÜÖyleyse bende sana ver - mem, , | Genç kız yan gözle delikan- lmın cebine bakıyordu. Cebinin | ucundan ördek gaga&ı gibi sa - rı, bir kaşık sapı çıkmıştı.. Genç bekeir — Ne yapayım verme dedi. Boynunu bükmekle sesinin uyumu (ahengi) değişmiş, şey- tanca bir titreyiş dolmuştu içi- ne: — Eh ziyanı yok verme.. San ki altındanmış, sarı boyalı tah- ta bir kaşık, Yanyana yürüyorlardı. Başka sözler söylemiye başladı. Deli - kanlı onun güzel yüzüne dal - mıştı. O, bu dalgınlıkla boşta bu lunan delikanlının cebinden tah ta kaşığı kaptı. Alabildiğine bah çenin sonlarından köşke doğru koşmaya başladı. Delikanlı ge- niş adımla ardına düştü genç kı | zın.. Çamlı bahçenin ortasında (onu yakaladı: — Şeni yaramaz, seni hırsız seni.. Sen çalar mısın kaşığı ce- 2 — İstanbula gelen uçak bir fran» &z pilotunun ıüâ:ml altında idi. 3- Türk kuşunda uçak güdemeği öğre- niyorum. 4 — İnsanlar akıllarıyla, hayvanlar içgüdülerile hareket eder- 1 ler. Sukutu hayal — Umusa. Örnek: Geçen yılım başirca hadise- (Arkası var) bimden, . Belinden sıkı sıkr tutmuştu.. Genç kızın yüzü ateş gibi yanı yor, yüreğinin ateşini delikan - İmımn ellerini duyuyordu. Onu birdenbire kendine çekti. Dudak ğirin, Doktor üstüste mırıldandı: Güney.. Güney!. Güzel... Tatlı bir söyleniş!. Genç kız mamasına sevinen ve el çırpan çocuklar gibi şen şen doktorun kelimelerini tek- rarladı ve sordu: — Güzel mi doktor?, Tatlı mı?. Her vakit durgun, gölgeli du- ran, dikine bakan doktorun göz- lerinde birden bir yanma, bir titreme, bir uzanma oldu. ve.. bu uzanmada iki bakışın birleşişi vardı: — Güzel.. Doktor sözünü bitirirken has- tabakıcı çayı getirdi: -— Çayı getirdim. Fakat, ön bFr nümaradaki hastanız ağır bir kriz geçiriyormuş. Hemence- cik sizi istiyorlar doktor.. Dedi. Hastabakıcı hem çay arabasını Güney'in karyolası ya- nıma sürüyor, hem de soluk so- huğa bunları söylüyordu, hd adai ÜBK Hü Dü A aT ea Üü — £ aeti ÜÜ Hastabakıcının bu sözleri de- minki şenliğe ağu katan bir bil. dirim oldu. Doktor üzüldü, ilk önce: — Keyifli bir çay içecektik.. Dedi, Güney'in yüzüne baktı. Güney'in yüzü de birden sol- muş, birden asılmıştı. Doktor, hiç beklemediği bir vakitte gelen bu habere içerledi. Hastabakıcıdan sordu: — Kim var hastanın yanında? | — Bay Neşet var “L'huile camplır&,, yapıyor. — Benim gelmemi tedi?, — Evet.. Doktor parmaklarını beyazı çok saçları arasında gezdir- di, gezdirdi. — Gideceğiz. Ağır bir hasta. y _Anlışxlau bir kalp aksesi geçiriyor. Diye söylendi. Yerinden kalk. t — Yetişirsem yine çayımızı beraber içeriz Güney.. Dedi. Genç kızın solgun yü- zünde bir gülücük dağıldı? o mu is- lerini avuçlarının içine aldı: 1 günün, Son iki kelime On beşinci günlün akşamı idi. Güney ile doktor uzun uzun konuştular, Doktor odadan çıkarken, Gü- ney sözünü bitiriyordu: — Kimim bekliyecek doktor? Bu, o günün akşamında Gü- ney'in son iki kelimesi oldu ve doktor: — Kimim bekliyecek?.. Sözünü ağız boşluğunun için- de ve dilinin altında tekrarlıya tekrarlıya ondan ayrıldı. Bakım sırasında Doktor hastaların bakım sıra- larını bitirdikten sonra, Güney'e geldi. İlkönce sordu: — Nasıl geçirdin geceyi?.. — Çok güzel doktor.. — ÂAğrı, dolgunluk filân?.. — Hiçbir şeyitn yok. ttor bir saniye durdu. Son- ra, gözlerini genç kızın gözleri- ne bağladı ve onun minicik el. ge Güney, bugün yurtta son . Güney güld — A, doktor. yüzüme karşı böyle son gün.. demeyin. Konuk severliğiniz de yok mu?.. — O başka. Başımın üstünde yerin var. Fakat, önce doktorlu- ğumu yapayım.., Ve anlattı: —Bütün araştırmalarımız bitti. Fennin, tıbbın, doktorlu- Bun yapılmasını istediği her şe- yi yaptık. Hiçbir yerinde en kü- gük bir bozukluk bulamadık. Ba- na geldiğin zamanlarda hasta- lığını bulamadığıma üzülüyor- slum. Fakat, şimdi en küçük bir | üzüntü duygum bile kalmadı. Sağlamsın, iyisin, içli dışlı en Büzel, en gürbüz bir gövden var! — Peki doktor, beni aylarca kıvrandıran o baş ağrılarım, ka- famdaki dolgunluk nedendi?. Daha şurada üç dört gündür ki, başımın iyiliğini, sağlığını bul- dum. — Baş ağrılarınız, kafa dol- günlüklarınız hiçbir şey değil. Sinir bozukluğundan, yorgun- luktan gelen ağrılar. Burada si- larından soğuk bir pımar suyu gibi kana kana içti.. Genç kızın baygın gözlerine baktı sonra: — Senin sabırsızlığına, ben- de sabırsızlıkla karşılık ettim. dedi, Tekrar bahçenin sonları - na yürüdüler.. Bir çam kütüğü- ne bellerini dayadılar.. Delikan- t sordu- — Niye bu tahta kaşığı isti- yordun bu kadar.. Genç kız baygın gözlerini, u- zun kirpiklerinin arasından de- | likanlıyı süzdü kocaman bir: — Biç!l. Dedi.. Bu hiç kandırmadı de- likanlıyı: — Söyle kuzum, canım, söy - le, niye?. . Senin için çok kıymetli oldu ğunu biliyordum, Onu senden alırsam, sende benden bir şey istiyecektin. Bende en çok kıy- met (türkçedir) verdiğin şeyle rin ne olduğunu biliyordum.. Delikanlı genç kızın dudakla rını uzun uzün öptü.. « «« Soğuk bir kış gecesi.r Fir - tına camları zıngirdatıyor.. A - ğgaçlar uğulduyor.. Odada bir ışık sönmek üzere.. Bu ışık, ya- şamağın son soluğunu içine aları bir kızın gözlerinde, Rüzgâra tu tulmuş gibi titreşiyor, titreşi « yor. Doktor ve yakmları başucun- da.. O başile onlara önünden çe kilmelerini işaret (türkçedir) et ti. Çekildiler. Dıvardaki kitap rafının üstün de sarr tahta bir kaşık durüyor du. Gözlerini ona dikti. Baktı. baktı. Son tşık sönünceye ka - dar.. Hiç kimse o tahta kaşığa niçin baktığını anlamadı.. Cahit UÇUK ı nir için olanları da vardı. Bakı- nız onlar hemencecik iyiliğini | gösterdiler, » .— Peki ama doktor, ben ni- çin sinirli olurum?, Sinirlenecek hiçbir şeyim yok. lüyorsunuz, Ön- dan yana kendinize dert ve has- talık yaratiyorsunuz! Güney'in kıpkırmızı teni bir- den apak oldu: — Ah doktor, yalnızlık, kim- sesizlik. İşte beni sıkan şey. Dedi, ilâve etti: — Bakın burada ne kadar iyi- leştim. Sinirlerim düzeldi, baş ağrılarım geçti. Üzüntülerim durdu. Şenlendim. Kilom arttı. Rengim değişti, En tatlı, en berrak gün ve gecelerimi bura- da geçirdim. Sizin bende yarat tığınız sevgi ve saygı bütün benliğimde yer etti. Yurdunuzu sevdim, yuvanızı sevdim, sizi sevdim. İyiliğiniz, gönül alıcılı- ğinız, özeniniz, bakımınız, tatlı Zc verdiğim ilâçlar arasında si- CArkası var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: