29 Aralık 1932 Tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 5

29 Aralık 1932 tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

w 29 Küme a2 ” Kotain, Ma elin, Esrar Yahut Tımarhane « (Perde açılınca o Mazhar Osman Beyin yazıhanesi görünür. o Mazhar Osman Bey masasında..... Karşı - ında da Karagözle oğlu.... ) Mazhar Osman Bey — (Kara- göze hitaben) Çocuk eskiden de arasıra böyle hayaletler filân gö- | rür müydü? Karagöz — Ne gezer efendim, eskiden turp gibi idi köpoğlu! Ona ne oldiysa hep bu üç, beş ay içinde oldu! Mazhar Osman Bey — (Kars- gözün oğluna) Seni kim alıştırdı yım o beyaz toza? Çocuk — (Suratını ekşiterek) Hacıyvadın oğlu alıştırdı! Karagöz — Ah o Hacıyvat yok mu, o, boynu altında kalası herif, bugünlerde bir elime geç - se alimallah!... Mazhar Osman Bey — Canım Hacıyvadın ne kabahati var? Oğ- | Yu alıştırmış! Karagöz — Sen bilmezsin, doktorcuğum, o, ne malın gözü - dür. Vaktile gençken beni de san- dık bürnuna, Yemişteki kadifeli- ye; Galatadaki küplüye hep o iki Yüzlü; dalkavuk, şeytan herif a - lıştırmıştı. Mazhar Bey — Desene, atası ne ki, danası ne olacak? Karagöz — Hay ağzını öpeyim doktorcuğum! Çocuk — (Yerinden zıplıya - rak) Aaaay babacığım sıkılıyo - rum! Karagöz — Sıkılırsın ya! Na sıl çeker misin beyaz enfiyeyi? (Doktora dönerek) Bir gün evde annesi, o zıkkımı burnuna çeker ken yakalamış; oğlan, o ne? diye sormuş, bu da tutmuş: Anneci - ğim, demiş, nezlem var da geçsin diye beyaz enfiye . çekiyorum Sonra haturicağız da inanmış, ben de demiş, sabahtanberi aksı- ra aksıra bir oldum, ondan biraz bana 'da ver, ben de çekeyim! Derken efendim, bir tutam da o alıp burnuna çekmesin mi? Doktor — Aman deme! Karagöz — Yaa! Derken efen- dim, aradan biraz geçmiş, ka - dıncağızın beyni allak bullak ol- muş, kulakları zonklamıya, göz - İerinin önünden bir takım slaca- lı sinekler uçuşmıya (o başlamış, şaşkınlıkla kalkmış, © aralık man- galda kaynıyan mercimek çorba- sının içine kedi yavrusunu atmış. Doktor — Ey, sonra? Karagöz — Bereket ( versin, tam o sırada komşulardan biri € ve gelmiş te kadıncağızın başın * dan aşağı bir kova soğuk su dö - küp kendine getirmiş! : Çocuk — (Gene Zzıplıyarak) Aman babacığım, aman, burnu - ma kertenkele kaçtı! Karagöz — (Şaşırarak) Çıkar | mendilini de simkür çapkın! Mazhar Bey — (Hayretle) A- | man Karagözüm, ne söylüyorsun, yoksa sende de mi başlıyor? Karagöz — Ah, sus doktorcu - ğum, başlasa da #yıp değil! Bu Yaştan sonra bununla uğraş, ev * dekilerle uğraş, geçinme ile uğ - Taş..., İnsan ne yapacağını şaşı- riyor, Mazhar Bey — (Çocuğun ya Mina yaklaşarak) Küçük beyi bi- zim hususi koğuşa götürelim de | «biraz istirahat etsin! Haydi bu - | ! ki değişir, ortaya bir hasta © koğuşu çıkar. Burada çoğu genç ola © 5 DM eye yi —1 perde— rak kadın, erkek yedi sekiz hasta var- dır. Doktor, Karagözün oğlunu ora « daki boş bir yatağa yatırır.) Doktor — Merak etme Kara - gözüm, burada bir müddet yatar, sonra inşallah iyi olarak çıkar. Karagöz — Artık himmetnizle doktorcuğum... Sormak ayıp ol - masın ama doktor bey, bunların hepsi de hasta mı? Doktor — Tabii! İstersen seni bunlarla görüştüreyim! (Bak su başta yatan sarışm genç morfin- den bu hale gelmiştir. Bak dik - kat et, şimdi konuşacağız. (Has- taya yaklaşarak): Sen niçin bu - rada yatıyorsun Aleko? Hasta — Çünkü dışarıda bana kovalıyorlar! Doktor — Kim kovalıyor? Hasta — Papazlar! Doktor — Ne diye kovalıyor- lar? Hasta — Sen diyorlar, balık! Git denizde. ... Ne işin var kara” da? Karagöz — (Korkarak) Aman doktorcuğum, bizim oğlanı bu - Bunla görüştürme rica (ederim, zira korkarım, o da sonra buna döner! Doktor — Bir şey olmaz, me- rak etme! Gel şimdi şu esmer, tıknaz adamla görüşelim! Mer « haba Nazan Bey! Hasta — Merhaba," merhaba, merhaba! Merhaba ile iş bitmi - yor ki! Gecedenberi kaç oldu bu merhaba? Bu zamanda insan bir merhaba fabrikası açsa amele bu- lamaz salıştırmıya| Buraya gel - dik geleli merhaba alıp merhaba satıyoruz, Tatlısı bir yanda, tuzlusu bir yanda.... Sağyağlısını ben sev - | mem, zeytin yağlısını doktor bey yemez. Keten helvası değil ki bu, | Kutuya doldur da sakal diye No- el babaya hediye et! Ak tarafı merhaba, (Karagöze (bakarak) suda pişmiş balkabağı! Karagöz — Herif beni yakın ahbaplarından birine (o benzetti galiba! Hasta — (Karagöze) Merhaba top sakal! Karagöz — Merhaba evlâdrm! Hasta — Hani bana portakal? Karagöz — Bir daha gelişe in- şallah! Hasta — (Birdenbire hiddetle- nerek) Hay bir daha ayakların kırılsın da buralara gelemez ola- , sm! gözlerin kör olsun da sürüm sürüm sürünesin! Seni şeytanla - rın ahu babası seni, seni iblisle - rin övey anası seni! Karagöz — Hacıyvat, kulak - ların çinlasım zikri cemilin geçi i yor! Doktor — İşte Karagözüm, bu zavallı da eskice bir alkoliktir ki | son zamanda rakı, esrar, afyonu biribirine karıştırarak bu (hale gelmiştir. K köşedeki saz benizli i Dotkor sizin mahtum be- yin hasta bası sayılır. Si- zinki eroi hale gelmişti, İ bu biçare İ biş bir kokain taya hitaben): dim? Hasta — (Bitik bir halde dok- toru süzerek ve kesik (o kesik)? Gene bu gece.... Birigit Helm., Mezar kazıldı.. Maden... Koku.. ır. (Has- Ad diğe * aşında müt - | yat re e Kızıl Kartal Büyük Alman tayyarecisi RİHTHOFEN in harp hatıratı 81 tayyareyi nasıl düşürdüm ? Nakleden : fa. Bianunusani 193 “VAKIT,da Okuyacaksınız Terkos'ta memuriyet bulmak ümidile.. Terkosun belediyeye devri mü- nasebetile bugüne kadar bir me- muriyet bulmak ümüidile belediye- ye müracaat edenler dört yüzden fazladır. Halbuki şimdilik yeni hiç bir memur alınmıyacağı için bu müracaat edenlere ret cevabı ve- rilmiştir. ! vel içimde kırılan şeyi tamir edi» E İşliyen Milli Roman —51— Hem de 'bu kız bana bir aziz- lik etmişti.” Filbakika ben hu zamana kadar ne olacağımı, tah- | silimi tamamladıktan sonra nasıl çalışacağımı hiç düşünmemiştim. Hâlâ da birşey bilmiyorum. Za- © kalım hele biraz daha vakit geç- sin o zaman “düşünürüm. | o Nüyorka vardığımız ! geceydi. Mis Huvayt koluma gir- di ve kulübe öyle döndük, Orun bu sokulganlığı bir iki saat ev- zaman | verdi. Mis Huvayltan ayrılıp da oda: ma girdiğim zaman masamın üs- tünde bir mektup ve bir kart buldum.” Mektup doktor Vud- dandı. İyi adam ümit verici ve samimi kelimelerle beni teşvik ediyordu. Kart annemdendi ve her ikisi de buraya ayak basar basmaz tayyare postasiyle yol- ladığım mektupların cevabıydı. Annemin kartı beni çok sinir- lendirdi, üstünde cehennemin m — Renk.. Böbrek.. Tango.. sarılık.. Hırsız böbreklerimi (o çaldı... O, benim yıldızım.... Sarı... Papat - ya... Kalbimden kiracılar çıktı - lar! Karagöz — Merak etme oğ - lum, çıktılarsa başkası taşınır! Doktor — Yürü Karagöz, bu - rada fazla durmıyalım, ötekine geçelim: Al sana bir de esrarkeş. (Uzun boylu, ince kara yağız, gözlerinin akı tömbeki suyu ren - ginde birisi). Karagöz — Herif, hâlâ dalga- da galiba doktor? Doktor — Öyle! (Hastaya dö- nerek) Nasılsın arkadaş, iyi mi « sin? Hasta — İyi olmuşum sana ne, fena olmuşum bana ne? İyilik te fenalık ta tıpkı bayır turpu gibi- dir; rendelersin salata olur, Be - yoğlu olmazsa Galata olur. Ben kömürcü devesi değilim ki hörgü- cüme leylek konsun! Hacı Ömer çardak kurmuş dedesinin sakalı - na! Kurar ya! Kâhyası mısın? Ge çen sene ablâsı güzel, bu darı dün yadan pasaportunu alıp ta ahreti şerife cizdam ettiği zaman, sizin alayınız, düdük makarnası İbo- nun zurnası zannediyordunuz. Karagöz — (Hayretle) Tuk Allah müstahakını versin, oğlan bunlar ne biçim lâkırdı? Hasta — Beğenemedin mi haz- reti moruk? Beğenemedinse ge - tir kulağını da içine maydanoz © keyim, beynin kış ortasında bir az yeşillik görsün! Karagöz — Aman doktor, yü- rüyelim, zihnim başladı! Doktor — Ya ben ne yapayım, Karagözüm, ya ben ne yapayım? Senin, beş dakikanın içinde zih- nin acayipleşmiye başladı, bizim ise Fahrettin Kerimle beraber yıllardanberi bunlarm içinde zi - hinlerimiz ne acayiplikler geçiri - yor! Karagöz — Aman doktorcu - gum, kendini sıkı tut, Taprı yar- dımcın olsun! Osmân Cemal ( Yarınki sayımızda ) Bir musiki muhaveresi Yahut Keşkülü fukara acayipleşmiye | ie resmi vardı; balbuki ben onu artık görmek istemiyordum, hat- ta aynlırken dönüp bakmamış | tım bile. Bu kartı ille önce yırtmak is- tedim, fakat annemin ha ırasına hürmet ederek bundan vâzgeç- tim ve masamın bir gözüne at- tım. Anneme yazacağım bana artık kart yollamasın; yazacağı iki satır bile olsa düz beyaz bir kâğıt seçsin. Apnem bu cümlenin hakiki manasını hiç anlıyamaz. 1 şubat Iki üç göndenberi havalar çok Etabli Rumlara lirası tevziinden dolayı... “Etabli Rumların iddiası: Herkese istihka- kının yüzde 10 dan beşi verilmiş Şehrimizde çıkan Rumca ge- zetelerin bazılarında son günler - de, etabli Rumlara yapılan o 150 bin İngiliz lirası tevziatı hakkın- da neşriyat yapılmakta ve bu yol- da bazı şikâyetler ileri sürülmek- tedir, Rumca gaztelerin yazdığı - | na göre tevziat işlerile uğraşan teknik büronun lâğvında acele e- dilmiş, bü yüzden bir çok hak sahipleri istihkaklarını alamamış- | lardır. Diğer taratan tazminat tevziatı da âdilâne bir şekilde ol: | mamış, haklarına nisbetle az ve İ ya çok tazminat alanlar görül - müşlür, j Dün bu "neşriyat etrafında | muhtelit mübadele komisyonun - | da tahkikat yaptık. Alâkadar İ zatların bize verdikleri (o izahat şudur: “Ankara mukavelenamesi mu- | cibince Yunan hükümetinin vers | diği paradan ayrılan 150 bin İn- giliz İirasının, İstanbulda bulu - nan etabli Rumlara Anadoluda bıraktıkları mallara mukabil taz - İ minat olarak tevzii icap ediyor - | du, Bu işe başlıyan mubtelit ko- misyon tazminat (o talepnamesile müracaat edenlerden Anadoluda hakikaten mal bırakmış oldukla- rını ispala yarıyacak resmi vesi» kalar istemiş, ayrıca tapu idare - lerinden, omelmüdürlüklerinden | ve vilâyetlerden ker talep hak «| kında malümat istemiştir. Göste- | rilen vesikalara ve resmi daire - lerden gelen malümata göre de epi Sg | masırdı. Y e” ara Yazan: Necmettin Halil | soğuk gidiyordu. Dün akşamdan beri şiddetli kar yağmıya baş- ladı. Gerçi ilk geldiğim günler-! de de yağmıştı ama bu kadar çok ve sürekli değil, Soğuk in- sanın iliklerine işliyor. Ben belki alışmamış olacağım da ondan bu kadar titriyorum. Ayrıldığım memleketle kışın. bile güneşli, güzel bahar günleri o'urdu. Bu günlderde kırlarda lâleler açmıya başlar, birkaç gön sowra ber taraf papaltyalarla do- Hatta çıkacağım gün bile güneş... Of “canım, bu münasebetsiz bahsi de nereden açım? Orada ne varsa var. Bana ne? Orada oluranlara mübarek olsun. Ben burada tirilttiril titrerken ve paltoma sarılırken varsın on- lar parlak güneş altında pardösü ile dolaşsınlar. Burada benim ruhum ısınıyor. Akşam üstü Mis Huvaytla ve daba bir iki arkadaşla kartopu oynadık. İşte burasının soğunun da kendine göre eğlenceleri var, Dün kendisine bitap ederken Mis Huvayt: — Bapa kısaca Helen deyiniz, daha ziyade hoşuma gider. Dedi, Güldüm: 1 — Peki, Fakat sizde bana sade Turan diyeceksiniz, başında Mister demiyeceksiniz. Dedim. O birkaç defa: — Turan, Turan! Diye tekrar etti. Ne tuhaf, sanki memlekette biri beni ça- ginyormuş gibi. 150 bin İngiliz a “ 30 bini bulan müracaatçılardan istihkak sahibi olanları tesbit et- miştir, Bu suretle müracaat et «, memiş ve haklar: tesbit oluna - mamış bulunanları da bir çok des fa tahdit edilen mühletler zarfın- da komisyona müracaatadavet es; dilmişlerdir. En son mühlet ge - çen Martın yirmi beşinde bitmiş bundan sonra tesbit edilen mais lara kıymet biçilmiştir. Fakat bu mühletten sonra vukubulan mü İ ! | | | racaatlar da kabul edilmiştir. Tazmini lâzım gelen emlâkidi mecmu kiymeti mevcut 150 bin İngiliz lirasından fazla tuttuğu için yapılan bir hesap neticesin « de herkese istihkakının yüzde on beşi verilmşi, hazırlanan çeklerin. hemen hepsi dağıtılmıştır. Bu vas | ziyet üzerine teknik büronun ar . tık işi kalmadığı icin büro bu a yım yirmisinde — lâğvedilmiştir.! Şimdi henüz dağıtılmamış “olan 500 çek vardır. ! Muhtelit komisyonun bitaraf reisile Türk ve Yunan başmurah»” hasları dün yaptıkları bir içtimas de bu çeklerin komisyon muhas sebesi tarafından tevziine karar vermişlerdir. Muhasebe bu çek - lerin sahiplerini birer mektupla muayyen günlerde komisyona müracaata davet edecek kendile- rine çeklerini verecektir. Binaen- aleyh, mesele artık ( halledilmiş bulunmaktadır. Ortada he hak « sızlık ne de yolsuzluk © vardır. Komisyon bu işlerde alâkadarlas ra azami kolaylığı göstermiştir. “ e * " va

Bu sayıdan diğer sayfalar: