9 Kasım 1957 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 19

9 Kasım 1957 tarihli Akis Dergisi Sayfa 19
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

ÜNİVERSİTE Istanbul Rektörün politiği... eçen haftanın sonlarına doğru, 1 Kasım Cuma günü, seçimlerin hemen akabinde, aşağı yukarı Gazi- antep, İçel, Giresun ve Bilecik vilâ- yetlerındekı sinirli ve gergin havanın bir eşi de Beyazıttaki İstanbul Üni- versitesinin avlusunda esiyordu. Bir kaç yıldanberi, açılış tören- lerinde, eskiden talebeye da tanınmış olan konuşma hakkı — kaldırılmıştı. Üç yıldır, Üniversite rektörü .yarı- dan fazlası yüksek rütbeli subaylar- dan, devlet memurlarından ve bunla- rın beraberinde getirdikleri ailelerin- den mürekke ep bir davetli kalabalığı- na "çiğnenmiş sakız"lı açılış nutku- nu söylüyordu. Buna karşılık talebe- er de Marmara sinemasında, kendi aralarında toplanarak, bir başka açı- lış töreni daha yapıyorlardı ki; va- ziyet, cidden garip Ve biraz da ko- mik oluyordu. Bu yıl Talebe Birlikleri ile Üniver- site, karşılıklı bir anlayış göstererek iki ayrı tören yerine te ir tören yapılması hususunda mutabakata varmışlardı. Talebeye söz hakkı ta- nınıyordu. Rektörden sonra, Talebe Birliği Başkanı da çıkıp konuşacak- ti Hal böyleyken; son dakikalarda bu anlaşma Rektörlükçe bozuluver- di. Talebeye söz hakkı verilmeyecek- ti. Rektör konuşacak, söyleyeceğini söyleyecek ve yeni ders yılı başlaya- caktı. Talebe Birliklerinin, itirazları da dikkate alınmıyordu. — Elektrikli bir hava içerisinde İstanbul Üni- versitesinin açılış törem böyle başla- dı. Mutad merasimden sonra, kürsü- ye rektör Ali Tevfik Tanoğlu çıktı. Heyecanlı olduğu her halinden anla- şılıyordu. Söze, üç yıldır Üniversitede yapılan törene katılmayan talebele- rin, bu yıl gelmiş olmalarına teşek- kürle başladı. Artık talebe ile ho- caların arasındaki soğukluğa son ve— rilmişti. Bu ise, sadece ve — sadec Tanoğluna sevinç veriyordu. Üstelik, bir kaç gün önce tarihi bir gün yaşamıştık. Bunu unutma- mıza imkân mı vardı? Demokrasi rejimine, diğer bir ifade — ile, ger- çek manada parlamenter idare sis- temine girişimizin onbirinci yılınday- dık. . Rektör Tanoğlunun bütün heye- canına rağmen, iyi hazırlandığı, hele siyasi fırsatlardan mümkün olduğu kadar istifadeye çalıştığı, o Saat or- taya çıkıverdı Sözlerinin arkasını, dört gün vvel yapılan büyük se- çımlere getırerek taşı gediğine koy- du Hep bildiğimiz gibi, — milletvekil- leri seçimlerinin öne alınması ile, memleketimizde umumi seçimler ya- pılmış ve büyük bir vakar ve inti- zam içinde cereyan eden seçimler ne- AKİS, 9 KASIM 1957 ticesinde milli arzu ve irade tezahür ederek iktidar yerinde kalmıştı. Rektör Tanoğlu, sözlerinin bura- sına gelip noktayı oyduğu sırada, salon karıştı. Talebeler ayağa kalk- mışlar, protesto ediyorlar, bir kısmı da avuçlarını patlatırcasına alkış tu- tarak, Tanoğlunun sözlerini kesiyor- lardı. Hava bozulmuş, kara kara bulut- lar salonun üzerine çökmüştü. Tan- oğlu, protesto ve alkış gürültüleri arasında konuşmasına güçlü de- vam ediyordu. Sesi titrekti. Muhtar bir üniversitenin başı olarak, — yine muhtar bir üniversite Aadına, seçim lerden alınacak büyük dersi, 'davetli- lerle talebelerine açıklıyordu. Rektör Ali Tevfik Tanoğlu Emrivaki karşısında... Muhtar Unıversıtenın bu hâdisede alâkasını çeken en mühim cihet, mil- letimizde muşahede edilen siyasi ol- gunluk, milletimizin daha dün gir- miş olduğu hakiki manasıyla demok- rasi rejimine olan büyük inam ve in- tibakıydı. Tanoğlu, demokrasiye — intibakı- mızdan sonra yapılması gereken şeyi de hemen unutmadan sözlerine ekli- ordu. Söz, söylenmiş, artık herşey bıtmıştı Bundan sonrasında hepimize düşen vazife hükümete yardımcı ol- maktı. Bu, öylesine bir yardımcılıktı ki, muhtar üniversite bile, muhtarlı- ğını unutacaktı. ÜUniversite gerçi muhtar olmasına muhtardı ama, ni- hayet bir devlet müessesesiydi; Bu kayıt ve şartla müessese, bütün, ele- manları ile hükümetin emrinde ve yanıbaşındaydı. Salon yeniden karışmıştı. Talebe- lerin oturdugu sıralardan yer yer çö- zülmeler oluyor, birerli ikişerli grup- lar halinde salona — terkediyorlardı. Rektör Tanoğlu, böyle — söylemekle, üniversitenin muhtarlığı bahsinde kendi kendini ele veriyordu Tanoglunun bir kere hoca olarak ag— zı yan Ankaradaki Siyasal Bılgıler Fakultesınde cere- yan eden Turhan Feyzioğlu hâdisesini unutmamıştı. Nabza göre şerbet ver- memek, her ne kadar insanı millet- vekilligine götürüyorsa da, Tanoğlu ile Feyzioğlu arasındaki tek benzer- lik, olsa olsa, soyadlarının sonun- i "oğlu'" ndan ibaretti. Öyle kal- maya da mahkumdu. Tanoğlunun konuşmasını ön sıra- daki yüksek rütbeli subaylarla, dev- let memurları ve beraberlerindeki ai- leleri, candan alkışladılar. — Rektör alkışlara eğilerek mukabele ederken, kürsüye doğru Talebe Birliği Baş- kanı Aydın Tansanın elinde bir çi- çek buketiyle geldiği görüldü. Kür- süye çıktı, buketi Rektöre verdi. Bu- keti verme ve alma esnasında Tan- oğlunun genç talebeye "hâlâ konuş- makta ısrar edip etmediğini" sordu- ğu görülmüştü. Talebe Bırlıgı Başka- nı konuşacaktı ve bir emri vaki ile mikrofona geçip konuşmaya başladı. Yurt ve lisan meselelerinden söz aç- tı. İkili tören ynı gün, Fen Fakültesi salonun- da yapılan bu törenden hemen az sonra, bir başka yerde, Marmara Si- nemasında talebeler kendi araların- da toplanıyorlar ve ayrı bir açılış tö- reni yapıyorlardı. Bu ayrı açılış töre- nine Vali ve Rektör Tanoğlu da gel- mişlerdi. Oturdukları' yerden, sessiz sessiz talebelerin yaptıkları konuşma- ları dinliyorlardı. Böylece, İstanbul Üniversitesi bu s yılına da biri hocaların, öbürü e talebelerin ter- tipledikleri iki ayrı törenle giriyor- du. Ankara stanbulda bu hadiseler olurken, Ankara — Üniversitesi — Rektörü Prof. Dr. Zihni Erençin, daha evvel imzasıyla gönderilmiş olan davetiye- lerdeki 1.11.195/7 günü saat 10'da Dil ve Tarih . Coğrafya Fakültesi Kon- ferans Salonunda, Üniversitenin 1957- 1958 ders yılının açılış törenine hu- zurlarıyla şeref vermelerini saygıla- rıyla rica ettiği davetlilerinden bu Tri- casını 3 Kasım günü geri alıyordu, ara Üniversitesinin en mühim tarafı, açılış törenine devlet büyük- lerinin de katılmasıydı. Törenin baş- lamasına yakın' gelirler, ön sıraya o- tururlar, konuşmaları yakından ta- kip ederlerdi. Bu yılki açılış torenınden ise "Gö- rulen lüzum üzerine" geçilmiş- . Neden vazgeçildiği ıse rekto_ıluk— çe bir türlü açıklanmı ordu. Önce, bütün müracaatlara rektör toplantı- da oldugu için bir şey söylenemiye- ceği hatırlatılmış, daha sonra da se- bebin "görülen luzum üzerine" oldu- ğu ortaya çıkmıştı. "Görülen lüzum üzerine" sözünün ne olduğuna gelin- ce; artık onu da bilmeyen kalmamış- fi. 19

Bu sayıdan diğer sayfalar: