25 Temmuz 1934 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 5

25 Temmuz 1934 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

BİZİ iç SİM) SM e MANA AMMAN 25 Temmuz 1934 ri AKŞAM Iki boğulma Biri Haliç Fenerinde, diğeri Tarabyada Düri iki boğulma vakası olmuş- tur: 1 — Fenerde oturan İsak ismin- İde bir çocuk dün bir kaç arka- daşile Bulgar kilisesi civarında sahilde oynarken banyo yap mak istemiş ve denize girmiştir. isak suya atladıktan sonra bir daha çıkmamıştır. Diğer çocuklar bir hayli bek- İedikleri halde İsağın çıkmadı Eni görünce boğulduğunu anlı- yarak polise haber vermişlerdi Zabıta sahili aramışsa da İsağın cesedi bulunamamıştır. Çocuğun denize atlayınca ça- mura saplanıp boğulduğu anlaşı- iyor 2 — Tarabyada oturan 17 yaş- larında Siranoş isminde bir kız 'dün öğleden sonra yalnız başına denize girmiş ve yüzmek bilmedi- ginden boğulmuştur. Biraz sonra Siranoşun cesedi sudan çıkar larak zabıtaca tahkikata başlan. muştur. Denizde bir ceset bulundu Arnavutköy civarında deniz kenarında boğulmuş bir kız ço- cuğu cesedi bulunmuştur. Ceset bir yaşlarında bir çocuğa aittir. Yapılan muayenede ceset üze- rinde şüpheli noktalar görülmüş- tür. Çocuğun dışarıda boğulmak suretile öldürülerek denize atılmış olması ihtimali kuvvetli görüldü- günden cesedin morga nakline lüzum görülmüştür. Zabıta ve adliye tahkikata vazıyet etmiştir. Maarif vekili geliyor Maarif vekili Zeynelâbidin be- Yin ağustos on beşte İstanbula gelmesi beklenmektedir. Zeyne- Iâbidin bey burada üniversitede meşgul olacak, üniversite bahçe- sinde yapılacak yeni enstitü bi- alarının projelerini tetkik ede- cektir. Maarif vekili 18 ağustosta Dolmabahçe sarayında toplana- çak dil kurultayını açacaktır. Zararlı neşriyat Bazı mecmualar hakkında takibat yapılacak Son zamanlarda ticaret ve mayi işlerinden bahseden haftalık gazeteler artmaktadır. Bu gaze- teler arasında memleketin iktisadi vaziyetine uygun olmıyan yazılara tesadüf edildiği gil seselerdeki © eşhas zemmedilmektedir. Aldığımız. malüma! çok müesseseler, gazetelerin zararlı neşriyatı hak- kında matbuat müdüriyetine mi tracaata bulunmuşlardır. Bu gi peşriyat hakkında takibat yapıla” caktır. Gümrük ve inhisarlar vekâletinde yeni iki lâyiha & Bir kaç gündenberi şehrimizde bulunan gümrük ve inhisarlar ve- ili Ali Rana bey dün kendisile görüşen gazetecilere gümrük ve Aarife kanununa dair yeni bir lâ- yiba ile vekâlet teşkilâtı ve inhi- sarlar memurları için birer lâyiha hazırlanmakta olduğunu söyle mali mües- medh veya GUNUN HABERLERİ | Hakaret davası Müddei vekili soruyor: “Cesaretini artıran esrar- engiz el kimdir?,, Milliyet gazetesi aleyhine vali ve belediye reisi Muhiddin bey tarafından açılan şahsi hakaret ve belediye tarafından açılan belediyenin şahsiyeti maneviye- Sini tahkir davalarının tevhiden rüyetine dün tişüncü ceza mah- 'kemesinde devam edilmiştir. Mahkemede Mubiddin beyin vekili Kenan Ömer bey ezcümle demiştir kiz '— Ethem İzzet bey geçen celsede, yapılan neşriyatta kastı mahsus olmadığını söylediği bak de gazetelerden birinde “Esnaf bankasındaki esrarengiz el cesa- retini artırıyor, denilmektedir. Bu esrarengiz el kimdir?. Ethem İzzet bey buna cevaben, bu hususta adli ve idari tahkiz kat yapıldığını, rapor tanzim olunarak ait olduğu makamla şehir meclisinde Galip Bahtiyar beyin raporunda ö” in i ve kendi- bu rapordan mülhem ol- duklarını, bu cümle ile vali Mu- hiddin beyin kasdedilmemiş oldu- gunu söylemiştir. Kenan Ömer bey gazetenin diğer bir nüshasında da; “Esrar- engiz senetler arasında yüksek mevki sahibi bir şahsiyete ait on beş bin liralık bir senet zuhur ir, denildiğini ve bu şab- iyetin “kim olduğunu sormuş, Ethem İzzet bey, buna cevaben: “— Bütün neşriyatımızda kat iyen Muhiddin beyi kastetmedik. Yüksekliği yalnız Muhiddin beyin şahsına izafe bi garip olu Kasdedilen şahsın kim olduğunu belki ben de bilmem.,, demiştir. Kenan Ömer bey yine gazete neşriyatı arasında maruf bir zat tarafından esnaf b: müd yüne telefonla emirler verildiği ve bu maruf zatın kim olduğu etrafındaki — yazılardan bahisle bunda kimin kastedildiğini sor. muş, Etem İzzet bey buna ce vabende hiç bir şahıs kastedil- mediğini söyliyerek: “— Eğer Muhiddin beyin de bunda alâkasım bilse idik bunu yazardık. , demi: Muhakeme neticesinde o tarafeynin | tahriri lâyihalarını ver- meleri için mu- hakeme ayın yirmi sekizinci cumartesi gününe (bırakılmıştır. Dün Yedikulede üç ev yandı Dün öğle üzeri, Yedikulede Im- 21-29 Nolı evden yangın çıkmış, itfaiye yetişinceye kadar bitiş teki Panayot ve Niko efendilerin evlerine de sirayet etmiştir. Hfaiye bu üç ev yandıktan sonra ateşi söndürmüştür, Yanan Jevler sigortasızdı.. Ateşin neden çıktığı tahkik edilmektedir. Yangın esnasında matmazel Aspasiya isminde bir kızda ateş arasında kalarak muhtelif yerle rinden yanmıştır. Matmazel Aspasiya hastaneye kaldırılmıştır. Fransız reisiumhurunun seyahati Clermond-Ferrand 23 (A.A.)— Reisicumhurun treni dün akşam | 19 da buraya gelmiştir. M. Leb- run, M. Louis Marin ile ve mahal- li memurlar tarafından hararetle karşılanmış ve halk tarafından idetle alkışlanmıştır. Şehir do- nanmıstır, GÜNÜN MESELELERİ ay mahsulünün ger Şen seneye nazaran az olduğundan bak” sedilmişti, Bilhassa Birleşik Amerika, ve Kanadadaki kuraklık dünya buğday is tihsalitında mühim bir hadise olarak Fakat östiheel azl ğına rağmen, dünya buğday finlerin. ds yükseliş alâmeti yoktur. Evvelce de yazdığımız. gibi, Roma beynelmilel Taa enstitüsünün hesaplarına göre, yadaki buğday stokları bir buçuk se melik ihtiyaca kifayet edecek derece dedir, Dünya buğı hakkında bir Fikir vermek için, ticaret borsasına ge len teleraflara bakmak kâfidir. Bu tel graflara göre 1 numaralı Muniteba buğ- dayı bizim paya ile 3 kuruş 67 santim- dir. Gene Şikago borsasında (Sart vin- ter) kışlık sert buğdayı 4 kuruş 34 santimi. Liverpul borumındaki buğday fini 3 kuruş 37 santimdir. Türkiye boranlarındaki buğday, fit leri, beynelmilel buğday fiatlerinden yüksektir, Son günlerde İstanbul tica- ret borsasında buğday fiati 4-5. kuruş arasında temevvüç ediyordu. İhracatı artırmak için, larını, beynelmilel buğday cesine indirmeğe mecburuz. Türkiye buğdayları. ecnebi buğdayı Tarımdan pahalı olduğu balde, Akdeniz Piyasasına, bilhsssa — Mersinden Suri yeye, Filitine mühim denecek kadar ihracat yapılmaktadır. Türkiye buğ- Hintli inecek olursa, ihracat daha zi- le arıncak, Türkiye de buğday ikra yapan memleketlerde biri ola- caktır Bu gayeye varmak için, buğdayi ko- Fuma tedbirler, Ziraat bankasının fint- leri düşürmemek işin köylüden buğday kâfi değildir. Bu tedbirler iyi ler vers bile, nihayet buğdayı, piyasada daha ziyade fiat düy- künlüğü gibi hadiselerden kurtarabilir. Ziraat vekâleti, Ziraat bankasi hariç piyasalarda da Türk buğdayın himaye etmek için, tedbişler almalıdır. Esasen böyle tedbir alındığı ve ihracat imkân- edildizi zaman, daikli sada Bitlerin düşmeşinden endişe et emeğe, pahalı buğday almak gibi bira. Yelere ihtiyaç kalmıyacaktır Sovyet Rusya - Bulgaristan Iki hükümet arasında siyasi münasebat başlıyor Moskova 24 (AA) Ta rahor caddesinde Dikici sokağında ajansı bildiriyor: Bulgar hariciye nazırı M. Batoloft ile M. Litvinof arasında teati olunan mektupları neşretmiştir. Bulgar hariciye na- zn gönderdiği mektupla Sovyet Rusya ve Bulgar murahbasları arasında İstanbulda, yapılan mii zakereler neticesinde Bı mın Sovyet Rusya ile M. Litvinof cevabında Soyet hükümetinin bu teklifi memnuni- yetle kabul ettiğini ve bunun gerek iki memleket menafi gerek sulha hizmet edeceğini yazmaktadır. M. Venizelosa yeni suikast mı? Atina 22 — M.Venizelos ceneral Plâstirası: öldürmek için Atinadan bazı şüpheli, eşhasın Fransaya hareket ettiklerine dair dün Venizelosa malümat gönde- rilmiştir. Bu malümatı gönderenler M. Venizelosun. ve ceneral Plâstira- sın haytlarını himaye etmek Fransa zabıtasının haberdar edil- mesini tavsiye etmektedir. Maraşal Lyautey hasta Paris 24 (AA.)—M zetesi, sarılığa | tutulmuş maraşal Lyauleyin vazi / EDEBİ MUSAHABE Lüsiyen Hanım Abdülkak Hâmidin bu, aşka ve vefaya, Fil mak sıfatıni ilâve eden refikasin- ir ve kalem sahibi ol 'dan bahsetmek için onun ismini bu makalenin başına korken ya- bancı bir ırka mensup bir kadının yabancı bir dilden ismini kaydet mek hissinde değilim; hattâ kar. şımda duran küçük kitabının bile türkçeden başka bir dilde yazıl- Baş olduğuna dikat bile etmek istemiyorum. > Zühali halkalarından, Arzi pey- kinden nasıl ayırmak mümkün de- Zilse onu da zevcinden ayıramıya- rak tamamile Türklüğe malolmuş buluyorum; kitabını da öyle an- cak Türk toprağından. çıkmış, Türk uflundan alınmış, Türk yü- reğinden doğmuş hislerle dolu his- sediyorum ki onun masıl olup ta #ürkçe yazılmamış olmasına dik- kat bile etmek istemiyorum. bunun içindir ki muharriri de, eseri de Türk mahsulü olarak alıyorum. — Perspeetives Kitabın ismi, Bunu türkçede na- sıl ifade etmeli? Ressamlara 50- Tulsa omuzlarını silkerler, mühen- dislere müracaat edilse dudak bü- kerler, lügat kitaplarına bakılsa tek bir kelime yerine satırlarla ta- if verirler, onların vazifesi mi, ke- limeyi olduğu gibi alırlar, ötesini başkalarına bırakırlar, Başkaları ne yapar bilmem? Ben sade, Türk dilinin yabanci unsurlardan kur- tarılmasına çalışılan bu devride değil, ötedenberi garp lisanların- dan alınacak kelimelere karşı uzak kalmak fikrinde olduğum- dan buna, pek sadık olmasa bile sadakat noksanını itiyat ve isti Sın telâfi edeceğine inanarak, « rünüşler» diye bir mukabil kabul edeceğim. Muharrir zarif el çantasının içinde kalemile muhtıra defteri, “Ankarada, İstanbulda, ların, vakaların, hadiselerin duyguların. arasından geçiyor; bunların içinde telâş adımlarile yürürken gözlerinin acül bakışları şuraya buraya ilişiyor; bir köşe- de küçük bir fikrin tohumu, öte tarafta bir mülâhazanın dar ufku onu bir dakika durduruyor; bu müşahedelerin, yahut bu geçilir. ken farkolunan uzaktan görünüş- lerin ilhamını derhal kalemini çı- kararak muhtıra defterine iki ke- lime ile işaret ediyor; saat gerken bu küçük tohum yor, büyüyor, o dar ufuk açıldık- ça renklerinin zenginliği sert bir kumaş topu gibi genişliyor; o iki kelimeden üç sahife, beş sahife yor; bunlar günün müşahede- sinden, her hangi bir hadisenin, bir tecellinin görünüşünden dağ- muş bir intibadır ki hemen pişer pişmez, sıcağı sıcağına ikram edil- mek lâzım gelen bir gevrek gibi derhal matbuata yetiştiriliyor. İşte muharririn kitabi bunlar. dan müteşekkildir. Ne yazık ki bunlar, tek tük istisnadan kat'ı na zar, yazıldıkları dilde kalarak nü gününe Türk okuyucularına sunulmuş olmasınlar. o Halbuki bunlar asıl Türk okuyucularını alâkadar eder, o kadarTürk yüre- Zinden çıkmış şeyler Bunların arasında «Ankara» yı, «İstanbulu» u, manzara- «Senci devriye» yi «Milli mahsulât sergisi» ni, «Türk «istiklâl» i, daha bir çok- larını ben kitapta okurken bun- ları bir Türk kaleminden türkçe yazılmış olmak vehmile okudum. Hele «Son haremler» fıkrasin- da uzun müddet durdum, ve dür şündüm, Düşündüm ki bizde ka“ lem sahipleri ekseriyet üzere ara- larında bir bardak suda fırtına denecek ufak tefek nizalar için haftalarca mürekkep akıtmaları- na mukabil Türklüğün etrafında yabancı dillerde neşrolunan yan- İş ve hemen daima kinden, taas- suptan doğmuş yazılara karşı s kit kalırlarken, o, bu yabancı bir diyardan gelerek Türklüğe iltihak eden kadın, duramamış, My Harrynin hatalarına karşi i ederek püskürmüştür. Kırka yakın makaleyi muhtevi olan bu küçük kitap ne vakitten- beri beni cezbediyor, günlerin kıntiyle geçen saatleri arasında ona bir sahifede duruyor. Muharririn cezbeden bir lisanı, pek sade zan- nolunan bir şeyi söylemek için beklenmiyen ince bir ifadesi, gö- Tüşlerinde | vehleten mütehayyir eden fakat biraz düşününce lerde mutmain bir tebessüm uya: diran garabeti var. Öyle husu: yetle dolu bir üslüp ki bunların günü gününe türkçeye çevrilme: ne teşebbüs edeceklerin cesareti- ni kıracak kadar zorluklarla do- lu... Onun için olacak ki Türk okuyucuları bunların çoğundan mahrum kalmış. «Yeni sene» makalesine «Seneler rnsliplerini bizim üzerimize stünta yığarlar, Bizim hatıra, hatâ tecrübe de. diğimiz, çabuk geçici anlarla tanddür etmiş saatlerin kırımılarıdır. ki onların gezmesi hahızasının ka'rını karmakarı- şik doldurur «Yaşanmış günler, saatler, mazinin gerilenişinde. hakikatte olduklarından daha gürel görünürler, Böyle olmakla Beraber, mesut olmak, yahur buna im- km yakan, evveler acmak olmuş lunmak ihtiyacı bizde © kadar sedir ki kendi kendimize yaptığımız bu ya Tml mahzuz oluruz. «Tasarruf» makaselinden bir küçük fıkra alıyorum: Su. Zira her fazilet iki sadık yoldaşı la mürtetiktir ki biri onun ifrat, diğeri ikdamıdır. Bu batımak refakatlen do- Tayıdır ki bizim hepimiz için faziletkâr olmak, öyle olmakta devam etmek, yar hut e sılatı iktisap etmek bu derece müşküldür. Fazilet sert ve dik olduğu için her hansi bir neviden inhinayi ka. bül etmez, ve en küçük bir gevşeklik üzerine bizi hadelen ann fazletkâr ya: pan sağ refikime, yahut kâfi derecede #sziletkâr olmak kabiliyetini mezeden sol komsusuna gönderir Kadınlık namına müfrit müd- deiyat serdedenlere karşı erkek- leri müdafaa eden makalesinden: ci, Kadının. içtima yazilesini öne sürerler: Kadin bir tek vazifesi vardı Ve bu mukaddestir: © da bu kelimer manasında, yüksek ve fevkani Be var a onlarla kadın olmaktır» Kadın erkeğin kavi eline ship Bir ci koysun; içtimai meseleleri birlik der. piş eisinleri ve herkesin en ziyade me fine olarak: onları birlik, halletmeğe ceb deyi fesi vardır, kadının da kendi vazifesi Kadının. vazifesi onun mevcudiyetini dolduracak kadar güzel ve büyüktür: mademki cismani, manevi ve nokatı nazardan Kayar ondan münşaip- Bu küçük kitabın baştanbaşa hemen her makalesinde, her okı muşta tırnak çizgisile işaret edi var ki, sevkile, bunlardan bir kaçını yu- olu miş fıkraları tesadüfün karıda naklettim. Teşekkür nur ki bu yazının hacmi mü değil de daha fazlasını nakle im- kân bulamıyorum. Naklettiklerim- le aslının güzelliğini, açıklığını ve derinliğini gösterecek kadar bir şekil bulamamış olduğuma kana- atla adeta bir tahrip günahı işle miş olmak ezasını duyuyorum, Halit Ziya Uşş kizade

Bu sayıdan diğer sayfalar: