18 Mart 1938 Tarihli Anadolu Gazetesi Sayfa 9

18 Mart 1938 tarihli Anadolu Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

S.hife Holivudun Esrarı DÜNYA Marlen tarafından yırtıldı —a : nn Vakit öğle. Kalabalık bir dörtyol ağzında, yüzümü du- vara çevirerek, sırtımı güneşe verdim. Kalabalık bir dörtyol Ağzış mukaddes telâki noktası, Şöhretlerin kaynaştığı bir yer demektir. Bir adamın canlı bir Mecmuanın mucizeli yaprakları - mı karıştırıyor hissine kepılması için, bu yerde bir dakika ayak- ta durması, gelip geçenleri sey- retmesi kâfi gelir. Mukaddoratın; cilve yaparak, kâinat haritası üstüne septiği bu kalabalık döriyol ağızları beş tanedir: Nevyorkta Tayms Skar, Londrada Pikadilli Sür- küs, Şikagoda “Sup,.» Ben bu sabah Holivutta, Vayas Stirt- Holivut bLulvarı, beşinci yört- yol ağzındayım. Bu dörtyol ağzını, büyük şeh- rin diğer bir sokak köşeciğin- den ayıran hiçbir işaret yok, onu hiçbir şey mukadderatın- dan ayırmıyor, hiçbir şey oy- nadığı rolü işaret ediyor gibi görünmüyor, Bu dörtyol ağzında bir çi> çekçi, bir drog-stor ve bir bar var. Amerikada bir grogsstor vedir bilir. misiniz? Bu; eczane, pastane, lokanta ve tuvalet bo- yaları satan bir yer demektir. Drog-stor, amelenin, yolcunun, bir kulübe mensup olmıyanın ku- lübüdür. Orada her istenilen şey satın alınır, beklenir, ran- devu verilir, ısınılır, di ilir ve aşinalara telefon edilir. Bir- leşik Amerika hükümetlerinde, muhtelif havadislerin yarısı, bü- tün izdivaçların nısfı, drog-stor- da başlar. asiler, arazı işlelen- ler, altın yahut petrol arayıcı- lar kum veya buz çölü orta- sında bir şehir kurdukları — za- man birinci olarak bir hapis- hane, ikinci olarak bir kilise ve üçüncü olarak ta bir drog- stor inşa ederler. Kalabalık dörtgolağzı Bu dörtyolağzında bir sine- ma da var. Sinemanın kasyeri o kadar güzel ki, Holivudun “zenginleri, her çeşit güzellikten — tatıp bikanlar gişesinin önün: den dizi dizi geçenler ve bu kızı daha iyi görebilmek için, sinsi sinsi, duvarda asılı Gar bonun, Doroti Lamurun resim- lerini seyrediyormuş gibi gö- rünürler. Burada şoförlerin burnunun dibinde, “Los Anjelos Egza miner,, diye bağırarak otomo- billerin — tekerlekleri — arasında oradan oraya sıçrıyan küçük bir gazeteci bile var. Çocuğun yassı bir burnu, kırmızı saçları, kula lekeli bir teni vardı. Bir. çok sefer, vazu. sahneler onu kolundan çekerek söyles öy- ledilerı *“Çocuk, yarın gel beni slüd- yoda gör.,, Fakat ber seferde, onların yüzüne karşiı şiddetli bir küfür savurdu. Bu çocuk, Sefiller romanın daki Gavroşa benziyor. Hiçbir şeye metelik vermez, ağzında Puro sigara tutan hacıyatınaz- lara benzettiği vazı sahneler- den, biç doğurmadıkları için kumral katırlar diye tavsil et- tiği yıldızlardan mefret eder. O, südece, sokaklarda bağırarak gözete satmağı, polislere mu- ziplik etmeği, işsiz babasile bir viranelikte yatmağı ve talihi yardım edipte bir daha k&r zandığı zaman, koka - kola de- dikleri Timonatadan bol bol içerek kırk sekiz saat Uyumağı Sever. Otuz senedenberi — beşinci kalabalık döryol ağzına nezaret eden polis tarafından dikkatle takip edilir.. Meydana çıktığı ilk sene, gözden 'kaçırılmaması lâzimgelen şeyi, hemen hemen vaz'yetinin müphemliği idi. Be- linde iki tabanca, başında bir fötr şapka taşıyordu. Şimdi yalnız bir brovniği ile yassı bir kasketi ve herşeye (âkayt, ihti- yarlamış bir kalbi vardı. Yob dan geçerken, otobüs şoförleri, tramvay vatmanları” ona - bir s-lâm - fırlatırlar. Sinema -sanayiinin Çarı Lui Mayer, beyaz otomobilinde ge- çen vali, meşhür — Yıkdız. Mis Kravford ile tanınmış artistler- den Mster Gabi bile, ona se- lâm verir. Holivudun peygam- beri, aile relsi ve natürel şarbayıdır. Dünyada tek başı vırdır Ör: tadan çekilmeğe mecbur edile- ceği zai LosAnjelostaki kü- tk evin np — ölümünü ekliyecektir. Kaldırım boyunca bir - oto- mobil duruüyor; - içinden yakası açık ve kıravats z bir vaziyette, Valas Briti iniyor. Elinde bir gül buketi tutan ve randevu- sunâ uçarcasına- giden şu de- likanlı, Tıron Poverdir. Kala- balıktan gidemiyen yirmi kadar otomobil arasında abluka edil- miş bir şekilde. Bü atomobil- lerin birinde, Foks kumpanyası direktörü bir dosya” okuyor. Diğer bir otomobilde Kennedi bahriye vekili var. Üçüncü oto- mobilde “Klover Klub, de uy- kusuz geçen gecelerinin tesirile, Kay Françis uyuyor. Yoldan geçen romancı. Vikki Rom, sü- ratle giden kırmızı acpetli bir motos kletten sakınıyor. Ve bü- tün Marks kardeşler ailesi, cski sistem açık bir Fort otomobili içinde geçiyor. Bütün bu görünenler, şu yol cular, kamburu - çıkmış — polis tabi, beşeri ve hiçbir azameti olmıyan şeylerdir. Fakat bütün hayallerin, düayadı mevcud bü- tün arzuların, beğenilen bu yer- lere kansilı ruhlar halinde uç: tuğunu tasavvur ediniz ve Vâyas SiritsHolivud -bulvarı do"ğ:,l na, bir mabşer günü ka lll'l balık olduğunu g.ımüunı. H”ılındı bir kere olyun, si- nema kahramanlarının uzak cene netini düşünerek, içini çekmi> yen bir tek'kollej talebesi, bir tek işçi kız yoktur. Ve beşinci kalabalık dörtyol ağzı kuvyetini, Azamelini bu SsonSüz arzunun hızından, bu darin hasretten alır. — Devam edecek — Kadının hayatı tehlikede mi? Dün polise müracaat eden bir kadın, şu şikâyette bulun” muştur: — Heıııı rem Ayşe, Çorak. kapı! ki evimizde oluruyordu, Kendisinden” aymı yaşıyan ko- cası Rodoslu “Ali geldi, bizi döverek hemiş'remi alıp götür dü. Pazar günündenberi nerede olduğunu bilmiyoruz. Hemşite- mi bulunuz. Şikâyetçi kâdın, hemşiresinin tehlikede olmasından korkmak. tadır. — Zabitaca — Araştırmağa başlanmıştır. ANADOLU Almanya Çekoslovakyaya taarruz edecek olursa.. Fransız ve Ingiliz gazetelerinde bariz bir erdişe görülüyor Fransa Avusturya ilhakının uyan- dırdığı akisler Bütün Fransız gazeteleri anp- lusun tahakkuku işi etrafında komanterler neşretmektedir. Pöti Pariziyen diyor ki: *“B, Hitlerin süratli ve — şid- detli hareketlerinin büyük bü- kümet merkezlerinde uyandır- dığı derin ökisler, yatışmış de- ğildir. Hitlerin bu hareketi, demokrat memleketlerdeki dev- let adamlarına zengin bir dü- Şünce malzemesi verm'ş bulum- maktadır. Bu hareketin yeğâte iyi tarah budur. 'Bu hareket, her tarafta imdad çanları tesi- rini yapmıştır. Pariste, Lon- » Moskovada, — Pragda, Bükreşte, Belgradda, hatta Var şingtonda ve d ğer bütün bita- raf memleketlerde, Hitler kuv- vetinin ne olduğu ve istikbalde bu kavvetin ne tar bareket eyliyeceği bügün tam surette anlaşılmıştır.. Herkes ilk - safta tehlikeye mâruz 'bulunan Çe- koslovakya ile meşgul Bulun- maktadır. Fransa - ve İngiltere Hariciye Nezaretleri, mü bir. beyanname ile, Alman hareketlerine karşı — sar bırlarının haddini çizecekler ve İngiltere ile Fransanın da - fili« yata filiyatla mukabele eyliye- cekleri vaziyeti tesbit eyliyecek- lerdir.., Almanya Çekoslovakyaya taarruz ederse.. Eko dö Paride Pertinaka diyor ki: *M. Hitlerin keadi - südet urkdaşları lehinde pek yakında şu veya bu tarzda midaha'e edeceğinden kimse şüphe eyle- memektedir. Eğer Fransa Çe- koslovakyayı müdafaa için se- ferberlik — yaparse, İngilterede salâhiyetli zetler, F.ansaânın ya- nında yer almakta gecikmiye- cektir. Fakat, sulhun idamesi için, Londranın daha evelden, hareketini açık sürette — tesbit etmesi icap 'eylemektedir. En nihayet, İngiltere Dış Bakan- lığının hattı hareketini, İngiliz kamoyu tesbit edecektir. Bu sebepten dolayıdır ki önümüz: deki hafta zarfinda kamoyun hareketlerinin büyük ehemm> yeti olataktır. Ingiltere ve Fransa birlik- te hareket edecekler mi? Maten — gazetesinin Londra muhabiri bildiriyor: “İyi haber alan mahfillerden bildirildiğine re, — bakanlar, Fransa büyük elçisinin İngiltere Dış Bakanına bildirdiği çok ehemmiyetli bir teklifi tetkik edeceklerdir. Bu teklif, Alman- yanın Çekoslovakyaya karşı bir tecavüzü takdirinde iki memle- ketin birlikte geçeceklerini bil diren bir İngiliz-Fransız beyan: namesinin neşridir. Fransa bü: Yük elçisi İngiltere Huariciye Nazırı nezdinde,| bu tedbirin çok âcil ve hayati mabiyeti üzerinde bilhassa ısrar etmiştir. İngiliz politik mahfillerinin dün akşam izhar ettiği kanaat, böyle bir talebin Londra hükümetli | taratından kabul edilmiyeceği merkezi de idi. Zira, Lord Ha- lifaks, — berbangi — bir taahhüd almadan örce, Almanyanın ha- kiki maksadlarını anlamak isti- yecoktir.; Paris - Londra ve Paris - Roma Ümanite güzetesi " diyor ki: *Orta Avtupanın mukadderatı, İspanyol harp — sahinesinde oy- nanmaktadır. Bu harekete karşı cevabın İspanyada — verilmes lâzımdır. Çekoöslovakya demok- rasisi ve umumi sulh orada kurtarılabilecektir., Ekselsiyot diyor ki: *Çekoslovakyanın meşru en- dişelerinden haberdar edilen Fransa —Diş “işleri -Bakanlığı, bunları İngiltere, Dış işler Bar kanlığına bildirmekte gecikme- miştir. Şimdilik, İngiliz kabinesi, Berlin ile müzakere projelerin- den vazgeçmiş gibidir.. Buna karşı, Roma ile Paris arasın- daki bütün köprüler yıkılmış bir haldedir. İtalya, Fransanın orta Avrupa üzerinde bir mü- zakere yapmak — bususundaki “tekliflerini kat'i surette reddet- miştir. Bu vaziyette, İngiltere- » İtalya yaklaşması, da- âlâ kabil midir?, İngiltere dngiliz gazetelerinde kat'i hüküm gok İngiliz gazetelerinde, Avur turya meşelesi karşısında az çok şiddetli sözlerden başka birşey, meselâ az çok yakın bir balde berhangi bir başka dev- letin buna benzer bir tecavüze kurban olması takdirinde efkârı umumiyenin ne tarzda hareket edilmesi lâzım geldiği arzusuna aid birşey yoktur. Gazeteler, davayı, sarih surette anlatımakta, fakat bunun hal çaresi etrafın- da hiçbir kat'i büküm verme- mektedir. Gazetelerin büyük ekseriyeti, bütün — meselenin, Çekoslovakyaya karşı Fransanın yanında mücadele edip etmi- yeceği meselesine bağlı bulun- duğunu tereddüdsüz söylemekte, fakat, bu meselede de, ekser gazeteler, sariıh bir cevap ver- mekten çekinmektedir. Vüuzuhsuzluk devam ettiriliyor Gazeteler okununca — çıkan umumi kanaat şudur: Sıkıştırık irde, en son dakikada evet cevabı verileceği muhakkaktır, fakat şimdilik vu. zuhsuzluk ortadan kaldırılmak istenmemektedir. Taymis gazete sinde, — devletli İngiltereyi - bağlıyan — karşılıklı teahbütlerin, emniyeti idame ede- cek derecede sarih olmadığını kabul etmektedir. -Avusturya, buna bir örnektir. Fakat bugün İngiltere için en mühim olan cihet, kendi silâhlanmasıdır. Deyli Meyl ve bununla ayni fikirdeki gazeteler, Almanya için teşvik edici bir mahiyette ya- zılar yazmakta ve İngiltereyi, bilhassa hakiki bir millet olm yan fakat gulh muahedelerinin sun'i bir gıphassalası bulunan Mart Binbir gece masallarından 18 Seyyit Sendabadın Harikulâde deniz seferleri Nakleden: İrfan Hazar EEREEDEDE a Üa Kimbilir vaktinde evlenmiş olsaydım, benim de bu civan gibi kâç çocuğum olurdu? Tiksinerek yerden kalktım. Düşmanımın yerde yuvarlanan hançerini elime aldım, ona uzattım: — Al, dedim; gençsin, sana kıymak istemem. Bu zamana kadar katil olmadım. Bundan sonra da günaha girmek iste- mem. Al hançerini, al! Altımda yatan düşman, inler gibi oldu. Bana hiçbir cevap veriaed , Adamlarım hâdiseden haberdar olmuşlar, neden sonra beni kurtarmağa koşmuşlardı İşte, Bağdaddan üçüncü defa olarak ayrılışımın — arefesinde böyle şeylerle karşilaştım.. Ar- tık, memlekette bir saat bile kalmağa tahammül edemiyor- düm. Ufuklar açık, denizler sonsuz, bendeki arzularda bun- lar kadar 'hudutsuzdu. Beş gün biter bitmer kendimi Basradan ayrılan bir geminin içinde bul- dum. Herşeyden elimi çekmiş- tim. Başımda hiçbir gaile yok- tu. Ben de kimsesiz, fakir, şu gürbete çıkan meçhul deniz yolcuları gibi zavallı bir adam olmuştum. Ba hal beni sevindi- riyordu. Geminin yelkenleri rür- gânn altında şişip inerken, ben de onlarla beraber bir yerlere iniyor, bir de göklere çıkıyor- dum. Yolculuğumuz çok iyi geçi- yordu. İlk seyahatlerimdeki ya- bancılığı bu defa hissetmedim. Hicazdan H'nde sefer eden yirmi kişilik bir aile ile sıkı fiki dost oldum. Buulardan maada gemimizde beş kadar büyük tacir, on kadar da, ufak tefek satıcı vardı. Hicazlı arka- daşlarımın — yanında — karıları, kızları ve baldızları bulunuyordu. Bunların içinde güzelleri de ek- sik değildi. Bir #kşam gemide dolaşırken tâ dip taraflara sokulmuş, kim- se ile konuşmıyan, yemek dahi yemiyen, ve daima düşünen ge- rip bir adama rastladım. Elbi- sesi eaki püskü, gözleri — içine çökük, yüz kemikleri dışarıya fırlamış bu yolcu arkâdaşa mer- hangi — felâketla | ovakya —için taahhütler tahzir etmektedir. Herşeye çare: Silâhlanma Deyli Telgraf, Taymis gâze- tesi gibi, Almanyanın cebri ha- reketini takbih eylemekte, fa- kat buna verilecek cevap bah- sinde, İngiliz silâhlanmasından başka bir usul göstermemekte- dir. Yalnız gazete bu silâhlan- madan nerede ve nasıl islifade edileceğini mesküt geçmektedir. Sol gazeteler, biraz daha sa- rih bir vaziyet takınmış bulun- maktadır. Fakat bunların sara. hati de tam bir sarahat de- ğildir. Liberal yor ki: *Hitlerin hareketini takbihde gecikmiyelim ve bu tekerrürün önüne geçmek için ne yapma- mız icab ettiğini düşünelim. Bu dakikada iki şey, lüzumunu bi yük bir sarahatle göstermek- tedir: 1 — Silâhlanmayı bızlandır- mak, 2 — Daha vakit tamamile geçmemişken, kollektif emniyet sistemini yeniden vücude getirmek için enerjik gayretlerde bulun- mak., Niyüz Kronik| di- muztariptir! Dedim. Bu bu kaptana başvur- dum. (Aramızda birşey topla| yıp o âdama verelim, hiçolmaz: sa açlığına çaresaz olalım) tek: lifinde bulundum. Kaptan yüzüme baktı: — Karışma böyle Seyyit Senbad! Dedi. — Niçin? — Orasına da karışma! — İyi tmma Seyyidi! Bu bi çarecin boynu bükük yaşama: sına nasıl razı olayım? Eğel siz va grkadaşlar bir ianede bulunmazsanız ben kendi ke- semle onu iaşe ederim. Kaptan, acip acip tekrar yü- züme baktı; — ©O kimdir Dedi. — Bilmiyorum. — O, bütün Hindde, Çinde ün almış meşhur bir (fakir) dir. Fakirin Be demek — olduğunu bilir misin? Kaptana gülerek cevâap — ver. dim; şeylere bilir. misin? — Biraz bilirim. — Gülmenizden anlıyorum ki (fakir) likle ve onun esrarile alay ediyor; ona inanmıyorsu. nuz. Halbuki ben, bu tarikatın mucizelerini çok defa gözlerimle gö düm, kulaklarımla işittim. Kaptanın - safdilliğine gene gülmemek için kendimi” zor tuttum. — Pek âlâ, öyle kabul ede- lim reis, dedim; beni onunla maz misınız? Kendisin den yolculukta — olsun — istifade edeyim.. Kaptan, bu ricami kabüle yanaşmadı, Fakat bütün ısrarıma rağmen, reisin Hintli fakirden beni uzaklaştırmak istemesinde bir sebep vardı. Ba sebebi günlerce aradım, bulamadım. Bir gece kaptanla yemek yir- ken (fakir) e ait kör düğüm çö züldü, bana: — Seyyit Sendbad, dedi. Vallahilazim ben dahi ona teki bir kelime söylemiş değilimdir. Kendisini tanıdığımdan bile b beri yoktur. Bu mezele aramı: da sır. kalsın! Eğer — yolcular, aramızda bir (fakir) in oldııjııı duyarlarsa başına üşi veren bu adamdan, açıkça sö liyeyim ; ben. korkuyorum, B korkuyladır ki, kendisini selâm| lamak bile istemedim. — Peki, size bu adamı kiri tanıttı?, bir nokta Seyyit SendbadiMi mafib, madem ki - sana bu dar açılmış bulunüyorum; - ni musuna güvenerek kimin (F kiri) bana tanıttığını da söylü yeyim. Başradan — gemimizi kalkmasına bir. güğ kalmıştı O gün çarşıya çıkmış, — erz ve su tedarikile meşğul olma; başlamıştım. Arkadan ince bi sesin beni: — Naish Reisl Nasih Rei Diye çağırdığını duydum. Hemen — geriye — döndüm Önümde fidan boylu, üzüm gö; lü, sırma saçlı - bir dilber bi lirdi. İlk önce sıkıldım. Lâki serbestce yanına yıklııtıın.K. disinin benden ne istı sordum. İpek maşlabın 4 kıvrılan vücudile bu güzel di ber kulağıma yaklaştı: — Ben, dedi. ya mensubum. Size, — kıymel para ile ölçülmez bir emanı tevdi edeceğim. — Sonu var —

Bu sayıdan diğer sayfalar: