17 Eylül 1934 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 12

17 Eylül 1934 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 12
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Hariciye Vekilimiz mühim bir nutuk söyledi Salonda tıs yoktu; gözler hay- ran, yüzler şendi, Yalnız artist son satırları söylerken mânalı mânalı gülüşmeler oluyordu. Hepsinde başka haz var, Sanma birinde naz var. Hem kartal hem de kaz var. Hepsi çıldırır bana; Uysak derler şeytana.. Bütün salonu yarı yarıya dolaş- mış, ortaya gelmişti, Müşterilerin hepsiyle eskiden beri ahbap gibiy- di, Hattâ yaşlıca, kalantor birini göstererek: «hem de kaz var. D>3:Xi halde zengin adam tatlı tatlı gülünsüyor, artisti selâmlı- yordu. O şimdi bir iskemleye çık- mıştı: Âşıklar tümen tümen, Paraya gömüldüm ben.. Roplarım hep ipekten Ne mutlu bu şeytana, Erkekler uşak ona... Elleriyle bütün erkekleri işaret ediyordu. Her dakika ona karşı du yulan hayranlık artıyor; başka za- man bir hakaret sayılabilecek ©- lan bu sözler herkesin çok hoşu- na gidiyordu. Bugün esmer, yarın ak, Hepsi yalvarıyor bak.. Yavaş yavaş, oturanlar da şar- kının ahengine kapılmışlardı. A- yaklar, vücutlar, ve başlar durduk Jarı yerde tango oynuyorlardı. Hafif bir mırıltı güzel bir ka- dın vücuduna atılan tül gibi şar- kıyı büsbütün güzelleştiriyordu. Onu daha yakından gördükçe bir saniye için şöyle düşündüm: — Bu kadar benzeyiş.. Kabil de ğil.. Bir mucize., Saşkın bir halde idim. Eğer çalgının ve bu sıhırli şar- kının ahengine kendimi kaptırma- | sam yerimden fırlıyacak, onun kollarını tutacak, gözlerinin içine ve yüzünün yapılışına bakarak s0- racaktım: — Sen.. Sen ha!.. Söyle, sen mi- sin?... Artistin çıktığı iskemle bir ma- sanra yanında idi. Masayı tutan- | lara bir işaret yaptı. İki erkekle bir kadın önlerindeki içki şişele- rini, mezeleri, bardakları bir çır- pıda yere indirdiler. Şarkıcı kadın masaya sıçradı. Gönüllerde ateş yak, Sonra çekil bir vyana; Ne mutlu bu şeytana.. . * * İçki, muzik, oyun, dans; Bir gülüş, bir reverans... Çalgı hızlandı. Artist, eni boyu birer adımlık yerde lâstik gibi kıv rılryor, tangonun en güzel figürle- rTini yapıyordu. Aşık değiş her seans İşte budur yaşamak; Yaşasın şeytan olmak..., Muzik, sıkışıp sıkışıp birden bo şalmış gibi coştu. Trampet, davul ve zil sesleri arasında şarkı bitti. Kızıl şeytan masadan atladı. Çılgınca yapılan alkışlar arasında müşterileri selâmlıyarak ağır ağır yürüdü. Bu sefer benim masanın Satinden geçiyordu. — alkışlamayan yalnız ben- Bıııınıebobı beğenmediğim- den değil, şaşırdığrm içindi. K S AD Melek ve Şeyta l —SYazan: Kadir Can Herkeş gibi benim tarafıma da | baktı, başmı eğdi. Fakat birdenbi- re yüzü durgunlaştı. Gözlerinin parıltışı söndü. Kirpikleri sık sık biribirine gir- di ve açıldı. Kaşları çatıldı, bir kaç saniye öylece baktı. Ben de ona bakıyordum. Artık şüphem kalmamıştı. O gözlerin derinliğine indikten sonra nasıl şüphe edebilirdim. Evet, bu, Zehranım ta kendisiy- di.. Gözleri yavaş yavaş, — yeniden parladı. Zorla gülümsçmek istedi, fakat yapamadı. Selâm için eğilen başmı kaldırmadı. Başka - tarafa çevirdi. Bir türlü gülmiyen ve eski halini almıyan bir yüzü vardı. Hız Ix hızlı uzaklaştı. Sahnede müşte- | rilere zoraki bir selâm verdi; bana doğru kuru bir bakış attı; kolisle- rin arasında kayboldu. Alkışlar durmuş ve bütün baş- lar bana dönmüştü: — Kimdir bu adam?.. — Burada ilk. olarak rum, — Ne söyledi? — Ne oldu? — Alkışlamadığı için kızdı sa- nırım. görüyo- — Meral böyle şeylere kızmaz. | Başka bir şey var.. — O halde ne olabilir?. Garsonlar, barın sahibi, merak- la bana bakrıyorlardı. Sıkıldım. Bu bakışlar bana her taraftan yağan zehirli oklar gibi geldi. Ye- rimden kalktım. Kişede borcumu ödedim ve çıktım, * * * Kendimi gecenin serinliğinde ve ıssız caddede bulduğum zaman garip hislerle dolu idim. On üç yaşımdaki güzel rüyadan uyan- mış gibiydim. Nasıl o zaman, ye- niden kırmızı şeytana kavuşmak için gözlerimi kapadımsa, şimdi de bardan uzaklaşmak istemiyor- | | ya çarparlar, yahut işinden çıka - dum, Kapının önünde durdum. Es- | kisinden bin kat daha büyük bir merakla oradaki resme baktım. Baktım; uzun uzun, yiyecek gibi baktım. Zehra.. Ne baş döndürücü bir değiş- me?.. Bu sırada içeriden başka bir şarkı, ağır, ruha işleyen bir sera- nat duyuluyordu. Bunu da Zehra söylüyordu. Ses kesildi. Alkışlar salondan, kat kat ka- pılardan, koridordan mk cad- denin karşı kaldırımımna, yüksek apartımanların pencerelerine ve duvarlarma vuruyordu. Bar boşalıyordu. Kapıdan ayrıldım. Gidecektim; fakat kendi kendime soruyor- dum: —Şimdi nereye gidecek? Nere- de oturuyor. Evlendi mi? Nasıl bir hayat yaşıyor? Yoksa artistlerin yüzde doksanı gibi başı boş, he- veslerin ve arzuların peşinde mi koşuyor? On adım kadar ötede durdum, (Arkası 6 ncıda) Geçenlerde Amerikada Omaba çok hızlı gittiği için bu çarpış ve ateş almıştır. —Tayyareci da bir tayyare tam yere indiği neticesinde birdenbire baş aşağı kurtulmuştur. 'KUPON ZS : l 17-9-1934 sırada tekerleği bir taşa çarpmış, olmuş, tekrar dönüp devrilmiş Resimlerimiz; bu kaza esnasım da alman muhtelif onstantaneler dir. ESNAF VE IŞÇI Hasbuhal Çok çocuklu işçiler himaye edilmelidir Meşhur bir hususi fabrikanın | işçisi bize resmini, adresini ve fab rika tarafından kendisine verilen hesap pusulasını göndermiş. Di- yor ki: — Beş çocuk sahibiyim. Bir de ben ve karım, etti yedi nüfus... Şu para ile nasıl geçinelim? Kendisinin resmiyle isminin gözeteye basılmasını istemesine rağmen, belki fabrikada bir ceza- rırlar diye, bunları mesküt geçi - yoruz. Yalnız yirmi dört günlük hesap neticesini dercediyoruz. Bu adam, yirmi dört günde on saatten fazla çalışarak, on beş lira — yedi kuruş kazanmıştır. Hükümete buh ran ve müvazene vergisi vermedi- ği halde, kendisinden şu suretle 478 kuruş kesilmektedir: Kazanç 106 kuruş. Fabrika doktoruna müdüriyet tarafından verilmesi iktiza — eden aylığın işçiden kesilen hissesi 15 kuruş. Ceza 55 kuruş. Yol parası 302 kuruş. Geriye, 1029 kuruş kalryor. Ya- ni yirmi dört gündelikle on saat fazla işin karşılığı!.. Bununla, İs- tanbul şehri içinde yedi kişi yirmi dört gün geçinebilir mi? Düşünün: Adam başına bu pa- rayı taksim ederseniz, günde altı kuruş düşüyor. Bununla nasıl ya- şanır? Bahusus, mektup sahibi, çalışamıyacak sinde olanbeş çocu- ğun babası imiş, Karısı da elbette, evde, bu çocuklarla meşgul — ola- caktır. Nüfusun artması icap eden bir Ecnebi mütehassıslar ve | genç Türk işçileri 1 h K | gğf'% B Memleketimi - ““ zin bir çok fabri- kalarında elbet - te kabiliyetli ec- nebi mütahassıs- | | lar vardır. Fa- | kat, — hakikatte 3 biç bir kıymet i- ! İ' O — | fadeetmedikleri| balde mütahas - | Cevat Ef. sıs geçinen ecne- | biler de eksik | değildir. Bunların yerlerini mek- tep mezunu genç Türk san'atkâr- ları pek âlü tutar. Halbuki, bazı kimselerde ecne- bileri mutlaka bir şey bilir zannet mek galatı rüyeti vardır. Bu de- ğersiz yabancılar, memleketimiz - de o sebeple tutunabiliyorlar — ve | yerlerinde sağlam durmak için, civarlarındaki istidallı ve bilgili memleket çocuklarını, birer — su- dan bahane ile, ihtara, — tevbihe müstahakmış gibi gösteriyorlar; sonra da, işlerinden çıkarıyorlar. Bu hususa nazarı dikkati cel- mek için, Nafia Vekâletine 4-1 ve 1-6-934 tarihlerile mektuplar yaz- dım: Herhalde, meşguliyetin faz - lalığımndan olacak, cevap alma - dım. Şimdi de 8-9-934 tarihli yeni bir mektupla müracaat etmiş bulu nuyorum. Nafia Vekili Ali Beyefendi her halde nazarı ilibara alırlar ümi- dindeyim. Üsküdar İnadiye, Ferah sokak ı numara 64 CEVAT memlekette, ameleye: — Çacuk babası olma!.. meyizl. Öyleyse, devlet, çok çocuklu iş- çiler için bir takım imtiyazlı vazi- yetleri İş Kanımuna koymalıdır. *diye- j Kavafoğlu Fırınlarda çalışanların canı can değil mi? Belediyenin ka rarile dükkân ve fabrikaların er- ken kapanma * Ç0 sından — şüphe * D siz her işçi isti- S fade etti. Şehir dahilinde hali fa ©| aliyette bulunat K iki yüz küsur fi- rında iki bin be$ Lütfi Ef. — yüzden fazla a* mele geceli gündüzlü çalışır di * dinir durur. Yevmiye on sekiz sa * at iş başında bulunmağa mecbur © lan bir insandan ne beklenir? Şim diye kadar derdimizi kimseye dit hizmetten binlerce yurttaş mahvolup gitmiş” tir. Gece işinin kaldırılması ile ht kukumuzun gözetilmesi, hiç bir t& tilden istifade edemiyen — bizleri sonsuz sevindirecektir. Tophane Kasaplar caddesind? 7 No. fırmda Muharrem Lütfi —ii letemedik ve bu ağır Parisin bombardımanı Berlin, 16 (A.A.) jansı bildiriyor: 1918 de Parisin Berta toplariy” le bambardıman edilmesinin ha tırası merasimle tesit edilmiştir" Betta kumandanları Viş - Amirâ! Rogg'e ile Korvet kaptanı Kurt ve topçular şerefine bir reşmi ka' bul tertip edilmiştir. 1| Alman matbuatı yazıyor: “Alman dehası, bütün atış kai" delerini altüst ederek, Fransız kümet merkezi kalesine, Strato$” fer üzerinden, yüzlerce mu: obüs göndermiştir. Bu toplat harpten sonra, hiç bir düşman zü bu harikaları asla göremiyett” ği bir tarzda, hurdalar arasıt? konmuştur.,, — Havas 8

Bu sayıdan diğer sayfalar: