23 Kasım 1939 Tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 16

23 Kasım 1939 tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 16
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

SERVETİFÜNUN No. 3257--572 AKİŞAM VAKTİ SAKİ'den Çeviren: VAHDET GÜLTEKİN Bugünkü on. Büyük İngiliz hikdyecilerinden biri olan Saki'nin asıl ismi Heolor Munro'dur ve kısa kikâye sahasında diğer bir İngiliz hikâyecisi olan O, Henry kadur meshurdur. Saki'nin hikâyelerinde okuyucuyu daima beklenmedik bir nelice karpılar ve satırlar arasında daima bir tebessüm gizlidir. Buraya tercümesini koyduğumuz hikâye muharririn tipik hikd. yelerinden biridir. lardan birine otutdu. Arkasını küçük fidanlarla duvar şekli- De getirilmiş bir köşeye dönmüştü. Karşısına da büyük otomobil yolu geliyordu, Hyde Park'ın o gürül- tülü köşesi biraz ötede, sağ tara- tında kalmıştı. Manzara Gortabey'nin çok ho- şuna gidiyor ve o andaki ruhi ha- letine pek uygun düşüyordu. Grup vakti, onca, müteessir kimseler için en sevilecek saatti. Para sıkıntısı yoktu. İstese şimdi kalkar gider, ışık içinde yü- ze», gürültülü caddelere atılır, saadetten hisse kapan veya kap- mak için çarpışan inssnlar arasına katılabilirdi. O, daha yüksek bir ihtiras pe- şinde koşarken mağlubiyetle karşı laşmıştı ve o anda hayâl sukutuna uğramış, kalbi ezilmiş bir halde bulunuyordu. Sıranın öbür ucunda yaşlı bir adam otufuyordu. Yüzünde somur- tuk bir hâl vardı. Birisine veya bir şeye karşı umursamamak artık elinden gelmeyen bir adamın ken- disine itimat hissinden son kalmış bir izdi belki bu. N orman Gorteby parktaki sıra- # i Çaldığı havaya kimsenin oyna- madığı bir örkestraya benziyordu. Hâlinden sızlandığı halde gözün- den yaş gelmeyen kimselerdendi. Yavaş yavaş kalktı, çehresi karanlıklarda kayboldu ve yerine hemen başka biri geldi oturdu, Bu, genç bir sdamdı. Üstü başı ötekin- den daha düzgündü amma, yüzü pek de ötekinden daha sevimli değildi. Sanki dünyaya küskün oldu- gunu âleme ilân etmek İstiyor- muş gibi, bu yeni gelen, &ıraya otururken hiddetle ve iğşitilir bir sesle bir of çekti. Gurtaby, kendisini sdamın hali ile alâkadar olmıya adeta mecbur his ederek: — Galiba birşeye canınız sıkıl- mış, diye sordu. i Genç adam ona doğru döndü: — Siz de benin yerimde olsay- dınız zannederim pek keyfiniz yerinde olmazdı, d di. Benim bu- gün başıma hayatımın en fena bir hâdisesi geldi, Gortebey bira alâkasız görü nerek: — Yaf. Dedi. İNGİLİZ EDEBİYATINDAN Öteki devam ediyordu: — Bugün öğleden sonra geldim, Berkshire meydanındaki Patagonya olelinde kalmak niyetile. Halbuki, gittiğim zaman öğrendim: Otel bir kaç hafta evvel yıkılmış, yerine bir sinema yapıyorlar. «Otomobilin şöförü bana biraz ötedeki başka bir oteli sağlık verdi, oraya gittim. Evvelâ bizimkilere adresimi bildirmek için bir mek- tup yazdım. Sonra dışarı çıktım sabun almağa. Gelirken almayı unutmuştum, halbuki otellerdeki sabunlardan çok tiksinirim, dün- yada kullanamam. Dışarı çıkmışken şurda burda biraz dolağtım, bir yere girdim "bir kadeh bir şey içtim, dükkân- ların öamekkânlarını gözden geçir- dim. Nihayet otele döneyim artık dedim, fakat otelin ismini unut- muştum, haitâ hangi caddede oldu- gunu bile hatırlayamıyordum. «Londrada insanın tanıdığı, ahbabı olmayınca ne fena şeymiş meğerse! Tabii, bizimkilere telgrat çekip otelin adresini alabilirim, takat daha mektubu almamışlardır, yarın alacaklar. Şimdi cebimde parada yok. Yanımda bir şiling kadar bir para vardı, o da sabuna ve içtiğim şeye gitti. Hülâsa, şimdi cebimde iki peni ile sokak orta- sındâyım, geceyi nerede geğire- ceğimi bilmiyorum.» Genç adam hikâyesini bitirdik- ten sonra sustu, Fakat bu susuşta beliğ bir ifade vardı. Sonra, sesinde biraz dargın bir eda ile: — Galiba, dedi. Söylediklerime inanmadınız. Gorteby: — Neye inanmıysyim, dedi, Hatırlayoram, vaktile benim de başımdan geçmişti böyle bir vak'a,

Bu sayıdan diğer sayfalar: