21 Ocak 1932 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 11

21 Ocak 1932 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 11
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

HE F Kim ne derse telsiz telefon denen şeytan ica- dına bayılıyorum.. Çünkim bura- dan başka nereye gitsem, kimnen konuşmıya başlsam söyletmezler, Mkırdımı ağzıma tıkarlar, amma burada enine boyuna söylerim. Size bu akşam eski düğün- lerden bahsedeceğim.. Ah.. Ah.. Eski, o şanlı şererli düğünler.. Hey gidi günler hey.. Bizim zamanımızda düğün, düğüne benzerdi.. Herşeyin yolu erkânı wardı.. Gelin gelinliğini, güvey de güveyliğini birdi.. Bir defa o ganım görücü âdeti sırfen kalktı.. Canım, akıl var, yakin var.. Evle- necek çocuğun ana- sı görmeden, beğen- meden kız alınır mi biç?. Bir de oğlan ınıl_ın gzlî— ninnen geçinemiyor diyorlar.. Elbette.. Şimdikiler ana sayıyorlar rm? Kendi başlarına buyruk, ciciri bicirim bir şey buluyorlar.. Kendi kendilerina gelin güvey oluyor- lar.. Dur bakalım ana beğeniyor mu? Kız neyin nesi?. Ev kadını mı? Sokak kadını mı? —Anla, dinle de.. Sonra: Ner de?.. Dudaklar — kızılcık gibi, kirpikler örümcek ayakları ibiya.. Surat için kâfi.. Göyüs ı'.'ı.bZ' gibi, kalçalar yumruk gibi.. Vücut için kâfi.. Bir iki fan fin fon. Kafa için kâfi.. Ah.. Ah.. Neyse.. Gelelim bizim zama- mımızdaki görücülere.. Eskiden gelinlik - kızları, komşular, kla- guzlar, bohçacılar sağlık verirler- di.. Yahut mahalle mahalle gezi- lir.. Kapılar çalınır: ——Hu.. Gelinlik kızınız. varmı? Diye sorulurdu. İçeri girilir. Misafir odasındaki sedire oturu- lurdu. Kız elinde kahve tep- sisile — gelir. —Kahveleri — ver- dikten — sonra — karşıya geçer banım hanım bir iskemlenin üs- tüne otururdu.. Görücüler kızı Teti tarihi 1888 Sermayesi Tamamen tediye edilmiş 30,000,000 Frank ldare Merkezi: İSTANBUL TÜRKİYE'deki Şubeleri: desin ben GALATA İSTANBUL, İZMİR, SAMSUN, ADANA, MERSİN YUNANİSTAN'daki Şubeleri: SELÂNİK, ATİNA, KAVALA, PİRE Bilâmum banka muamelâtı. Kredi mektupları, Her cins nakit üzerina hesap küşadı. Husuzi kasalar icarı SK beğenmezlerse çar- BK d a ehi a Tzi g A HABİBE MOLLANIN FİSKOSLARI beğenirlerse kah- velerini ağır ağır fistiki — makam içerlerdi.. Şayet çabuk — içerler, giderlerdi.. Ben gençliğimde gö- rücülerden hiç sı- kılmazdım., Kar- şılarında gerdan kırar göz süzer, ağız büzer, çıtı pıti konuşur, şirin görünürdüm.. Ne ise. Kız tarah da görücüleri be- genirse pabuçla- rını çevirirlerdi.. Beğen mezlerse öylece bırakırlar- dı. Kızın ailesi- nin — temizliğini anlamak için me- mişanelerine — gidilir. —bakılırdı.. Uzutmıyalım kız beğenilirse söz kesilir. Sonra nikâh ve düğün yapılırdı.. Ah eski nikâhlar.. Sabahleyin mahalle bekçisi, kız tarafının mahalle arı, imam, mub- tar, mezin, oğlan tarafının vekili ve şabhitleri toplanır.. Kahveden sonra kızın vekâleti alınırdı.. Bir odada kızın saçları dökülür, tek- mil düğmeleri çözülür, bağları açılırdı. Vekil olacak adam gelir.. Kapının aralığından - sorardı: — Habibe H. aktinizin ierası için — tarafınızdan — beni - vekil mi? ettiniz Birincisinde hiç cevap veril- mezdi., İkincisinde yine cevap verilmezdi.. Üçüncüsünde yavaş- cacık: — Hayhay, olunuz! denilirdi.. Vekil kızın kendi ağzıle söyle- diğini görmek isterse: — Kızım başını uzat ta söyle derdi... dağaçları, bu- hurdanlar mis gibi yanar, A- Z şirler okunür, > dualar edilirdi.. X Nikâh k? >> bitinciye kadar bütün düğümleri çözük olarak beklerdi.. Size benim düğünümlü anlata- yım da gözünüz düğün görsün.. Gelin duvağımı başından bir nikâh geçmiş kocasınnan iyi geçi- nen bir taze koymuştu.. -Âdet öyledir. Koyarken de: — Keller, körler, kanburlar, topallar, çirkinler, taliine! Ddemişti.. —Yağlıkçıdan taç, boroş, gerdanlık, tel kaldırı- mıştı.. Ö cânım — yapıştırma- larla yüzüm pırıl pırıl parlıyordu. Tasvir gibi olmuştum.. Yapış- tırmalarım lâtilokumnan yapıştı- rildiği için kendim de şeker gibi idim.. Koltukta çil çil kuruşlar, ikilikler, delikli, kurdelâh altınlar.. şıngır, şingir su. gibi akmıştı.. Yengem eteğimi tutmuş: İ ı — Allahını seven Maşallah desin! Diye bağırıyordu. Herkes maşşallâh.. kırk bir buçuk kere maşşallâh tu... tu.. di- ye üstüme tükürüyordu.. Benim ilkim Sadık... İri yarı bir adamdı.. Gelin odasına girdik ben duvağımı açmadım.. Yanıba- şımda simsiyah, kale duvarı gibi herifi görünce gözlerim karardı.. Sadık bana bir şeyler söyledi biç cevap vermedim.. Önüme baktım, güldüm.. Şimdikiler olsa hemen- cecik yılışırlardı.. Kahve ge- lir.. Damat yalâp şalap ince yemek — vermiştik.. — Erkekler ayrı bir odada zıkkımlarını içti- ler.. ince sazdan ev inledi dur- du.. Yatsı vakti zifaf duası ya- pıldı.. benimki camiden ilâhilerle geldi.. taşlık mumlarla süslenmiş, bezenmişti.. kim ne derse desin mumun hali başka., şimdiki alek- trikler insanı daha çirkin göste- riyor. Koskoca muşamba fener- lerle erkekler taşlığa dolduğu zaman benim sinirlerim boşandı, hiçbir tarafımı' tutamadım.. Yenge beni aldı, gelin odasına gö- türdü. Yenge — bana — bazı nasihatler etti amma burada söylemem.. — Derken — efendim, benimki geldi.. Bıyıklarını tük- Bizim Daktilo Şı: Y'Ldmuselıı Han- mın - hatıra! üç kadar bitiyor. Ha yerini, , gördüğünüz, — bizim Hanımdır. Sekiz on seneden- beri başından geçmedik ma- cera — kalmamıştır. — ( Bizim Daktilo ) sizi Selma Hanımın hatıratı kadar ve belki ondan ziyade alâkudar edecektir. Muharriri: /. Galip DÜĞÜNLE rüklemiş burmuş, kafasını — kant- mış, cascavlak... Tüylerim ürper- mişti.. O hiç yü- züme bile bak- madan doğru ya- yılı — seccadeye gitti. İki rekât namaz kıldı, se- lâmdansonra yem- gem: —Gel Habibe- ciğim.. Cesaret.. Korkma — kızm kendini sıkı tut! diye kulağıma bir geyler - fısıldadı.. Ve bizi elele tu- tuşturdu.. Aman Aman Allahçığım.. Yüreciğim hezal ü yaprağı gibi titri- yordu.. Adamcağızin eli buz gibi idi.. Yenge: — Allah ikinizde bir yas- tıkta kocayın.. dedi — gitti. Biz yalnız kalınca sedirin köşesi- ne oturduk. O da zangır, zangır titriyordu.. Elini uzattı duvağımı tuttu: — Bismillâhirrahmanirrahim.. Civanım biraz yüzünüze bakayıml.. dedi., Ben usullacık, duvağı tut- tum, açtırmadım. Yalnız kınta kırıta: — Açtırmam Efendim.. Hedi- yesini almayınca duvağıma elinizi süremezsiniz!.. Dedim. Kahveyi içtikten sonra oda- dan çıkarken — yine para serp- mişti. — Oğlum arkana serp. ö- nüne serpme seni düşürecekler. — Maşallah.. tosun gibi.. yı- kılır mı 0? SA Diye gülüşü- yorlardı. Kadın, çoluk, çocuk pa- ra kapmak için yuvak yuvak yer- lerde,. gülen, ağ- hyan.. yuvarlanan.. Kaynanam çehiz sandığımı karış- fırmış, — parçalı bohçamı görüp memnun olmuş. — Gelinim.. ev kadını imiş! diye buburlanmıştı.. neyse uzat- mıyalım.. erkekler gitmiş, evde sade kadınlar kalmıştı.. Yedi mahalleli geline bakmıya gelmişti. Ben teleme peynirleri gibi tahtıma kurulmuştum.. Sultanlar gibi başımda taç, boynumda ger- danlık kırıtıyordum.. Bin bir ayak bir ayak üstüne... Kapının önün- de bekçi, elinde sopasınnan... So- kak çarşı gibi.. Simitçi, kurabi- yeci, kâğıthelvacı, fistık, fındık, pestil, şeker, tatlı, turşu, gazoz, oyuncak, şarkı, ilâhi satanlar... Sonra fukara, fukara.. — Orası mahşerdi.. Kaynanam ev göçecek diye merdiven başnda darmu Huuu... Kirişler R çatlıyor. Ev basacak Görenler çıksın ayol! diye haykırıyordu.. Benim gelinliğimde —mevsim yazdı.. Şurupları, şerbetleri karlı vermiştik.. Kaynanamın kaynana- sından kalma selâtin bir küp var- mış, kazanlar kâfi gelmemişte © küpede şerbet yapılmış herkes buram buram terlediği vakit Se- bilullah şerbet veriliyordu.. Aşa- ki taşlıkta fazla şerbet içmekten biri emzikli iki kadın bayılmış, bir hamam natırı çatlamış.. bir oğlancağır da küpe düşmüş.. Di- kiş kalsın boğuluyormuş.. Neyse akşam — oldu.. derken efendim.. Bir mahfaza, içim de bir çift gül küpe.. Yakut, zümrüt.. parıl parıl yanıyordu bir de- fa: —- Garç! di- ye dokuz bogum gırtlağından tükrüğünü geçirip- gök gürletir. gibi yutkunduktan sonra: — Müsaadenizle — takayım... diye eğildi. Ben: — Hayir.. küpe, küpe üstüne olurmu? dedim. — Peki Sultanım.. Ferman si- zini,. dedi.. Ben bir yolunu bulup sözüm ondan üstün olsa diye herifin ayağınada bastım!.. Sonra efendimecazım.. Biri- birimize baktık sırıttık.. Sonra o bana: — İsminizi bağışlar mısınız civanım... dedi.. Aaaa.. Şaşırdım. Şaşkınlıktan —adımı — unuttum.. Ayol ne dersiniz bir türlü dil- min ucuna Habibe gelmiyordu.. Başıma ağrılar yürüdü.. Ben de ona: — Ya sizin ki? dedim.. Oda put gibi kaldı.. sonra bana: — Bugün neler yaptınız. ba- kayım? dedi.. Bende ona: — Sizi bekledim efendim.. dedim, önüme baktım.. Ondan sonra kaytan biyiklim gözlerini bayılta bayılta yüzüme gözüme baktı baktı da olanca sesile: — Allâh .. Dedi. Haydi Allah size de rahatlık versin. BAHRİSEFİT Felemenk Bankası İSTANBUL ŞUBESİ İdare merkezi: AMSTERDAM Mezun — sermayesi: 25,000,000 F L. Tediye edilmiş sermayesi: 5,000,000 F L. İhtiyat akçesi: 3,250,000 F L. Galatada Karaköy palasta Te'efon; Bey- oğla 971-3 İstanbul V4ti *Merkes Postancal fti salinde han » Telefan : İst. 56 Bilâmum banka muamelâtı EMNİYET KASALARI İCARI gabesl Allalemei )

Bu sayıdan diğer sayfalar: