21 Ocak 1932 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12

21 Ocak 1932 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

F Tei eai dirİ q * | | 0 Çikti, BÜYÜK TARİHİ TEFRİKAMIZ | Saltanat bu mıydı, şehinşahlık bu mıydı, kürenin en kuvvetli ada- mı olmak bu mıydı! Kana kana gülmedikten, gülemedikten sonra altın ve elmasla dolu hazinelerin alay alay halayıkların, tabur ta- bur kölelerin ne kıymeti ve ne ehemmiyeti vardı ?.. Üçüneü Murat, ocağın nefis yaşmağını kırmak ister gibi davrandı, yaldızlı sacı- şöyle bir, iki sarstı ve sonra karşı taraftaki çeşmeye doğru yürüdü, Bu çeşme, sersebil şeklinde- dir. İki yanı, yine enfes çemberle örtülüdür. Ayna taşının Üzerinde renkli somaki mermerler ve mo- zayikler vardır. Yalakları, biribi- ri altında olmak üzere Üç tane- dir, musluğu da Üçtür. Sular, biribirini kovalıyarak akmak için yalak taşlarının delikleri ustalıkla yapılmıştır. Her musluğun - suyu ayrıdır, biribirile alâkalı değildir. Çeşmenin bu şekilde yapıl- ması, odadaki — muhaverelerin, kahkahaların, beyecanlı nefesle- rin dışarı aksetmemesi içindir. Muslukların üçü de açıldığı vakit husule gelen ahenkli zemzeme e kadar cazip ve kuvvetli olur ki duvarlara, kapılara asılan en hassas kulaklar bile o ahengin içinden fürce bulup ta başka bir ses işitmiye kadir olamaz. Çeş- menin teraneleri, mütekellim bir örtü gibi yabancı kulakların işilme ve sezme kabiliyetini tıkar. O sırada oda issızdi, müs- loklar da kapalı idi. Üçüncü Mu- rat, askın bir yüzle çeşmeye ya- naştı, her üç musluğu açtı ve birdenbire odaya yayılan billüri nağmeyi dinlemiye koyuldu. Ya- lakların birinden diğerine - tersine çevrili bir fevvareden dökülen habbeler gibi - serseri bir iştiyak- la akan su, orada ve yine bu çeşme başında yıllardanberi şahit veya halık olduğu — manzaraları ihtar edzn seyyal ve gümüş bir salırı andırıyordu. O, kaç gece ve kaç geca bu oynak mağmenin — nimnileri altında çılgın sözler taati etmişti. Yine bu nağmelerle kucaklaşan ne teraneler, ne terennümler din- lemişti. Şimdi onlar bir hayal olmuştu. Kendisi o hayalin her safhasını ve ber sahnesini küçük bir işaretle canlandırmıya muk- tedir iken bir şey yapmıyordu, yapamıyordu. Çünki — bıkmıştı. Gördüklerini tekrar — etmekten artık zevk almıyordu. Üçüncü Murat, uzunca bir müddet — çeşmenin — karşısında kaldı. Musluklardan, nihayetsiz bir gümüş şerit gibi, yalağa dütüldükten — sonra birdenbire serbest kalan, cıva habbeleri gibi zerreleşen, bazan büyük, bazan küçük habbelere ayrılan berrak süyün — akışını, — dağılışını — ve kayboluşunu — seyretti. - Sonra, bilinmez kaçıncı defa olarak içini çekti, odadan — dişarı hünkâr — sofasına doğ- muhteşem | ru yürüdü, orada elini çırptı. Bü- tün hizmetçileri de, gözüne gö- | rünmemeleri ihtarile, saklanmıya icbar ettiği için böyle bir işaret | vermeğe mecburiyet vardı. | Herbiri bir köşeye sinen, fa- kat bütün hissiyet ve hassasi- yetlerini kulaklarına iare ederek ( Baştarafı İ inci sayfada ) malı; birkaç takımını umumi kü- tüphanelere koymalı, — artanını bir. meydana — doldurup — yak- malı.,, Beni ovakit vandalisme ile ittiham — edenler — ölmuştu; halbuki ben ancak radikal bir hakikati ifade etmiştim. Halâ mektep talebesinin elinde eski harflerle basılmış romanlar var; halâ caddelerdeki hür kitap ser- gileri eski kitapçıkları ve mec- muaları satıp — duruyorlar! Bu şartlar altında, yeni harflerle ba- sılan kitaplar satılmazsa şaşma- malıdır. Kiymetli — muharrirler, yeni harflerle adam akıllı eserler yaz- sinler. Okumak - rüht bir ihti- yaçtır; bu ihtiyacı tatmin edecek eser olmazsa, bu Ünvana lâyık olmıyan kitaplar okunur mu? Okumak itiyadında bulunan kim- selerin, okunacak şey bulama- maktan ne kadar muztarip ol- duklarını bir kendilerinden 80- runuz. Tekrar edeyim: Bazı kıymetli eserler — yeni harflerle — tekrar basılmalı. Maarif bütçesi bu fedakâr- lığa müsait değil, diyorsunuz. Doğrudur. Kitapçılar da — satılmı- yan kitapları basmamakta, para- larını — muhataraya — atmamak- ta haklıdırla. Hem — zaten bu iş bizim kitapçıların harcı da değildir. Zavallıların sermayeleri ne dir ki? Aralarında bir şirket te yapamazlar; müşterek değil, münferit İş yapmıya alışmışlar, Mektep kitaplarına mahsus kar- tellerinde bile muvaffak olduk- ları şüphelidir. Hayır müssesele- rini tabiatile hiç kale almayız. Şu halde bence, tek bir çare var: Bu işi husust idarelerin bütçelerine yükletmek. Meselâ İstanbul Vilâyeti, sırf kitap için, senelik bütçesine, başka yerlerden tasarruf edip 25 bin lira koyamaz mı? İzmir, Aydın, Manisa, Adana gibi ehemmiyetli vilâyetler, onar bin, bazı vilâyetler beş, bazıları iki bin lira ayırsalar senevi ea Üçüncü Murat durup düşündü efendilerinden — işaret köleler, ilk el şakırtısı üzerine sağdan, soldan boy gösterdiler, koşa koşa geldiler, yer opüp durdular. Üçüncü Murat, içlerin- den birine emir verdi: (Arkanı var) Yeni Nesillere Ne Okiıtacağız? ; Muallim Kâzım Nami Bey Bize Diyor Ki: aşağı yüz bin lira da ayrilamaz | mı? Hatta bu kadarcık bir mik- tara kanaat getirilirse vilâyetlerin hisselerine onar veya yirmişer bin Hra bile düşmez. Ve bu feda- kârlık nihayet beş on sene için ihtiyar olunarak husust idareler varidatı, fazla ve lüzumsuz me- murlardan tasarruf edilmek sure- tile, bu işe yarayabilir. başka bir yol göremiyorum. | Yüksek kültüre gelinze: Bu, | zaten, eski —harfler - devrinde yoktu. Yüksek kültür, mutlaka bir ecnebi lisanı sayesinde elde edilebiliyordu. Türkiyede az çok irfan sahibi olarak yetişmiş kim varsa, Türkçe yazılı kitaplardan değil, —ecnebi Tisanındaki ki- taplardan istifade etmiştir. Bun- da zerre kadar şüpheye mahal yoktur. Yüksek kültüre muhtaç mıyız? O halde mutlaka hiç olmazsa bir ecnebi İisanını iyi bilmeliyiz ; ko- nuşmak için değil, okumak ve yazmak için bilmeliyiz. Fransızca, | Almanca, İngilizce gibi yeni hu- manisme İisanlarını, hatta luly.n. cayı, Rusçayı öğrenmeliyiz. Orta — mekteplerle liselerde tam altı sene, üç evvelki lisan- dan birini okutuyorlar; fakat ta- lebenin yüzde doksan dokuzu bir şey öğrenmeden çıkıyor. Bu sene, yüksek mekteplerden birine mü- racaat eden İise talebesinden 46 sını Fransızcadan imtihan et- mek lâlâmgeldi. Kız ve erkek 46 talebe içinde ancak dördü doğru bir dikte yazabilmişlerdi! Böyle lisan okutulacağına hiç okutulmasın, daha iyidir; hiç ol- mazsa — gençler Surmenage'dan vikaye * edilmiş — olurlar! Orta mektep ve liselerdeki lisan ted- risleri için, bütçesine yükletilen ağırlık, taşınmaması lâzımgelen bir yüktür. Darülfünuna girmek veya lise mezunu olarak, bir devlet vazi- fesine intisap etmek istiyen her lise mezunu mutlaka okuduğu lisandan ciddi bir imtihan geçir- meli, lisanı bilmiyorsa lolun- bekliyen | Ben ’ Türkiye Sinemacılığında bir Tevekkuf Noktası Tarih ve romaalardan İ İ 1914 - .— müktebes - filmler, hiçbir. vakit 1916 ba Z ..:ı’._;, ' z ıg_—r.ıx#_)w sesli ve sözlü büyük harp filminde mevcut hakikati göstermeğe OPERA'da Matineler : 2 1-2, 4 1-2, 6 [-'Zda* suvare 9 1-2 da muvaffak — olmazlar, ' ARTİSTİK'te Matineler:: 3, 5, T'de suvare 10 da Fiatlarda Zam'miyat Yoktur. müşterilerimize bir kolaylık olmak üzere Fatih'ten ve Maçkadan saat 8 den itibaren her beş dakikada bir tramvay tahrik edile- cektir. Seansler bittikten sonra sinemalar önünde tramvaylar, bu B> semtlere gitmek üzere hazır bulunacaktır. ALEMDAR Sineması Müdüriyetiş vakl olan müteaddit —muracaatlar ve bilhassa Boğaziçi ve Kadıköy — halkının talep ve arzuları Üzerine İstanbul Sokaklarında İlk Türkçe sesli ve sözlü filminin iraesini iki gün daha temdit eylemiştir. Bugün matinelerine teşrif edecek talebe efendilere yüzde Sö tenrilkt — yapılacaktır. — Yarın amuma mahsus son temeliler. Gündüz X, 4, 6 gece 81/2 ve 10 da Cumartesi gününden itibaren HAROLD LLOYD'ın BELÂLAR MUBAREKİ b Kahkahalar filmine başlıyor. BİR KAVUK — İŞTANBUL BELEDİYESİ “îı lwn Yakında: YALOVA TÜRKÜSÜ ilk — musikili Yazan: N Müsahipzade Celâl (li komedi. RAŞİT —l;IZA TİYATROSU | Şehzadebaşında Bugün saat 2 de talebeye matine BEŞTE GELEN Kemedi 3 perde Akşam saat 11,10 da KUDRET HELVASI ——— FRANSIZ TİYATROSUNDA dansör. DOUGLAS we — ZENCİ HEYETİ tarafından LOUİSİANA 2 perdelik ve 18 tablolük müuaxzam revll Bugün matine saat 17 de suvare aaat 211,30 da Talebelera tenzilAât Mide Kanseri Paris 20 — Tıp akademisin- de Doktor Hartmon mide kanse- rinden bahsetmiş, böyle bir has- talık halinde midenin kısmen ve- ya tamamen çıkarılmasının neti- eelerini izah eylemiştir. Doktor, cerrabi müdahale çabuk olursa mide kanserinden şifa bulmanın mümkün olduğunu ayrıca kaydet- miştir. aa malıdır. Başka türlü gençlere lisan öğretmenin yolu var mıdır? İşte ovakit muallim meselesi kar- şımıza çıkacak; onu halletmek te ovakit zaruret kespeder. Yüksek kültür için, yardımcı bir ecnebi diline şiddetle muhtaç olduğu- muzu, bundan dört sene evvel iddia etmiştim; yine ayai iddia- dayım. maşhur Bir Haydudu (Mağlüp Eden 'Kahraman Kadın (Baş tarafı 1 inci sayfada) Gürültüye diğer iki kadın da uyanmış. Bunlardan küçük Nazike Hanım hırsızin üzerine atılarak Rakibe Hanımı elinden kurtarmış. Onlar bu mücadele de iken büyük Nazike Hanım da yerinden fırlamış, o da mücadeleye girişmek üzere iken ikinci hırsızla karşılaşmış. | Bir cürüm eseri elde etmek için hırsızdan birşey almıya çalışır- mış. Nihayet yüzündeki maskeyi yakalamış ve odanın bir köşesine fırlatmış. Elindeki sopayı da alb- mış, herife indirmeye başlamış. Hırsız fena bir vaziyete girdiğini görünce bıçagını çekmiş, fakat kadın daha sür'atli davranmış bi- çağa sarılmış, fakat meçhul hay- dudun bir hareketile parmakları kemiklerine kadar kesilmiş. Fa- kat bırsızı yine bırakmamış, bir elile yakasından tutmuş, yaralı elile de sopayı vura vura herifi evin avlusuna indirmiş istimdada başlamış. Komşulardan Abdullah oğlu Etem Efendi sesini duymuş ve aşağıya inmiş. Kadın: — İşte hırsız, tat Eteml De- miş! Ve teslim etmiş. Onlar önde, muhtarın evine doğru giderken kadın da yaralıelini sarıyor, hem de takip ediyormuş. Araları bi- raz açılır açılmaz — delikanlının gafletinden istifade eden hırsız bıçağını biçare Etem Efendinin kalbine saplamış. Kadın, kaçma- ya başlıyan hırsızı epey takip elmişse de yakalayamamış, Etem Efendi de köy kahvesi önüne kadar sürükleamiş, evine nakle- dildikten az sonra vefat etmiştir. Maamafih katil — yakalanmış ve adliyeye teslim ulılmiı;':. N

Bu sayıdan diğer sayfalar: