11 Mayıs 1935 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 11

11 Mayıs 1935 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 11
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

OSMANLI SALTANATI GÖÇERKEN ( Mütareke devrinin tarihi ) Her hakkı mahfuzdur. Yazan: Ziya Şakir No. 20 11/50/85 aff Yeni Tevfik Paşa Kabinesinin De Bir Iş Görebileceği Ümit Edilmiyordu.. Ve.. şimdiye kadar gaflet bü- rümüş olan nazarlarını saray mu- bitine uzatır uzatmaz, birkaç gün- denberi orada dönen fırıldakların manasını anlayarak acı bir neda- metle karşılaşmıştı. Bu müddet zarfında saray, yeni bir takım unsurlar kazanmıştı, Bu unsurlar arasında, ekla ve hayale gek miyen simalarla beraber (mw harrir Ali Kemal), (feylesof doktor Rıza Tevfik) Bey gibi tanınmış şahsiyetler de vardı. Daha yirmi beş gün evvel, okadar çalışmasina rağmen kabine teş- kiline muvaffak olamıyan Tevfik Paşa, şimdi kolayca kabinesini teşkil edivermişti. Çünkü bu defa bu zatın teklifini hiç kimse red- detmemiş, kabineye dahil ola- cakların ekserisi de sarayın yeni gözdelerinden ibaretti. Kabine şü şekilde teşekkül etmişti : Sadrazam - Tevfik Paşa Şeyhislâm - Hayderi zade İb- rahim Efendi Şürayı Devlet Relsi » Damat Şerif Paşa BL rü YETER izm » (eski sefir- lerden) Reşit Paşa Nafıa Nazırı - ( esbak Maliye Nazırı ) Ziya Paşa Adliye Nazırı - Haydar Molla Bey Harbiye Nazırı - Birinci Ferik Abdullah Paşa Bahriye © nazırı - ( Âyandan ) birinci ferik Ali Rıza paşa, Maliye nazırı - ( Esbak maliye nazırı ) Abdurrahman bey. Dahiliye nazırı * Selânikil Mus- tafa Arif bey. Ticaret ve Ziraat - Kostaki efendi. Maarif nazırı Feylesof, doktor Rıza Tevfik bey. Evkaf nazırı - (kanburlâka- bile meşhur ) İzzet bey. laşe nazırı » Raşit bey. | Posta - Telgraf nezareti, İzzet paşa zamanında ( müdüriyeti umu- miyeye ) tahvil edildiği için ka- bineye dahil değildi |. Kabinenin bu suretle teşekkü» Wi ilân edilir edilmez, bütün) efkânumumiyede şu sual yüksel mişti: — Acaba. bu kabine idarei umüra muvaffak olabilecek mi ?.. Ve.. derhal şu cevap verilmişti: — Hayır. Ve bie esbabı da gs suretle izah edilmişti: — Tevfik Paşa, en küçük bir söz bile götüremiyecek derecede afif, namuslu, müstakim, vatan- perver bir zattır.. İntihap ettiği zevat arasında da, muktedir ve halkın hürmetine mazhar olmuş temiz şahsiyetler vardır. Amma ve lakin.. Bu zevat arasına öyle unsurlarda karışmıştır ki; zavallı Tevfik Paşanın bunlarla çalışması.. ve memleketi bugünkü felâketten kurtarması bir emrimuhaldır. * Bu hükmü verenlerin en ba- şında, ( Mustafa Kemal Paşa ) vardı. Netekim, Türk milletini uçuruma doğru sürükleyen felâ- ketin önüne geçmek için sür'atle Adanadan (gelmiş ve ayağının tozlle İzzet Paşanın (konağına gitmiş, derhal Yaa başla- mış daimi var) 291simli Bir Dolandırıcı Yağmura Hasret İstanbulda Da Bulunan Bu Dolandırıcı Dy Atinada Yakayı Ele Verdi zın kaybolmuş, dolandırdığı adam- lar kendi hakkında Istanbul po- Atina, 7 (Hususi) — Bir müd- det evvel İstanbuldada bir çok kimseleri dolandırıp buraya gelen ve bir çok maceralar yaşıyan 29 isimli bir adam nihayet iki gün evvel yakalandı. Yuvannis, Teofi- los, Zervas, Zervakos, Haralam- bos, Statatos ve daha bir çok İsimlerle kendisini tanıtmış olan bu adam, bu güne kadar sayısız dolandırıcılıklar, sahtekârlıklar Ye hırsızlıklar yapmış, on binler- €e lira dolandırmış ve bütün bu İşleri papas kıyafetine bürünerek Yapmıştır. Bu 29 isimli adam, ilk mark İetlerin! Yunanistanda yapmış ve bir müddet evvel maruf bir do- landırıcı İle ortak olarak Istanbula gitmiştir. Yunan zabitasının tahkikatına göre, bu adan İstanbulda kendi- tini Aynaroz manastırlarının umu mi vekili (olarak tanıtmış ve Münastırların mahsullerini satmak İçin oradaki tacirlerin bir çokların- kaparo almış, bu paralar bir ayl yekün tutmuştur. Fakat bü *srarengiz adam ve sahte papas, Sünün birinde Istanbuldan ans lisine şikâyet etmişlerdir. Bu uydurma isimli adam, o zaman danberi Türkiye polisi tarafından da aranıyordu. Herif Istanbuldan kaçınca bir raya gelmiş ve Korintos metropo- lidine müracaat ederek fakir bir papas olduğunu, işsiz kaldığını söylemiş ve metropolit te kendi sini bir köye başpapas yapmıştır. Dalavereci adam köylünün bütün servetini toplıyarak kaçmış, papas kıyafetinden ayrılmış ve sakalını, biyığını keserek Pireye gelmiştir. İş benüz bitmiş olmuyor. Çünkü buna rağmen herif birkaç gün Ve Yağmurdan Şikâyet Merzifon, (Hususi) — Burada havalar çok sıcak gidiyor, yağ- mur yağmıyor, bu vaziyet ekin işleri ile uğraşanları endişeye düşürmüştür. Halk sabırsızlıkla yağmur beklemektedir. Kırklareli, ( Hususi) — Son hafta zarfında yağan yağmurlar çapa işlerini geri bırakmıştır. Bu yağmurlar ekinlere faydalı olmak- la beraber devamı takdirinde zarar vereceğinden kurkulmakta- dır. sonra Pire lisesine muallim olarak tayin edilmiş, fakat bu son ma- rifetin üstünden birkaç gün geç- tikten sonra yakayı ele vermiştir. Sayfa ti HİKÂYE Bu Sütunda Hergün İngilizceden: — On Sene Sonraki Konser Alman neferi, yaralanan Dau- | yaşıyordu... non'u olduğu yerde bırakarak siperin Odiğer tarafına doğru koştu. Daunou, bu fırsattan isti- fade ederek derhal düşman si- ! perinden çıktı ve kendi siperle- rine doğru koşmıya başiadı. Yaraları okadar ıstırap vermiyor- du. Fakat çok kan kaybediyordu. Br müddet sonra sendelemeye başladı ve nihayet bitkin bir halde bir'mermi çukuruna yu- varlandı. * Bir gün ve bir gece bu çu- kurda yalnız başına kaldı. Yara- ları son derece ıstırap veriyor, bütün vücudü ateşler içinde ya: nıyordu. Sol eli müthiş surette şişmiş, mosmor olmuştu, Düşman neferi gerçi onu öldürmemişii, Fakat onun rubunu, istikbalini mahvetmiş, dünyada en sevdiği şeyden, piyanosundan ayırmıştı.. Ölmek, hayatının sonuna kadar sürecek olan bu işkenceden bin kat hayırlı idi. Derin bir ümlitsiz- lik içinde kıvranıyor, bağırıyor, çağırıyor, Alman neferine, ağzına gelen küfürleri (avan çıktığı kadar haykırıyordu. Iki gün sonra Fransız sıhhiye neferleri Daunou'yı buldular ve hastaneye kaldırdılar.$ Hastanede okadar çok yaralı vardı ki dok- torlar bunların hepsine yetişmeğe vakit o bulamıyorlardı. Dauncu'yı muâyene eden doktor da uzun boylü tedaviye lüzum görmedi. Omuzunu sardı ve sol elini bile- ğinden kesip attı, Sargıları çözdükten sonra Dau- nou elsiz kalan 60! koluna sık sık bakıyor ve her defasında Alman neferinin şişman suratı, sari bıyıkları ve yanağındaki üç kılıç yarası gözlerinin önünde belirk yordu. * Terhis edildikten sonra onu Paristeki yeraltı şimendifer istas- yonlarından birime (biletçi yap- miışlardı. Vazifesi ağır değildi. Yolcuların biletlerini zımkalamak- tan ibaretti. Şöyle böyle geçini- yordu. Vakit buldukca arasıra ya bir meyhanede, ya (tanıdıklarından birinin evinde gizli gizli piyano çalmıya heves ediyor fakat her defasında da gözü kaba bir çe- mak gibi duran sol koluna ilişi- yor. Boğazı tıkanıyor. Gözleri de- luyor ve olduğu yerde bir san- dalyaya çöküp kalıyordu. Onu büsbütün ye'se düşmekten bir tek şey alıkoydu. Ümit. Belki birgün yolu düşer de kendisini bu hale koyan Alman neferi yeraltı İstasyonuna gelk verirdi!.. Daumou bu Ihtimalı düşün- dükçe dişlerini gıcırdatıyor, bilet zmbalıya ozımbalıya çelik gibi kuvvetlenen sağ elinin parmakla” rına bakıyordu... Ah onları, o he- rilin gırtlağına bir saplıyabilsel., Zavallı o Daunou, böylece kinini körükliye körükliye > İMTIHANLARA HAZIRLIK ve EHVEN - ASRİ LISANLARI ÇABUK IYI Bir gün eski menaceri gelip onu buldu: — Albert, müjde... dedi, bak yalnız sağ elle çalınmak Üzere; bestelenmiş bir parça buldum. Her halde .sen bunu gayet iyi çalabilirsin, Bir dafa tecrübe et bakalım, Daunou notalara baktı: — Evet.... Sol el kısmı yek, Bir az aksayacak gibi görünüyor ama, hele bir tecrübe edeyim, dedi. Kira ile bir piyano tuttu ve derhal çalışmya başladı. Konser- de, ona yardım edecek birde orkestra olursa, hiç te fena bir parça değildi. Bu parçayı çala çala iki av zarfında parmaklarıda tamamil> açılmış, eski oynaklığını bulmuştu. Nihayet konser günü geldi. Menaceri zaten daha evvelden bütün gazetelere başvurmuş ve Daunou'nun eski şöhretini bütün Paris halkına hatırlatmış olduğun: dan salon hıncahınç dolmuştu. Daunou'nun içi içine sığmıyor, on senedenberi ilk defa olarak bir saadet duyar gibi oluyordu. Musikinin orkestra kısmı ta; piyanonun noksanını telâfi il bir surette ve gayet güzel tertip edilmişti. Daunou da parçayı, bütün varlığile, yeni doğmaya başlayan bütün ruhi ile çalmış ve son derece muvaffak olmuştu. Konserin nihayetinde dinleyi- cilerin gökgürültüsü gibi salonu titreten alkışları ona yeni bir ha- yat müjdecisi gibi geliyordu. Sahnenin arkasındaki kabul salonuna döndü. Tebrike gele» kalabalık dağıldıktan sonra Men: - cerl sârı saçlı bir adamın koluna girerek kendisine doğru getirdi: — Mösyö Daunou, size, çal- dığınız (o parçanın (o bestekânm, Herr Obermack'ı takdim etme” İsterim, dedi. Daunou yabancının (yüzü baktı. Yuvarlak yüzlü, sarı bayı! » bir adamdı. Yanağında eski bir düellodan kalma öç kılıç yaram vardı. On senedenberi gece gün- düz gözünün önünden gitmiyen, onu kinle, hırsla kıvrandıran üç; kılıç yarası.. Fakat çaldığı parçanın nağ- meleri hâlâ yüreğinde (ihtizaz ediyor, halkın alkışları kulakların- da şınlayordu. Içinden yeni bir ruhun, yeni bir hayatın fışkırdı ğını, taştığını hissediyordu. Ve bu yeni ruh on senedenberi kal- binde büyüyen ve sertleşen kini bir an içinde boğuvermişti. Elini uzattı : — Tanıştığımıza çok memnun oldum. Zannedersem evvelce gö: rişmüştük... Dedi, Yalanmış Lizbon, 10 (A.A.) — Hükü met rejim aleyhinde bir sulkast hazırlandığı hakkında ecnebi kay» naklardan gelen haberi resmön tekzip etmektedir. a BERLİT Z 'de sew. Yeni kurslar açılıyor - KAYIT BAŞLAMIŞTIR. BIR MECCANI TECRÜBE Avkara: Konya caddesi » İstanbul : DERSi ALINIZ. 78, İstiklâl enddesi

Bu sayıdan diğer sayfalar: