18 Eylül 1954 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 22

18 Eylül 1954 tarihli Akis Dergisi Sayfa 22
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

keselerine zarar vermekle kalmazlar, he- yecandan bozulan sinirleri yüzünden evdekilerin ve etrafındakilerin huzurla- rını kaçırır 1hmalcı olurlar. Kumara öy- S l B 5 - B B> B* B o va B z? o - B kazanmayı, kaybettikçe tekrar oynayıp bu kaybı telafi etmeği isterler.. Bunu hangi kumarbaz kadın arzu et- mez? Sabahlara kadar poker masasının du ne gibi bir faydası olabilir?. mezler ki, inir bozukluğu onların bütün gençlik ve güzelliklerini mahve- der. Oyun masasında gözleri büyümüş, yüzü heyecandan takallüs etmiş, elleri titreyen bır kadın tasavvur edin. Yazık değil t Oyun merakı maalesef büyük şe- hirlerden çok, küçük şehirlerde salgın Kımbılır, bu vaziyet belkı büyük eğlencesini, leri veya tâbiri ile frapa çevirmek teş- kil eder. Demek ki bur kadını sadece ev işi ve elişi oyalamıyor, tatmin edemiyor.. Kadınlarımız nedense okumağa ve oğ— renmeğe de pek meraldi değildirler. Bundan dolayı kendilerine bir meşgu- liyet bulmaları lâzım.. Ancak bu suretle cemiyetimiz bu kumarbaz kadınlardan, kumarbaz kadınlar da bu illetten kur- tulmuş olurlar Güzellik Zevkler ve Renkler Bir Arap atasözüne göre erkeğin gü- zelliği ruhunda, kadının ruhu güzel- liğindedir. Bu sözün belirtmek istediği ve bütün dünyanın da inandığı bir ha- kikat vardır. Ona göre yapı güzelliği ile ruh guzellıgı ayrı ayrı şeylerdir. Fa— kat güzel görünüşlü insanın ruhu yâni huylarının da güzel o]acagına ek- seriyetle inanılmıştır. Çehre ve Vücut görünüşlerinden hangisinin hakiki güzelliğe miyar oldu- ğu suali bütün tarih boyunca bir mese- Güzellik telakkısı— Ş Sarışınlar bugün bü lemektedir. Vırlerınden kalma harıkulade heykeller, ile hey- insan çehre ve vücudunun ilâ- hıleştırıldıgı zamanlarm mahsulleridir. ayrı inanışlarda oluşlarını, muhtelif sa- nat eserlerinin mukayesesi suretiyle ko- AKİS. 18 EYLÜL 1954 layca meydana çıkarabiliriz. Bir kere Hollanda ressamlarının mbul model- lerle, Mısırlı sanatkârların ebedileştir- dikleri incecik kadın tiplerini mukayese edelim. eselâ Mısır Kraliçesi Nofrete- te, Rubensin iltifat edeceği bir tip mi- dir? Güzellik telâkkisinin ne derece de- ğişebileceğini isbat eden şeylerden biri- si de modadır. Ondokuz ve yirminci asırlarda modanın geçirdiği değişiklik- ler hayrete değer. Kadınların ince betti olmalarının değişmez bir güzellik kaide- si sayıldığı devırlerde her kadın bir korse kullanıyor ve i kişi tarafın- dan ancak sıkıştırılabilen bu korselerle bir cendere içinde yaşıyordu. O zama- nın ideal kadın beli bir erkeğin iki ka- rışı ile rahatça sarabileceği bir beldi. kadın vücudunun giyinişi, güzelliklerini sakladığı için, güzel ka- dın sadece yüzü güzel olan kadındı. Kadının giyiminde alabildiğine tabitli- ğe döndüğü ve çıplaklığın ayıp sayıl- madığı yirminci asırda ise yüz güzelli- ği yanında inkâr edilemiyecek bir şey de vücut güzelliğidir. oma imparatoru Sezar, «Zevkler ve renkler münakaşa edilmez.» demişti Bu bakımdan — güzellik telâkkisinin de bir zevk meselesi olduğu ve münakaşa kabul edemiyeceği bir hakikattir. Bu- nunla beraber, güzelliğin bir nisbet ol- duğu ve muhtelif vasıfların birbiriyle uyumu neticesinde güzelliğin meydana çıktığı da anlaşılmıştır. Bundan başka, devrimizin güzellik telâkkileri arasında manevi değerler ve şahsiyet de birinci derecede bir rol oy- namaktadır. Güzellik kraliçesi seçimle- rinde namzetlerin şahsiyetleri ile jürile- rin son derece yakından alâkadar olma- sı da bunun başlıca delilidir. Koca peşinde Lübnandan akın eşit çeşit,, boy boy, her cinsten bir sürü Lübnanlı küçük hanım, mem- leketımıze akm etmeğe başladılar Bun- lar ne turist, ne de ryem ananın me- zarım ziya_rete gelen dindar hıristiyan kadınlardır. Bunlar, Türk erkeklerinin methini işitmiş ve tâ memleketlerinden kalkıp koca aramak üzere gelmiş ihti- yarca kızlardır. yirmisekiz ile otuz dokuz arasında değişen bu hanımların, Ömür- leri boyunca kocasız kalmak gözlerini öylesine korkutmuş ki, ne yapıp yapmış- lar, tâ Lübnan'dan kalkıp buralara ka- dar gelmişler. sürdükleri teklifler de hani reddedilir şeyler değil. Bu Lüb- nanlı hanımların drahomaları elli binle yüz bin lira arasmda oynuyor. Kızlardan Kohen. Annesi Lübnanlı bir A- rap, babası Musevi imiş. Bütün melez- ler gibi güzel; güzel ama yaşı da 39.. Beyaz teni ile simsiyah saçları ve sür- KADIN meli kapkara gözleri guzel bır tezat evlemnış genç kadınlara taş çıkartacak kadar g Bu kızın bundan beş, on sene ev- vel nasıl olduğu hakikaten meraka de- ğer. Değer ama, bu sefer de insanın aklına başka bir şey geliyı «— Bu kadın, bu guzellıgıne rağ- men nasıl olmuş da bu yaşa kadar ev- lenememiş?..» Öyle ya, hem güzel, hem de zen- gin bir ailenin biricik kızı. Şimdi bile 100 bin liralık drahomayı, bahşiş verir- cesine gözden çıkarıyor. izdivaçların ne kadar sürebile- ceği ve kurulacak yuvaların ne dere- ceye kadar sağlam olabileceği de ayrı mesele. Lübnanlı hanımların içinde bu- lundukları haleti ruhiye de ayrıca mü- nakaşaya değer. Para ile satın alınan Hoş Resimler: Sir Winston Churchill Püro içen, gülen, kafa kaşıyabilen insan 23

Bu sayıdan diğer sayfalar: