24 Ekim 1960 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 10

24 Ekim 1960 tarihli Akis Dergisi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

YASSIADA DURUŞMALARI — Durun. Daha var!" Manzara o kadar komikti ki Fa- tin Rüştü Zorlu eski memurunun, Hasan Uçar eski âmirinin haline gülmeye başladılar. Menderes hâlâ baht, Bayar hala hissizdi. Teki- nalp en kısa zaman zarfında en uzun beynatı verdi ve bir kaç defa azar işitikten sonra yerine oturdu. Onu Hasan Uçar takip etti. Kavas, uzun lu, ince bir gençti ve pekâlâ ko- uyordu OÜslübu O Balininkinden indü. "Ben Gümülcünede namus- lu bir ailenin evlâdıyım" diye söze başadı. Kendisi gibi Gümülcüneli o- lan Oktay Enginin tavassutuyla Baş konsolosluğa girmişti. Güzel ve sa- mimi bir ifade verdi. Yunan hapis- hanesinde çektiklerini söyledi, Yu- nan makamlarının kendisini bir ta- kım itiraflara zorlamak için nasıl çalıştıklarını anlattı. Mahkeme ila- mındaki isnatlar hep uydurmaydı, düzmeceydi. Yunanlıların bütün ga- yeleri kendisisi "Bunu Türk Huku- ki tertipledi" diye (o söyletmekti, Fakat bu arzuyu yerine getirmemiş- ti.Zira hakikat bu değildi. Son konuşan Selanik kahramanı, Oktay Engin oldu. Orta boyluydu. A- çık kumraldı. Kıvırcık saçları var- dı.Lâcivert, kruvaze bir elbise giy- mişti. Başkan dahil, herkes üzerinde bir derece müsbet tesir bıraktı. A- ıydı. Derli toplu ve mazbut konu- şuyor, sözlerini renklendirmesini bi- liyordu. Kendisine Yunan mahkeme- since atfedilen mektuplar sahteydi, Bombayı ne kendisi atmış, ne de Hasan Uçara attırmıştı. Bunlar Yu- nan makamlarının tertipleriydi. Baş- kendisi Türkiyeye iltica ettiği zaman vatandaşlığa kabulü kararı- nın Bakanlar Kurulundan geçtiğini hatırlattı, fakat bir gün evvel Men- deresin "Oktay Engin adını ilk defa duyuyorum" dediğini bildirdi. Oktay Engin Menderesi şahsen hiç görme- diğini, konuşmadığını söylemekle yetindi. Düşük Başbakan başını sal- lıyordu. Saat Il'de sorgular bitti. İ- tiraf etmek lâzımdır ki o dakikada , daha ziyade sanıkların lehin- deydi. Yunan mahkemesinin haltları Hadisenin Selanik cephesi kahra- manlarının sözlerinden bir husus laşılıyordu. Bomba patladıktan ve İstanbulda bilinen vak'alar cereyan ettikten sonra Yunan makamları A- tatürkün evine yapılan suikastın mesulünün bir Yunanlı olmadığını ispat endişesine düşmüşlerdi. Bunun için bir mesul aramışlar ve gözleri- ni Hasan Uçara çevirmişlerdi. Fakat Hasan Uçar bütün teklifleri, sonra da tehditleri reddetmişti. Akıllı Ok- tay Engin de kendisini sıkı tutmuş- 10 Bayar sanık mevkiinde "Gözü kararmış" bir adam tu. Buna rağmen, düzmece bir tah- kikat ve bir kısım delillerle bir Yu- nan mahkemesinden mahkümiyet ilâmı alınabilmişti. Bombayı kim at- mıştı ? Bilinmiyordu. Fakat Belinin, Tekinalpin, Enginin ve Uçarın bildi- ği bunun Türkler tarafından patla» tılmadığıydı. Yunan mahkemesi bom banın Türkiyeden Başkonsolos ve Konsolos tarafından getirildiğini ifa- de etmişti. Böyle bir şey yoktu. Ne Balin bir bomba getirmişti, ne de Tekinalp. Böylece, dinleyicilerin önüne ge- çen haftanın sonundaki gün 6/7 Ey- lül hadiseleriyle alâkalı olarak iki ih- timal çıktı. Ya bomba Menderes ta- rafından attırılmıştı ve Selânikten gelen sanıklar yalan söylüyorlardı. Ya da onların hakkı vardı, Yunan makamları bir tuzak kurmuşlar ve suçu Üzerlerinden atarak Türkleri hâdisenin doğrudan doğruya ve va- sıtalı olarak tek mesulü haline ge- tirmeye çalışmışlardı. Tabii bu, dâ- vanın asıl konusunu, yâni 6/7 Eylül hâdiselerinin mürettep mi olduğu ve kim tarafından tertip edildiği sual- lerinin cevaplarının aranmasını lü- zumsuz kılmıyordu.. Pekâlâ bomba- nn patlatılmasında Menderesin ve hükümetinin bir suçu (olmayabilir, fakat bu hâdise beklenilen fırsatı vermiş bulunabilirdi. Hâdisenin Yu- nanistanda geçen kısmı böylece ka- ranlıkta kaldı. Fakat bilhassa Oktay Enginin son derece aklı başında bir insan tesiri uyandırması ve hâdise- leri elverişli tarzda izahı Yunanlıla- rm bir oyun yaptıkları intibamı u- yandırdı. Bu neticeyi Yunan Parlâ- mentosu adına duruşmaları takip için gelmiş bulunan Atina milletve- kili ilias Bremides üzüntüyle seyret- ti. Türkiyede Menderese itimat yok- tu ama Yunan mahkemesinin itiba- rı da öyle yüksek değildi. Karşılıklı görüşmeler H: Başsavcının söz almasıyla değişti ve bir anda canlılık ka- zandı. Altay Egeseli ayağa kalkınca bütün sanıklar dikkat kesildiler. Başsavcı evvelâ bir hususu açıkladı. Bir evvelki celsede, Menderesin Yu- nan Başbakanına yazdığı tarziye mek tubudur diye okunan tarihsiz ve im- zasız metin yanlış numaralanmıştı. Bu, aslında Milli Emniyetin bir ra- poruydu ve . Başbakanlıkta bulun- muştu. Altay Egeseli, bir teamül o- larak ve Milli Emniyet mensupları- nn serbestçe çalışmalarım temin maksadıyla bu raporların imzasız ve tarihsiz (bulunduklarını bildirdi, imzasız ve tarihsiz olması kıyme- tinden bir şey kaybettirmez" dedi. Sonra, şimdi sanık mevkiinde otu- ran Köprülü ile Gökayın tanık sıfa- tıyla Yüksek Soruşturma Kuruluna verdikleri ifadelerin okunmasını iste- di. Bir kâtip evvelâ tanık Köprülünün ifadesini yüksek sesle okumaya baş- ladı. Bu sırada Menderes başını ha- fifçe sola çevirerek sağ kulağını kâ- tibe döndürmüştü. Bayar ise iskem- lesi üzerinde ikiye katlanmış, elleri bacaklarının arasında bitiştirilmiş, üçüncü ' dana çıkarıyordu: Prof. Hani, hâdise akşamı üç Korucu bir- likte Ankaraya müteveccihen Hay- darpaşadan ayrılmışlar, Sapancaya gelince vaziyetin vehametini öğrenip İstanbula dönmüşlerdi ya.. Bayar, sorgusu sırasında dönüş fikrinin kendinden geldiğini ileri sürmüştü. Arkadan Menderes, Bayarın yanıldı- gum, dönüşü kendisinin ortaya attı- ğını bildirmişti. Bu sefer Köprülü “Ben, İstanbula dönelim dedim" di- yordu. Salonda bir gülüşme oldu. Sa- kıt değil ama sabık D.P. Bakanı ta- nık sıfatıyla verdiği bu ifadede bü- yük bir samimiyetle kendi ruh hale- tini anlatıyordu. Hâdiseleri görür görmez bu çapta bir marifetin ancak bir teşkilâtın eseri olabileceğini dü- şünmüş ve hatırına Hükümet ile Ko- AKİS, 24 EKİM 1960

Bu sayıdan diğer sayfalar: