24 Ekim 1960 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 7

24 Ekim 1960 tarihli Akis Dergisi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Duruşmaların Anatomisi Köpek ve Bebek eşhur Time mecmuası bu hafta Yassıada duruşmalarına yer ayırmıştır. Mecmua Anayasayı ih- lal gibi ağır bir suçtan muhakeme edilmekte olan (düşüklerin Köpek ve Bebek hikâyeleri nevinden bir takım basit, fakat itibar kırıcı, kü- çük düşürücü ithamlar altında tu- tulmasını yorumlamaktadır. Mec- muaya bakılırsa Demokratları tu- tan geniş köylü tabakasının Men- deresten soğutulması için düşükle- rin böyle suçları ortaya çıkarıl- maktadır. Yoksa, o tabakalardı ih- tilali hakikaten meşru kılan şart- ları anlamalarına imkan yoktur. Bu, bir taktiktir. Evvelâ düşükler halk nazarında itibardan düşürüle- cekler, ondan sonra gerçek suçla- rından dolayı mahküm edilecekler- dir. Tazı şöyle, bitmektedir: "Ko- mite düşünmektedir ki her Türk, Afgan tazısını ve hamile metres hi- kayelerini anlayacaktır. Mesele, dünyanın Türk (adaletini anlayıp anlayamayacağıdır." Time'n yazısı bir omecmuanın kendisine mahsus ekzantrik görü- şü değildir. Zaten Time'ın, ekzan- trik görüşlerden ziyade herkesin malı olan aklıselime uygun haki- katleri ortaya serdiği ve muazzam tirajını (o öylelikle a bilin- mektedir. e Mecm kendisine has olan tarafı üslübu, ve kullandı- tâbirleridir. Yoksa ği gibi "Sokaktaki Adamdın fikir- leridir. Köpek ve Bebek meselesin- de de bunun böyle olduğunu anla- mak için Yassıada duruşmalarım takip eden yabancı gazetecilerle şöyle bir konuşmak kâfidir. Yaban- cı muhabirler ve bir çok Türk ga- zeteci "Köpek Dâvası"nın tutma- yacağını daha ilk günden belirt- mişlerdir. Köpek ve Bebek dâvaları gürül- tülü şekilde ortaya atılırken basit vatandaşın eski devrin (mesulleri hakkındaki kanaatini bunlara daya yarak ayarlayacağı o zehabının zi- hinlere hâkim olduğu bir hakikat- tir. Aslında bu hikâyeler, mahiyet- lerinden ziyade mânaları bakımın- dan ehemmiyetlidir ve birer sem- boldür. Köpek satışı düşüklerdeki devlet anlayışının, Bebek hikâyesi Menderesteki insanlık anlayışının ifadesini teşkil etmektedir ve bun- ların düşüklüğünü "sakıt" kelime- sinin karşılığı olarak değil, karak- AKİS, 24 EKİM 1960 terlerinin bir vasfı olarak tescil et- mektedir. Ama Türklere devrilen idarenin gayrımeşru hâle düştüğü- nü anlatmak için bu gibi vasıtalara lüzum yoktur. Türkler devrilen ida- renin gayrımeşru hale düştüğünü evvelâ anlamışlar, ona karşı sonra- dan ayaklanmışlardır. e İhtilâli bir avuç aydının eseri saymak ve mem- lekette Demokrat düşükleri halâ sıkı sıkıya tutan kalabalık bir kütle nin mevcudiyetine inanmak neden- se batılı gazetecilerin kapıldıkları bir zehaptır. Bu, biraz da tükürü- lenin yalanamamasının neticesidir. Bir çok batılı gazete D.P. iktidarı- nın son yıllarında bu iktidarın çı- ğırdan çıkmış olduğunu belirtmek- le beraber bir iyi tarafı bulunduğu- nu, bu yüzden köylerde tutulduğu- na tez olarak savunmuştur. D.P. yi köylünün tuttuğu masalı son za- manlara -bilhassa 1957 seçimlerine- kadar Türkiyede dahi yaygın bir inanç olduğuna göre yabancıların böyle bir teşhis hatasına düşmele- rini mazur görmek gerekir. Mesele bu yanlış inancı dışarda beslemekte devam etmemek, içerde ise onu zZi- hinlerde muhafaza suretiyle Köpek ve Bebek meselelerini ön plâna çı- Afganlı "Bastı" Kim bastı ? karmak gibi taktik hataları yap- mamaktır. Bu tatlını, hâdiselere objektif bakılırsa, umulan kuvveti getirecek yerde umulmayan bir za- afa yol açmıştır. Simdi, ciddi me- seleleri n plana alma saati gel- miştir. "Bütün mesele bu muy- muş?" düşüncesini ortadan kal- dırmak ve meselenin ne herkese göstermek lâzımdır. Yassıada duruşmalarının . "Köpek dâvası" gibi bir operet sah- nesinin değil, meselâ İstanbul ve Ankara hâdiseleri, Topkapı ve U- şak suikastları gibi vahim cinayet- lerin üzerine açılsaydı ve perde A- nayasayı ihlâlin ispat edilmiş, mil- letçe hükme bağlanmış suçunun fa- illerine dağıtılacak amaların üze- rine kapansaydı çok şey kazanılır- dı. Mönü o kadar zengindir ki çere- ze sofrada yer yoktur. Zira çerezle mide şişirildiği takdirde, asıl ye- mekler mutlaka tabaklarda kala- caktır. D.P. İktidarının paşlıca hatası "köylü bun- arkasında kurnazlık peşinde koşması olmuş- tur. İktidarlarının son zamanların- da D.P. büyükleriyle temas edenler bilirler: oOBunlar, V.C. yayınlarının gülünçlüğünü kabul etmekle bera- ber köylünün tesir altında kalaca- ğını hesaplayarak gülünçlükte 1s- Bunlar bir çeşme ve millet oekseriyetini avlayabileceklerinl sanmışlardır. A- u yol kendilerini ilk seçimde, ne kadar hile yaparlarsa yapsınlar kaybedecek vasiyete getirmiştir ve çâreyi seçimleri topyekün yok et- mekte görmeye itmiştir. Temel yanlış olunca onun üzerinde yük- seltilen binanın çürük (o çıkmasın- dan daha tabii birşey olamaz. Tür- kiyedeki bütün seçimlerde şehirler ile köyler, aydınlar ile basit vatan- daşlar nisbet itibariyle hep aynı istikamette oy vermişlerdir. Aydı- nın anladığını köylü mutlaka an- lamış, aydının gösterdiği tepkiyi kendi çeşnisi içinde göstermiştir. Zaten insanın kendi anladığını başka herkesin de anladığım ka- bul ederek davranması olgunluğun, gerçek batılılığın ilk şartı değil midir ve "canım, ben anlıyorum a- ma herkes nasıl anlasın" düşünce- si gülünç bir kendini beğenmişliğin şarkta çok görülen ifadesinden başka nedir ki?

Bu sayıdan diğer sayfalar: