6 Mayıs 1937 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 8

6 Mayıs 1937 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

— Affedersiniz bayan, kocanız öbür odâda yatıyor. güneşi altında | Birinin sırtında her ne- ü bir palto var, Bir aralık arkadaşına dedi ki: — Bana iki lira borç verir misin? Öteki düş — Vereyim, vereyim ama karşılık ne gösterecek; — Sana kürklü paltomu veririm. — Olur. Biri parayı cebine attı, öteki palto- yu sırtladı Bir kaç saat sonra şehre geldiler. 'Paray' dedi kiz — Artık paraya ihtiyacım ka paltomu ver de paranı âl.. Yaş meselesi Bayan pembe beyaz tenli, lepiska sarı saçlıdır. Şöyle bir baktınız mı, nihayet otuzunda dersiniz, halbuki elliye merdiven dayamıştır. Mahkemede şehadet ediyor. Reis sordu: — Kaç yaşındasınız? —'Tam yirmi dokuz bahar gördüm “büy Tets — Peki, ya kaç senedenberi körsü- 'nüz, bunu da söyler iniz?., Sd, Nikâh memurunun karşısında katı- ! As katıla gülüyordu. Nihayet nikâh memuru dayanamadı ve boş bulun du: 52 — Ne gülüyorsunuz, dedi, yapaca- ınız şey pek gülünecek bir şey değil! Gelen — Ne o, yeni kapından da mı çık- tın? — Bayan, odana erkek aldın, diye iltira etti, benim gibi namuslu kadın bulur da çalıştırır, zor biraz... "— Fena iftiraya uğramışsın. — Fena iz mü... Odama yalnız bir tek erkek geliyordu, o da baydı, bundan da bayanın haberi yoktu!.. Demiyor miyım?. Beyin bir tren kazasında ayağı ke- #ildi. Hastanede kendini ziyarete ge- Icnler sordular: — Kaza nasil oldu?. — Ne bileyim ben. Vagonda rahat rahat oturmuş sigara içiyordum, bir. | denbire bir çatırtı oldu.. Karısı hemen atıldı: — Ben me demiyor mıyım?. Evime buyrunuz! diyeceğim geliyer. — Çok küstahsınız! — Hayır, dişciyim.. ana her zaman sigara iç- | Size on iki erkek tipi nümunesi gösteriyoruz, sakın bu erkeklere al- danmayınız: 1 — Bara bir kadınla beraber gidip, dansözlerden birinin güzelliğinden bahseden erkek. 2 — Bir kere karısının istediği bir sinemaya gidip sonra onun İstediği hiç bir sinemaya gitmiyen erkek. 3 — Karılarının tırnak bo rengini seçen erkek... Dans en terli ciler K un sırtına yapıştı. hava bana es zamani liyip geçmişten bahseden ının elini çok sert sıkan — Ciddi b kadı: Marlenenin yeni lim, diyer 8 — Dostluktan tılmaz ki... di- veya bir musahabenin Kadınlar anlamaz- k ğunu sö 10 dan sonra Y 11 — Bir k — Kızınız verdiğim nişan yüzüğünü kabul etti, — Merak etme, iâde eder... Hat... Otomobili ile köyden geçerken, bir- Ğenbire gıdaklamalar duydu... Bir kaç tavuk otomobilin altından kaçış- İken Bir kadın koştu şoföre: — Hayvanlarımı çiğnedin, ver ba- kalım iki Hira! deği, Şoför mesele çıkarmamak için iki lirayı verdi, sonra tekerlekleri mu&- yene etti, ne tüy vardı, ne de kan. İyi ama hiç bir hayvan öldür- memişim.. — Olabilir, fakat bundan sonra yu- | murtlamıyacaklar.. — Korkudan mı?. — Evvelâ korkudan sonra da ho- | rTozlardan... Sebebi Bay öğretmen Aliye sordu: — Neye mektebe geç kaldın?, — Babamın bana ihtiyacı vardı. — Neden?, Babâh senin yerine baş- ka birini gönderemez miydi. senin yapacağın işi başkası yapamaz mıydı? — Hayır. — Sebebini söyle. — Babamın bana ihtiyacı vardı. Çünkü kızmıştı, beni dövecekti, be- nim yerime başkasını dövemezdi ki... Siyaset Hizmetçi Afacana kızdı: — Seni babana söyliyeceğim, dedi, Afacan kaşlarını çattı; — Sana ademi müdahale siyaseti takib etmeni tavsiye ederim, | — Bugünlerde, yeraltında çalışan maden amelelerinin hayatına dair bir Bay Ahmed Küçük bir kundurdcı- dır, Alnının teri ile kazandığı para» ları biriktirip oğlunu paralı bir mek- tebe verdi. Çocuk on dört yaşındadır. Bir gün babasına geldi: İ — Baba, dedi, bana üç lira ver, gez- | meğe gideceğim. Ne diyorsun k için Üç oğlunü, ber üç lira ft ifkarpine pen- çe vuruyorum. — Öyle ise çabuk ol baba, hemen çift iskarpin pençele, bekliyorum... | Talim Salamon oltasını denize attı. Hal- buki orada balık tutmak yasaktı, Çatık Kaşlı bir belediye memuru geldi: — Burada balık tutmanın olduğunu bilmyior musun?. Ben balık tutmuyorum. — Ya elindeki nedir?, — Değnek, Bu değneğin ucundaki bağlı şey nedir?. — Olta. — Oltanın ucunda ne var?. — İğne. ” — İğnede ne var?, — Iki sulucan.. — Şu halde balık tutuyorsun, Hayır, sulucanlara Yüzmek öğre- tiyorum.. Dua mon hahama gitti, yanılıp ya- yasak Wi — Mel sahibi mağazanın kontura- tını yenilemiyor, ben de başka dük- kân bulamıyorum... Ne yapayım... Salamonun karısı Rebaka da haha- ma gitti, yarılıp yakıldı; — Çocuğum ölmüyor... Ne yapa- yım?.. Haham biraz düşündü sonra: an Rebaka dedi; iz gidip ile konuştmuz, konturatı J siz de bay Salamon evde oturunuz, bir çocuğunuz olsun diye dun ediniz.. Karı koca bu tavsiyeyi dinlediler. Konturat yenilendi ve dokuz ay sonra bir çocukları oldu.. Ni Hâfıza İ Bayan kırk beşlik vardı. Doktor sor- du: — Demek bacâklarınız tutumüyor, başınız dönüyor, ağrılarınız var... Kaç yaşındasınız? Yirmi sekiz... -— Ha... Hafızanı | | imi görmek istişer,.. imei | tasında Helsingfors şehri ve Finlandiyalıların millet meclisi —eyil Ahlâk, mizac ve bedeni kabiliyet itibarile Türklere pek benziyen şima- Hn bu munis fakat enerjik, atlet ya- pılı, kahraman yürekli insanlarını görmek onlarla tanışmak ve sevişmek kasdile amatör güreşçilerimiz Finlan- diyaya gittiler, bedeni kudret ve ka- biliyetlerini gösterdiler. Owlarınkini de gördüler. Bü seyahatten faydalı dersler alarak döndüler. Rusyaya -se- yahatlerimden birinde ben de Petro- graddan Finlandiyanın hükümet mer- kezi olan (Helsingfors) o (Helsinforş okunur) şehrine gitmiş ve bir hafta orada kalarak irfan müessesolerini gezmiştim, Bu musahabemde karile- rime biraz Finlândiyada gördükleri- mi ânlatacağım. öy 8 . Rusyanın şimali şarkisinin ve İsve- çin şimali garbisinin bir kısmını, Botni ve Finlandiya körfezleri sahil lerini işgal eden bir mıntakada yer- leşmiş olan Finlerin arazisi Fransa- nın üçte ikisi kadardir. Şimalin en yüksek noktasından cenübun en son hüdüduna kadar 1,600 kilometredir, Memleketin en geniş yeri de 600 kilo- metre çekiyor, Arazisi münbit ve mahsuldardır. Dağları pek azdır. En yüksek tepeleri 300 metreyi geçmez. Yaliz gölleri çoktur. Ekserisinin or- çamilıklı adalâr vardır. “Bu göllerin miktarı 40,000 dön fazladır. Hemen hepsi âe nehirletle biribirine bağlıdır. Finlandiyada da İsveçte olduğu gi- bi yazın beyaz geceler vardır. Bilhas- sa haziran ve temmuz aylarında ge- ce yarısı lâmba yakmadan ga: izi okuyabilirsiniz. Tabii buna mukabil de kışın karanlık günler T, O vakit de gene iki ay günesin yüzüne hasret kalırlar. Kar teşrinievvelde yağmağa başlar ve mayısta erir. Memleketin cenub taraflarında karın kalınlığı na- diren bir karışi geçer, fakat şimalde bir, bir buçuk metreyi bulur, İlkba- har ve sonbahar birer ayda biter, Ka- Ta kış ise yedi sekiz ay sürer. 1928 yılı kânunusanisinin - birinel günü neşrettikleri İstatistiklere göre Finlandiyanın umumi nüfusu 3 mil yon 582,406 dır. Bunun 1,770,162 si erkek, 1,812,244 Ü kadındır. Yani kadını erkekten fazladır. 1571 de bu memleketin nüfusu 300,000 idi. 1670 de 500,000 sonra mu- harebeler, kıtlık, kolera, veba gibi #fetler yüzünden hayli azaldı. Sonra gene artmağa başladı, 1800 de bir mil- yonu buldu. 1900 da 2,625,000 oldu. Ve son otuz yil içinde 857 bin daha artarak 4 milyona yaklaştı. Hükümet - merkezi olan (Helsin- forş) un nüfusu 230,904 dür. Nüfusu yüz bin ile beş bin arusında on sekiz. şehri, beş bin ile bin arasında yirmi kasabası vardır. Umumi nüfusun he- men iki buçuk milyonu köylerdedir. Memleketin şimaline nisbetle cenubu çok kalabalıktır. Finlandiyalıların hemen büyük bir | ekseriyeti O(Lutherlen) dinindedir. Pek az katolik ve yahudi var, 60 bin kadar ortodoks ve bin beş yüz kadar da müslüman Türk vardır, Nüfusun yüzde sekseni Finlandiya- b, yüzde onu İsveçli, dört bin kadarı Rus, bin beş yüz Laponyalı iki bin ka- Garı başka milletlere mensup ecnebi- dir. Finlandiya on ikinci asrın ortasın- dan itibaren İsveçin bir eyaleti gibi idare edilmiş ve 1808 yılına kadar İs veç hâkimiyeti devami etmiş, 1640 da (Turku) şehrinde bir akademi tesis etmişler. Fakat üniversiteye müsaa- de edilmediğinden Finlandiya mü- nevverleri ya İsveçin meşhur (Upsas la) üniversitesinde veya Almanya ve Fransa üniversitelerinde tahsillerini ikmal ederlerdi. Din işlerinden baska hiç bir yerde Finlandiyalıların kendi dillerini kullanmağa hakları yoktu. Bu suretle Finlandiya münevverleri yava ş kendi dillerini unutmuş- Tardı. İlk mekteplerden Yiselere Kadar bütün tedrisat İsveç Yisanında idi 1808 de Rı inci (Ale xandre) İsveçe ilânı harp edince tabi ilk ateşe Finlandiya maruz kaldı. Bü cesur millet kahramanca harb eMi, fakat neticede Rusya Finlandiyayı is- 1, İsveçin meşhur Demirbaş ci Şarlı mağlüb oldu. Finlandi- ya da bu sefer Rüslara intikal etti. Çar orasını bir büyük dükalık yaptı ve İsveçe temayüllerine mâni olmak için nevima müstakil denebilecek bir muhtariyet verdi ve bir millet meclisi teşkil etmelerine müsaade etli. Birinci (Alexandre) ve sonra birin- ci (Nicolas) zamanında işler pek iyi gidiyor, Finlândiya o devirde Rusy”- »da hüküm süren istibdaddan mütees- sir olmuyor ve âdetâ hür ve müstakil bir devlet gibi yaşıyordu. Yollar, Şi“ Mmendiferler yapılıyor, kanallar açilir yör, mektepler ıslah ediliyor. Müt müesseseler günden güne ün aliyordü. Hattâ 10;000 kişilik bir de milli ordü vücude getirilmişti. Fakat üçüncü (Alexandre) zam& rında işler bozuldu. Ve Finlandiysi- ları Ruslaştırmak politikası takibin? başlandı. Büyük dükalık unvanı kal- dırıldı ve PFinlandiyaya bir vilâyet şekli verildi. Urmmmi valiliğine de çâ- rın pek gözdesi olan general (Bobri- kov) tayin edildi, 1996 da başlıyan bu (Devamı onuncu sahifede) çu Selim, Sur, Tarcan pirmş

Bu sayıdan diğer sayfalar: