2 Eylül 1938 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 7

2 Eylül 1938 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

SON POSTA Napolyon ve Lehli Kontes Valevska Madam Jüno sevinç içinde, Koca bu- uzün — suratı miş ve hemen hemen güzelleşmiş gibi, £ nız? O ne yapıyor? Tel - ıim. Acaba artık uslanmış oksa onlar işi ğu yerden Yarı gül fle geçen sevda — maceralarına öylenen bu söze cevab ver- meğe cesaret edemiyor. Napolyon hafifce başını salladıktan geçiyor ve sırtında su yeşili, çuha süsü bir elbisesi olan, saçları kızıl, zayıf bir kadına hitaben: — Bonsuvar madam dö Şövröz, di - yor. Bu, onun «düşmanıdır.» eski kibar, asil ailelere karşı iptila ve merakı olan imparaltor bu kadının, saray nedimesi gibi bir iş alarak yanına gelmesini em- retmişti. 'Tabiati acayibce olan düşes cenabla- rı, kendini her vakit tutmağa pek mu- vaffak olamaz ve kelime oyunları ile onu mat etmeğe çalışan Napolyona va- kit vakit meydan Bu akşam da imparator, yarı alaycı bir sesle, güya kadının kıyafetini be - ğendi. Bu işlerden de pek. anladığını zanneder,. Düşes, yakın dostlarının yüreklerini helecanlandıran soğuk ve yüksekler - den bakan kibirli bir hal takındı. — Oh ne güzel; hiç olmazsa siz, bu - rada bulunanların çoğu gibi alelâcayip kıyafellere girmemişsiniz. Yeşil size yakışıyor ama, ne yazık ki saçlarınız kıpkırmızı! deyiverince! Madam âö Şövröz, sinirli sinirli yelpazelendi ve imparatorun yüzüne dik dik bakarak: — Sahi mi haşmetmeap? Kabil mi? Şimdiye kadar hiç bir erkekten böyle yersiz bir lâkirdı duymamıştım, dedi. Napolyon kaşlarını çattı. Etrafta her- kes adetâ çakacak şimşeği bekler gibi nefesini tutmuştu... Fakat imparator güldü, omuzlarını silkti ve bir kaç a- dim ilerledi. Annesinin önünde durdu: — Senyora Letisya, nasıl âfiyette mi- dirler? Memnun mudurlar? h Valide kadın pek duyulmıyan bir kaç kelime söylüyor: «Cok şükür sıh - hati yerinde ama, üzüntüleri pek çok..> gibi bir şeyler. Ve imparatorun keyifli oluşundan cesaret alarak, içini yiyen derdi, belki yirminecl defadır ki açarak, iki erkek kardeşin aralarını bulmak için gayret- leniyor ve bozuk bir şive jle: — Napoleone - Lüsyan (1) den mek- tub aldım, diyor. Bir tac pahasına bile sevdiği kadın- dan ayrılmağa razı olamıyarak, gurbe- te çekilip giden kardeşinin ismi ortaya atılır atılmaz, Napolyon annesinin lâ- fını birden kesen bir el hareketi yaprr yor ve acele acele şunları söyliyerek, önünden çekiliyor: — Bana o akılsız, delinin lâkırdısını etmeyin. Lüsyen isimli adamla hiçbir alâkam yoktur. Patırdı edeyim deme- sin, Sesini kesip otursun, yoksa — onu Avrupadan da attırırım, diyor. Ve yü- rüyor. Napoli kraliçesinin reveransı pek su- dan, Ama mazur sayılır, çünkü gebeli- ğinin sekizinel ayında, Bir vakitki sı - kıntıl günlerde, Jozef Bonapart (2)ın, cana minnet sayarak evlendiği, sabun ccarı Klari'nin yamnı yumru, sakata benzer derecede biçimsiz, cazibesiz kı- zını bu gebelik büsbütün çirkinleştiri- yor. Vay Jüli, nasılsınız bakalım? Eh umarım ki o kadar kızdan sonra bu şe- fer bize bir oğlan doğurursunuz. Hor- Napolyon pek alışık değilken tarstan örnek alın, bakın ona, hep oğ- lan doğurur, Kız evlâd hesaba - katı- (Mari Valeyska filminden) Valevskanın önünde eğiliyor cak? İmparatorluk ancak onun haya- tınca kaim... Bu vaziyette günün birin- SEYAHAT MEKTUBLARI : 35 0 w 06 İran hudud gü mrüğünde Duvarlara bizdeki “Vatandaş, Türkçe konuş!, levhasına benziyen, fakat daha nazik ibareli levhalar asılmış' Ancak bu levhalar bizde olduğu gibi İranda da tesirini göstermemiş. Kilometrelerce yol gittiğim halde Farsca konuşan insanlara raslamadım İranda bu ilk kazayı: Çamura batmak | esnasında hiç bir zorluk görmiyecek ve belâsını da atlattıktar sonra sallana sal -| hiç bir sıkıntı çekmiyecektim.. gösterd'k- na Bazirgân gümrük binast önünde, |leri bu neraketten dolayı gümrük başme- etimizle, «<mola» dedik dur -| muruna teşekkür ett'Zim zaman, bana: m kendimi çeşme başına at- Bügün günlerden cuma.. bizim tatil mak oldu.. Üç günlük hararetimi gider -| günümüz.. tatil gününde gümrükte mua- mek için elimi, çeşmenin akar suyu altına | mele yapmayız. Fakat yolunuza de « bir yalak gibi tuttum... Su aktıkça| vam edebilmeniz için daireyi açtık, ben içtim, ben içtikçe o aktı.. doyama -| — Dedi... Bu muamele Türkiyede, yahud dım.. doyamıyordum.. artık midemde yer | her hangi ecnebi gümrüklerinde l,'nu. kalmayınca, bu «âbıhayat» 1 avuç avuç |de bir şey değildir.. çünkü, pazar da olsa yüzüme gözüme çarptım.. biraz sonra,|hudud gümrükleri gene muamelesini, kenâime, gelince, gümrük memurlarının / günün hangi saatinde olursa olsun, ge ; oturduğu binaya ilerledim... |ce, gündüz, sabah akşam: Hemen derhal , * yaparlar.. fakat İran devleti x i Çok güzel... Her.ıey: Memgrlmn ve| memurlarına bu istirahat ıııııî:rıî:a:ıezırİ halkın kıyafeti, binaların düzgünlüğü;|miş, Memür da ondan İstifade etmekte gümrük müdürünün ve maiyetinin neza-| haklıdır.. Bu tatil gününü feda edip, e - ma Onlar ancak ittifak teminine ya-|de gene ihtilâl çıkamaz mı? rar) r. Kurduğu dev yapısı bina, yalnız ona JLli yerinden kalktı. İncecik dudak- | dayanıyor... Halbuki o da nihayet, ya- larını zoruma aralıyarak: ralanır, hastalanabilir bir insan değil — Haşmetmeap, ben kızlarımı da er-|mi? kek evlâdlarımı seveceğim kadar, seve-|. Jozefinin ilk evliliğinden iki çocuğu rim! dedi. olduğuna göre, demek ki evlâdsız kal- — Hata ediyorsun. Bence kız olmak-|malarının suçu bizzat kendisinde! Za- tansa, hiç çocuğum olmasın daha iyi.|ten Imparatoriçe de bütün kurnazlığı Çocuğu olmamak... İşte dâhiyi ber|ile daima lâfı evirip, çevirip bu no! saat, her dakika burguliyan düşünce.| ya getirmiyor mu? Kudret i hep Çocuğu olmadıkca yerini kime bıraka- | ona yüklemiyor mu? Ve şimdiye kadar da, Napolyon, hep (1) 1775 de «Ajacelo» da doğmuş olan| DU düşünce ile boşanmak fikrini zih - Lüsyen, Napolyonun Ikinci erkek kardeşidir.|ninden silmedi mi? Ama bakalım bu, keti... Beni bir yere oturttular, Hal ve hatır sordular.. çaylar, sigaralar ikram | ettiler.. Eşya muayenesini, pasaport »ıi—'ı zesini gayet suhuletle yaptılar.. — Postaneye gidip bir telgraf çekeyim! Dedim. — Siz zahmet etmeyin. Biz adam gön-| derir, çektiririz! Dediler., Farsça yazmasını beceremem! — Fransızca yaz, türkçe yaz. Biz tercü- me eder, ettirir, bütün lâzım olan şeyleri yaparız! Diye misafirsever olduklarını göster - diler.. Kendimi burada hiç yabancı his- setmiyordum.. herkes o kadar güzel, o ka- j.':ndc yan gelip istirahat ederken, benim için rahatını bozmasına çok medyun ve müteşekkir kaldım... * Burada herkesin bu kadar çok türki konuştuğunu bilmezdim.. ben zannedi - yordum ki: Hududa girer girmez, aklım- da kalan farsça kelimeleri birbirine ek- Hyerek, barlarda türkçe konuşan ecnebi artistlerinkine benzer acayip bir Farisi lisanı vücude getirecek, herkesle öyle ko- nuşacaktım.. ne münasebet!. Beni bu gü- lünç sıkıntıya sokacak hiç bir vaziyet hâdis olmadı.. hattâ Gürcübulaktan bin « diğim zaman, bizim İranlı şoförlerin türk- çe konuşmalarını iğreti zannediyordum.. Kendisi 10 yaşlarında iken altisını — süren |ne zamana kadar devam edecek? Lüsyenle daha o yaşta bile uğraşır ve onu okutmağa çabalardı. Bir zamanlar rahib ol- mağa Kalkışan Lüsyen ihtilâli Kebirle bu | fikrinden caydı, politikaya atıldı. Yaptığı çılgınlıklarla 1795 de, hal! güpheli ve keli görülerek tevkif edildi. Kardeşinin te- sirlle kurtarıldı ve şimal ordularında bir as- keri komiserlikle kayrıldı. Müsır Beferine giderken Napolyon L/ beraber götürmek Stemişse do 0 bunu dederek Korsikaya gitmek ve meb'us hab olunmak sevdasına düşmüştü. Çok ni yaşta olmasına rağmen bu vadide oldukca || muvaffakiyetler de güsterebildi. Napotyon konsül olur olmaz, ilk işi ba kardeşini dahiliye nazırı yapmak aoldu. Bu mevkide iken de o gene lek durmadı, bir ta- kım şüpheli işlere bulaştı. Napolyon göz yu- macakltı ama, kumandanlarının şetefine le- Ke süren bu kardeşe ordu Tânet okuduğu için general Moro'nun ısrarile Lüsyen'e istifasını verdirmeğe meebur kaldı. Fakat çok geçme- den bunün acısını çıkararak onü İzpanya sefirliğile"Madride yolladı. Lüsyen 1754 do bir hancınm kızı olan Katerin Buvoye (Boyt YDe evlenmişti. 1800 de bu kadın ölünce, © va- kitler benüz konsüllüz mevkiinde buluann Napolyon, deliye dönen kardeşinin kederini bütün kalbile paylaşmıştı. Yakat çok geçmeden yasını Wütuvearen Lüsyen 1802 de bir safa Aleminde tanıştığı madam Juberton isminde 24 yaşlarında ga- yet güzel ve hoppa bir kadınla sevişmeğe başladı. Kardeşinin bütün mümanaatına, hattâ belediye relsini bile bu nikâhı kıy - maktan menetmesine rağmen Lüsyen met- resile evlendi. Bir könserde bulunduğu sı - rada bu haberi alan Napolyot cehşetli öt- kelendi, küplere bindi ve derhal Lüsyenin Fransa topraklarından çıkıp gitmesini em- Tetti. Bu hareketinden, Napolyonun yükseldik- ce, kibirlilik, asamet peyda etmeğe başlumiş olduğu kanaatini çıkarmamalı. Zira ilk yen- gesi hancı kızına karşı datma nazik davran- nrış, sonra da baş kumandanlıkta bulunduğu sıralarda kardeşi güzel Polin'i bir değirmen- etnin oğlu olan Lökler'e vermeği kabul ct- miş, daha sonra konaüllük mertebesine u - Taştığı halde de kız kardeşi Karolin'i sabık çırak Müra'ya baş göz etmekten kaçınma- mıştı. Allesi için prensler, dükler aradığı yoktu. Onun düşündüğü başka şeydi. 1800 yıllarında — bulunuyorlardı. Herkez, MNapalyön gözünü yumduğu takdirde, ona kimin varis alacağını düşünüyordu. Böyük Kardeşi Josefin de erkek evlâdı olmadıfına göze, demek ki Napolyonun veraseti Lüsyen Bonapart'ın çocuklarına kalacaktı. İşte böy- le mühim bir mevkle geçecek evlâdların da- ha temiz bir kaynaktan can almasını iste- tehli- | İmparator Tolleyrand'la kafadarı A- vusturya sefiri Metternih'e pek baka- cak halde değil (Arkası var) —— ——— mekte haklı idi ve bu öfke le-de Lüsyen'i mleketten attırdı. (2) Xapolyonun, kendlüden bir yaş büyük olan bu kardeşi 1768 de Kaorsikada döğmüş- Lur, Vatanlarından kaçmağa mecbur ktalıp gındıkları 0 yoksulluk - günle bir sürü çocukla, Napolyonun zabit maaşından ayırıp yollıyabildiği azıcık bir para ile zoruna geçinebilen madam Letla- ya Bonaparta, o sıralarda, zengin bir sabun tücearı olan Klari'nin epey yardımı dokun- muştu. Bu adamın Jöli ve Dezire isminde 2 kızı İvardı. Jüli'yi ailenin en büyük erkek evlâdı Jozet' Bonaparta verdi, hattâ bir zamanlar küçük kazı Dezire'yi de Napolyonun alaca- epey mesvzuu bahsoldu ama, bilâharo bu da, Napolyanla beraber harb etmiş kiy- metli generallerden ve sonra da İsveçe kral elan Bernadot evlendi. Napolyon ağabeyisi Jozefe yardım edebile- cek vaziyete gireç girmez hemen onu kayır- mağla başladı. İtalya seferinin — muzaffer, şanlı generali Ünvanına erişir erişmez, he- men Jozeti de 1797 de Romaya, sefirliğe ta- yin ettirdi. Kardeşlerden biri sefir, ötek! de general Iken vaziyetlerde bir benzerlik ve müsavılik gören ve bu suretle kıskançlık duymiyan Jocef, Nupolyon birinci bonsül olunca ve kendisi de bununla ayni Ayarda sayılacak bir mevkie çıkamayınca, söylenmeğe ve ka- fa tutmağa başladı. Ondan sonra Napolyon artık bu büyük kardeşi için ne yaptı ise de, ehemmiyetli işlerde gösterdiği kabiliyetsizliğe Tağmen onu en yüksek payolerle kayırmağa çalıştı ise de bir türlü yaranamadı. Bir zaman, eline Napoli krallığı verdiği bu adam, İtalya işlerini yüzüne gözüne bulaştı- İbrınca tuttu onu oradan aldı, bu sefer de İs- parıya tahıtına oturttu. Çünkü artık yarı Avrupaya hükmü altında boyun eğdirmiş bulunuyor, dilediği gibi kral- ları deviriyor, yerine istediklerini, kardeşle- Tini getiriyordu. Jozef İspanya krallığını da idare etmesini bilememiş ve Napolyonun ba- şını bir sürü derdlere sokmnuştu. Fakat bü- tün bunlara rağmen imparator büyüğokar- deşine karşı, ana ocağında almnış olduğu ale terbiyesinin esaslı kuvvetinden Olsa garek, dalma bağlı kalmış hattâ biraz da hürmet- kür bir hal takınmış, onun bir çok kusurla- Tına, hâtalarına göz yummuştur. MS8. I dar çok türkçe konuşuyordu ki... Zaten | « ji «garbi Azerbaycan» denilen «İran Azer-:kî;l:.:i?en:e;;:ı:r—;::çıyı:nx)mk n baycanı» nda idim... Rusyadaki Azeriler|ki; kendi hududlarına îjrince î’ınç:; -i «Türk» se — bunlar da — öyle| başlıyacaklar.. halbuki hiç te öyle olma- <Türk» - soyundandı.. Bu —kargıla -|dı.. «Eh, bir aydır. Türk topraklarında yış ve bu — muameleden anlıyor * | kalmışlar. Dilleri alışmış. Hele bi dum ki; İran topraklarındaki seyah timm. | (Devamı “n:_d :."b:.; Eta Yreyerenanesenn ee erenenaneReneesee vereenenenenerenAn K ei Od MK SAReceseameREREReAseeALesENAN Malzemesi hazır Olan bir köy Mektebi yapılamıyor Okuyucularımızdan Zafranbolumun ilır- sın köyünden Osman Şefik imzasile ya- mlıyor: «— Köyümüzde 330 — senesinde açılan mekteb dört sene evvel lâğvedildi. Çocuk- larımısı bilginin nimetlerinden faydalan- dırmak için uğraştık ve yeniden mekteb yapılmasına müsaade aldık. Mektebin ye- ri istimlük edildi. Temeli yapıldı, tuğla ve kiremidi hazırdır. Yalmız ağaç ve tahtaya ihtiyae vardır. Orman fen memurları bu- nu yakın bir mevkiden vermeyip halka Mmüşkülât gösteriyorlar. Yapılan duvarlar iki sşenedir yağmur ve kar altında kaldı, yapılan sekiz yöz iira mastaf da xiyan olup gidiyor. Üstelik de | 100 çocuğumuz tahsllsiz kaldı. Maarif Ve- | kületinin nazarı dikkatine arzetmenizi ri- ca ederim.. « *— Evimiz Çatalcada ve kasal Hindedir. Böyle olduğu halde p:tı“l:l—ü— vezzil mektublarımızı eve kadar getirme. &e Üüşenerek yolumuzun üstündeki kah- velere veya bize verilmek üzere bakkalla- Ta bırakıyor. Bu yüzden ya mektublarımız kayboluyor veya geç geliyor. Posta müvez- zilne müteaddid defalar Ihlar ve hattâ Şi kâyet edeceğim! söyledim, aldırmadı, evi- niz uzak, getiremem.. dedi. Bir mektubu« mun geç gelmesi yüzünden uzak bir yöl- memur Okuyucularımızdan — Nalincı sokak 22 mumarada eski Kütabya telgraf memeru Niyazi yazıyor: «— Zimmetime 1392 kuruş para geçir. mekten açığa çıkarıldım. Parayı başmü. düriyet veznesine ödediğim halde mahke. meye verdiler; beş ay hapse, bir sene me- Muriyetten mahrumiyetime ve haple ce- taşının teelline karar veriidi. İdareden parasız işlerde istihdamıma cevaz istedim, verildi. Tayinleni istedirm, Şürayi devlele müracsat ettim. İştihda- mımda mahzur olmadığı cevabını aldım, Bunuün üzerine 20/5/988 de taahhüdlü mektubla tayinimi rica ettim, cevab ala- madım. $ö3 senesindenberi sefalet çekiyo. rTum. Kanunen benlm tayinlme cevat ve- Tildiği ve emsali kesir olduğu halde bu şekilde mağdur ve perişan birakılmamak- Tiğımı iügi makamatın lütfundan beklee zim. * Kültür Bakanlığından bir rica Okuyucularınızdan — Nazillide R. Özer yazıyor: .— Önümüzdeki ders yi İcin Bakan- hikea kitab başısı temin ediliyor, fakat taşradaki bayilerin muame'eleri şimdiden ikmal edilip kitablar sür'alle sevkedil. mezse mektebler açıldığı zaman çocukla- rın kitab bulabilmelerine İmkân yoktur. Ayni zamanda öğretmen kadroları da a. lâkadarlara dersler başlamadan tebliğ e- dlltese öğretmenlerin tereddüdsüz vazile- Okuyucumuz Çalalca tümen muhasebe-

Bu sayıdan diğer sayfalar: