15 Temmuz 1940 Tarihli Yarım Ay Dergisi Sayfa 15

15 Temmuz 1940 tarihli Yarım Ay Dergisi Sayfa 15
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

ile salladı sız herif uykuda üluc Hân verl.. Sen Isin! diye E buradan, rim... ıma basa. bay, yah. nın ayağı oyun yere in üze iğ dı. Bülue attı. Kaş ilc Han- ıya kader ayboldu. i. Sürüyü yanina si- ıda koşu ecep Cu- rın önün YCUğU ki kulları li e uyuklu- yüzü gibi de kavuş- anlattı. na yakla- tanir mis Janı gös- Büluelar teri diye Diyen ku- ecep Ci dı lar kapiır ımız, Gi Recep Cuma, Büluc Hanın hakiki bir çoban olduğuna artık kanaat getirmişti, - Kendisi iyi, oğlu da iyidir, dedi. Büluc Han da Kadırlı könuşurken: — Bunca sene yeşadım; Recep Cuma gibi akıllı adam görmedim, diye tekrarlar- dı. Halbuki avucumun içine sığacak kadar küçük bir adam! Büluc Han, Recep Cumaya saygısını bir şeyle göstermek isterdi, Bunu nasıl, ne ile yapmalı idi? Çiftlikten bütün çe- banlara verilen muşambadan, sırtındaki pej- murde elbiseden ve çoban sopasından baş- ka bir şeyi yoktu. Aylıklar çobanlara se- ne sonunda verilirdi. Koyun kırkma zamanı yaklaşıyordu, Hayvanlar; ot ve çalılar üzerinde tutam tutam yünler birakiyorlardı. Büluc Hanla Kadır, uzün zaman bunları topladılar. Bü- le Han ufak bir keçe yaptı. Keçe beyaz, halif, fakat kaba idi, Recep Cumaya bu fakir ai verirken dedi ki; — Ağabeyim, fakir kulunun nâciz he- diyesini kitten kabul et, Onu, temiz le yaptım, Kalbimi, hayatımı da al! Fakat bunlar da azdir: bunda; Allahla beraber, ismini zikredec, Recep Cuma pek mütehassis oldu. Bir şey söylemedi, yalnız elini göğsüne koya- rak leşekkür etti. Akşam, çobanlar uyku- ya çekildikten sonra Büluc Hanı çadırına çağırdı ve hayatını anlattı, Recep Cuma fakir, kendi halinde bir adamdı, Hayatta muvaffak olamadı. Bunun için kimseye kendinden babsetmezdi, Fa- kat önun gibi, ihtiyarlayıncaya kadar çalı- şan, yedi karısını ve bunun iki misli ço cuk e Bülue Han, hayatı biliyordu. p Cuma bir defa sevmiş, fakat bü tün müddetince kadın a kar- deşinin seviyordu. Bu; R Cu. manim gözü önünde büyümüş, Sarık ka: bilesinden bir Türkmen kızı idi. Küçükken gok güzeldi. Yüzü esmer, ince, vücudu sülün gibi uzun, bakışı - kadın bakışı idi. Büyüdükten sonra daha ziyade güzelleşti, Eski Türkmen adeli üzerine, kardeşi ölün- ce, karısı Recep Cumanın karısı olacağı için Recep Cuma kardeşinin ölümünü is- terdi, an sonra bedeli imde Zifaf gecesinden ön sene sonra kardeşi hastalandı, Recep Cuma, ülürükçüye son Bayram Ali'den şamanı getirlti, Kardeşi ölmedi. Recep Cuma yine onun ölmesini arzulamağa başladı, Ölüm, ancak dört se- ne sonra gelmişti. Fakat kardeşinin karısı; güzel sesli ve dular çalan genç bir kom- şu ile meçhul bir istikamete kaçtı, Recep Cuma da bundan sonra esrarkeş oldu, Es- rar haplarını yuta yuta kendi çadırını, eş- yasını ve kardeşinden kalan malı da yut- tu. Tiryak bulamayınca, on dört senelik hayalini kaybettiği, © meş'um geceden da- ha fazla ıstırap çekerdi. Bir gün, kuyu başında, harap, bitkin a Recep Cuma onlarla birlikte git- « Ölmedi, Fakat kardeşinin karısını da ei Büluc Han, bu anda kızı Zar Bibinin öldüğüne pek acıdı: Sağ olsaydı onu Re- cep Cumaya verecekti | Receb Cuma sözüne devam etti, — Hayalımda bir arzum daha vardı: Bir oğlum olmasını isterdim, Fakat felek bana ne karı ne çocuk verdi, Allah seni daha fazla sevmiş, çünkü iyi bir oğ- lunvar | Büluc Han, oğulları hediye etmek adet olmadığına içinden esellendi, “> Büluc Han bundan sonra sürülere, yay- lâya, Recep Cumanın gözlerile bakma ağa başladı, Hayatına: Yeni ve basil <iyi ça- lışmak ve iyi yaşamak: kanunu girdi, Hal- buki hemen hemen yüz senedir, Büluc Han çölden çöle, kayadan kayaya sürüne- rek, «ölmemek için çalışmak» emreden, fakirlerin zalim kanunu ile yaşamıştır, Artık kendi kendine: «Ben de bir baş çoban olacağım,» dedi, Sürüsünü gayet erken yaylâya çıkarır- dı. Güneşin harareti çölün fakir yeşilliğini kavururdu, Büluc Han öğleye doğru yo- rulurdu. Koyunları bayırın altında yatır- dıktan sonra oflıyarak pofliyarak yere otu- rur ayaklarini çıkarırdı, Kadır, köpeklere çavdar unile hamur yapardı, Büluc Han uyumamak için, ona uzun nasihatler okur- u: Artık gözleri .dört açmak lâzımdı; çölde bahar mevsiminde doğmuş hayvan- lar büyüdü; kumlar açıldı; yağmur hen- dekleri kurudu, Kolay kolay yiyecek bu- e kurtlar hırçınlaştı, Geceleri kuyu a kadar sokuluyorlardı, Bir tanesi, Rama- zanın gözü önünde sürüsünden bir iri kuzu kapmıştı,. Büluc Fani, çay ve Sicak ekmekten sonra uyku basardı, Ağırlaşmış sesile, s - Şırtmaca uyuklamaması ve koyunlardan YEN tenbih ederdi. Öteki: — Köstebek eyer diye değişmez bir cevap vw r gün Bülüc Han, li oka yap- stan ve başının altına kısa bir tahta par- çası koyduktan sonra yattı, Bu, hessbınca, uyuduğu zaman, düşecek olan tahtanın o- u uyandırması için bir tedbirdi, adır, ibrikle çay piyalelerini topladı, keçilere ve köpeklere su hazırladı ve ye- re uzanarak uyudu. Büluc Han birdenbire tahta düşmesinden değil, Mehmerin çeke- mediği güzel, fakat korkak karaca ile dö- vüşerek havlamasından uyandı. Mehmer karacayı budundan yakalamıştı; öleki o- İanca kuvyetile uluyordu, Büluc Han göz- lerini açtı — Kadruk Diye seslendi ve etrafına bakındı, Sü- rünün öbür ucundaki koyunlar biribirine sokularak duruyorlardı. Sonra birdenbire sanki bir rüzgâr hamlesile dağıldılar, — Kurtl Kuzular bir avazdan melemeğe başladı- lar, Koyunlar taş kesilmiş duruyorlar ve boyunlarını uzatarak ayaklarını kuma vur- mağa başladılar, Yavrularının yanına yaklaşabiliyorlar me de onları bırakabili- yorlardı. Gözleri vahşileşmişti. bakışları dehşet saçıyordu. Dişi kurt, kuzulardan bir tanesini boy- nundan ; erkek, diğerini bacağından yaka: ladı. Bülue Hanın önünde her şey silindi. Kum, çalılık, sürü; her şey yok oldu, Bütün dünyada bir o, bir de iki kuzu kal mıştı. Kendini tepecikten aşağı altı, kü- melenmiş koyunları sağa sola dağıtarak di- şi kurdun üstüne atıldı, Kurt, Büluc Ha- nin göğsü, burnu ve yanağını yırltı, kolu- nün üzerindeki etleri kemiğine kadar ko. pardı; fakat birdenbire horladı, tepindi ve hareketsiz kaldı: İhtiyar çoban onu boğmuşlu, Leşini üstünden atarak, ayağa kalktı ve Mehmerin öteki kurdun üstünde olurduğu- nu gördü, Diğer köpekler havlıyarak on: ları sardılar, Kadır bağırarak tepeden aşa- gı koşuyordu, Çölde, eşekle, kumlar üstünde yürü- mek ne kadar güç ve yol ne kadar uzun- dür.., Bül lc Han, kuyunun en iyi, en kuyvet- li eşeği üslünde gidiyordu, Yüzü ve göğ- sü beyaz bir beze sarılı idi, Bu, Recep Cumanın çuvalı dibinde sakladığı kelenli- gi idi. Temiz bez, Büluc Hanın göğsünü bir kaç defa sardığı halde, kan üstüne çıkmıştı, Elleri paçavralara sarılmıştı, Sa- baha kadar Racep Cümanın çadırında kâh inleyerek, kâh dalgın yattıktan sonra sa- bahleyin baş çoban Büluc Hanın sürüsünü Ramazana ; Ladadıyı de gece sucusuna bi- rakarak yaralıyı kasaba hastanesine gölür- meğe karar verdi, ep Cuma, kuyunun göründüğü son tepecikte dönüp sürülerin yaylâya çıkıp çıkmadığına bakinca, arkalarından cesaret- gördü, Kızdı ve onları kovaladı. Köpek- ler Ee beklediler ve geri döndüler, neş çöle girdi, Eşekten uzun eğri bir be uzandı. eşeğin üstünde halsiz çökmüş duruyordu. Ufak cılız Recep Cuma, yanında sık adım- larla yürüyerek, arkadaşının ağır gövdesi- ni tulmağa çalışıyordu, Yolun başlangıcında ses çıkarmayan Büluc Han, güneşin kalkmasile inlemeğe başladı, Recep Cuma onu teselli ediyordu: — Sabret Büluc Han, sen kuvvetli bir erkeksin, — Arkasi 23 üncü sayfada — 15

Bu sayıdan diğer sayfalar: