12 Mart 1962 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 32

12 Mart 1962 tarihli Akis Dergisi Sayfa 32
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

MUSİKİ Konserler Ankara Geride bıraktığımız hafta Cumhur- başkanlığı Senfoni Orkestrasının mutad konseri olağanüstü bir ilgi görmüş, biletler konserden iki gün önce satılıp bitmişti. İlginin sebebi o hafta orkestrayı Cemal Reşid Reyin idare etmesi ve konsere Suna Kanın solist olarak katılmasıydı. O gece Rossini'nin "Cezayirde bir ( İtalyan Kadını" uvertürü, Mozart'ın Re Ma- jör Dördüncü Senfonisi, De Falla'nın "Sihirbaz Aşk" balesinden seçmeler ve Çaykovskinin Beşinci (o Senfonisi çalındı. Cemal Reşid Rey iyi bir mü- zisyendi ve duygulu icralar (oçıkarı- yordu. Hattâ aşırı derecede duygulu olduğu ve bu yüzden bütün eserle- rin üzerine mübalâğalı ışıklar odü- şürdüğü bile ( söylenebilirdi. canlı, taşkın, kabına sığmayan bir yorum Çaykovskinin Beşinci Senfo- nisinde göze batmıyordu ama Rossi- ni'de müziğe ağırlık veriyordu, akışı engelliyordu. Herşeye rağmen Cum- hurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Ce- mal Reşid Reyin yönetimi o altında son ayların en derlitoplu, en başarılı icralarından birini çıkarmıştı. O ge- ce viyonolist Suna Kan da iyi bir Mo- zart dinletti. Vakıa konçertonun bi- rinci kısmı hem entonasyon, hem yo- düşüyordu ama orta kısımla Rondo, gerçekten kusursuz çalındı. Suna Kan muhakkak ki sıcak ve duygu- lu tonuyla, rahat tekniğiyle kal icrasiyle dünyanın her yerinde ilgi toplayacak bir kemancıydı. Sanatçılar Bir tâyin Geçen ay içinde uzun zamandan be- ri ağızdan ağıza dolaşan bir hika- ye sonuca bağlandı ve Türikiyenin ge- leceği hakkında iyimser düşüncelere kapılmış vatandaşların nekadar saf kişiler olduğunu yeniden o ispatladı. Aylardan beri sözü edilen hikâye şuy- du: Nüfuslu birinin piyano çalan bir kışı vardı. Bu kız bir yandan da bes- teler yapar ve dostları sayesinde yurt dışında konserler verirdi, filinde kıyı köşe münekkidlerinin pek çok met- hiyesi bulunan bu piyanist Türkiye- Bayram hediyelikleri Yeni KARAMÜRSEL 'de AKİS — 176 32 de de konserler vermiş ve o zaman ti. ciddiye alınacak bir sanatçı olmadığı anlaşılmıştı. Ne sağlam bir vardı, ne iyi bir besteciydi, ne de ken- disine müzisyen denebilirdi. Ama nü- e e e e Azgittik,uzgittik... Faruk GÜVENÇ Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası içinden 20 kişilik bir topluluk, Nisanın ilk haftasında Doğu Anadoluda bir konser gezisine çıkacaktır. Çoksesin bir iki şehirdeki mutlu azınlığın tekelinden çıkıp halkın ayağı- na götürülmesi sevinilecek bir olay; ama sadece Cumhurbaşkanlığı Or- kestrasının olağanüstü gayretiyle ne gibi bir sonuca ulaşabiliriz? Bölge Konserleri büyük bir ilgi görmektedir, şüphesiz faydalı da olmaktadır; fakat nekadar çırpınırsanız çırpının, çölün ortasında bir kova suyla ka- vak yetiştiremezsiniz. Eğer Türkiye yıllardan beri sözü edilen kültür se- ferberliği gerçekten yapılacaksa, yüzümüzü samimi olarak Batıya çevir- mişsek müziğe gereken önemi vermiye, müzik alanındaki kalkınmayı bir merkezden plânlamıya mecburuz. İleri yürüyüşte Konservatuvarlar, okullar, besteciler, icracılar, opera, orkestra, bando gibi bütün müzik kurumları ve radyolar elele tutuşmak, uygun adımla yürümek zorunda- dır. Meseleleri kökünden ele almazsak, bir ayağımız ileriye, öbür ayağı- mız geriye çekerse Türkiye ortaçağ karanlığından kolay kolay kurtula- maz. Evvelâ yüzümüzü cahil çalgıcılar fabrikası Devlet Konservatuvarı- na çevirelim. Bu kurumda yıllardan beri Form Bilgisi, Çalgı Bilgisi, Ar- moni - Kontrpuan - Kompozisyon, Müzik Tarihi gibi ana dersler okutu- lur. Bu derslerin tek bir kitabı var mıdır; kitaptan geçtik, çoğaltılmış ders notları bulabilir misiniz ? Eğer önümüzdeki yıl Devlet Konservatu- arı Yasası çıkarsa birçok öğretmen "profesör" olacaktır. Bu yasaya profesörlerin belirli bir süre içinde kitap yazma mecburiyeti mutlaka konmalıdır; istim gelsin de, zararı yok arkadan gelsin. Ben Türkiyede, sanatın Rusyadaki gibi güdümlü olmasına taraftar değilim; ama Dev- let, bestecileri, icracıları korumak zorundadır. Çoksesi halkın ayağına götürürken ulusal müziğimizden faydalanmak, bölge konserlerinde folk- lor temeli üzerine oturmuş kolay anlaşılır eserlere geniş yer vermek el- bet de faydalı olacaktır. Bu çeşit eserlerin ve her çeşit eserlerin besteci- lerden satın alınması, devlet solistlerine, devlet orkestralarına çaldırıl- ması şarttır. "Devlet Solistleri" dedim; ama Türkiyede yok böyle birşey. Bu Devlet, olağanüstü istidatla çocuklarını Avrupaya gönderir, yetişti- rir, sonra aç bırakır. Bir Suna Kanın, bir Ayla Erduranın eline Cum- hurbaşkanlığı Orkestrasının üye kadrosundan ayda binbeşyüz lira geç- tiğini bilir misiniz? Ötede Amerikalı şefe onyedibin, Belçikalı keman öğretmenine beşbin lira öderiz. Dünya çapındaki solistlerimiz için Milli Eğitim Bakanlığına bağlı kadrolar açmak ve bu solistlerin yurt içinde- ki, yurt dışındaki konserlerini programa bağlamak şarttır. Bol para ve- receksiniz, sonra iş istiyeceksiniz. Okullardaki müzik eğitimini kökünden değiştirerek nazari plândan kurtarmak, Türkiyenin bütün illerini ve ilçelerini küçük müzik topluluk- larıyla, solistlerle taramak, nota ve kitap basımına, çalgı yapımına önem vermek, sözün kısası, memleket yüzeyinde büyük bir kültür seferberliğine girişmek zorundayız. Eğer çoksesin Türkiyeye yayılması için sadece Cumhurbaşkanlığı Orkestrasının bölge konserlerinden medet umuyor- sak çocuklarımız da, çocuklarımızın çocukları da saçlarını bu yolda ağartacak demektir. Bakalım Türkiye pehlivanların memleketi olmak- tan ne zaman kurtulacak, bakalım kafalarımızı ne zaman değiştireceğiz ? akıa piyaniste orkestra üyeliği verilemezdi ama orkestra kadroları- na dokunmamak şartiyle başka şey- ler düşünülebilirdi. Nitekim en o Sso- nunda istidatsız piyaniste "D" tekniği fuzlu akrabası, bu istidatsız genç kı- sın Devlet tarafından mutlaka ma- aşa bağlanmasını istiyordu ve gözü- ne Cumhurbaşkanlığı Senfoni (o Or- kestrasının kadrolarından birini kes- tirmişti. Madem ki Suna Kan ile Ay- la Erduran bu müesseseden para alı- yordu, onlardan hiç de aşağı kalma- yan piyanist kızımız da korunmalıy- dı. Nüfuslu dost ile sağduyu aylarca çekişti ve sonunda pazarlığa giriş- linden bir kadro bulundu ve bağlandı. Bu kadrolarda orkestranın müstahdemleri bulunuyordu ve ilti- maslı piyaniste konser programı sat- tınlmayacağına, yer süpürttürüle- miyeceğine, piyano da çaldırtılama- yacağına göre havadan para verile- cekti. Böylelikle çilekeş Türk vatan- daşları ödedikleri vergilerle bir nü- fuzlu kişinin akrabasını daha besle- miş oluyorlardı. AKİS, 12 MART 1962

Bu sayıdan diğer sayfalar: