June 30, 1934 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6

June 30, 1934 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

AKŞAM 30 Haziran 1934 Buhranın garip bir tesiri Istanbuldaki güvercinler günden güne zayıflıyor, azalıyor imiş Istanbul güvercinleri başka yerlere hicret etmeğe başlamışlar AKDENİZDE TÜRK AKINCILARI İSKENDER FAHREDDİN Telrika No. 98 Yazan: “Çok yakında bir ölüm tehlikesi geçireceksin!, Ve dünyaca tanınmış bir İseviyi deniz üstünde esir | alarak meşhur olacaksın! ,, Mert ve temiz yürekli inene Bu yakınlarda Ba, zıttati, bü. yük çınarlı kahvenin ön, tarı, fından geçecek oluşanız güver cinleri isid iye eksilir ol duklarZ 2) iğını bekliyen. kederi yacderin derin, ke. İnüz, adüğ sonlarımu ız ihtiyar hanım dertli dertli gü- vercinlere baka: — Güvercinlere bakanlar eksik- di efendi... Artık kimse yem san- diğnın başına uğramaz oldu. Ne yapacağımızı şaşırdık kaldı diye anlatır, Güvercinler için, tahta yem maşrapasını dört kere doldurup boşalttıktan sonra ihtiyar hanım- la ahbap olduk, Sordum: — Nasıl eksiliyor bu hayvanlar? — Gidiyorlar. Yemsizlikten bu: radan gidiyorlar, Bazıları Eyüp Sultana gidiyor, bazıları İstanbu- dun orasına burasına dağılıyor. Bunlar çok uzaklara giderler efen- di, bir şehirden ötekine mektup bile götürenler olur. Onun için çoğu başka yerlere uçuyorlar, Eyüpte de eksiliyormuş, bura- dan oraya gidiyorlar amma oradan da gene yem bulamayınca başka yerlere uçuyorlarmış. Bursa ta- raflarına, Edirne taraflarına uç Söylüyorlar. — Bursada, Edirmede güvercin çoğalıyormuş. Biz burada bazılarına nişan ko- yuyoruz, Bir de bakıyoruz ki ni- şanlı kuşlar Bursada, Edirnede işler... İstanbulda artık kuşlara yem vermiyor. Kalanlar da çok zayıfladılar. Baksana bir kere, Bir deri bir kemik kaldılar yavrucaklar, He, si de hastaneden çıkmışlar gibi. Biz elimizden geldiği ka. riyoruz amma kaç para eder, ihtiyar kadın aklına fevkalâde Mühim bir şey gelmiş gibi: — Yazın bey... Yazın. da İstanbula seyyah gelsin. — Siz de mi seyyah bekliyor. sunuz? imse Yazın — Biz değil... Güvercinler bek: liyor. Seyyahlar hele Amerikalı seyyahlar güvercinlere çok me | raklıdırlar. Bol bol yem verirler. Seyyah gelince güvercinlerin kıs- mmeti açılır, Hayvanların kursağı Biraz yem görür, yavaş yavaş şiş- manlamağa başlarlar. Hele çok ta seyyah gelirse her biri fıstık gibi olurlar. Kırk bir buçuk maşallah. Hani bazı hayır sahipleri de ok ncıkların işi büsbütün berbattır. Bunların bazısı ayda bir gelir amm. — Al şu lirayı... Bir ay ak- yem di Artık senin südüne havale... der gider, Nemize lâzım, yarın iki eli- miz iki yanımıza gelecek, Biz de her akşam, hayvanlara ikişer maş“ raba dökeriz. Bir gece unutmuşum da vallahi sabahlara kadar iki kıymetli gözüme uyku girmedi efendi... Sabahleyin şafakla be- raber evden fırladım, hemen bay- yanların yemini verdim, Ehhh... hak efendi oğlum... Yetimlerin hakkını yiyemem, Ne de olsa on- larda yetim sayılır değil mi ya. ihtiyar hanımla konuşurken av. lunun içindeki küçük klübe dikka- time çarptı, burası hasta, yaralı, bereli güvercinlerim tedavisi mahsus bir nevi «kuş hastanesi» — Bu yakınlarda hâstanız çok galiba. — Evet çok, O da yem den... Bazıları hastalanıyor, ba- Ziları yem kapmak için biribir. lerini yaralıyorlar. Dövüşüyorlar. Amma şimdi hastalara yoruz, Hayvanları himaye cemi- yeti baytarı gelip onlara iyice ba- kıyor. Biz konuşurken yanımıza beyaz çember sakallı bir ihtiyar yakla; O'da Eyüpsultan güvercincisi | imiş. Bizim hayvanlardan bahset- iğimizi görünce: Beyim, dedi, bu gidişle fe- tanbulda güvercin diye bir şey kak. miyacak!, ime iktisatçılardand — Bu buhran yüzünden herkes İ kendi boğazının derdine düştü. | Çoğu evde kedisinin diğerini, ta vağunun arpasını kesti, Güvercin: lere de aldırış eden kalmadı, Hal buki İstanbula güvercinler çok lâzımdır. beyim. Neden dersen. Gelen seyyah bir camii gezer gez“ ye biz de gösteriyoruz. Geçen gün Eyüpte bir seyyah, — A hepsi bu kadar mı? diye sordu, vallahi baya Sonra bir şehir ismi — Orada bir meydanda binlerce, güvercin var... dedi. Seyyahlar ge- lip Eyüpte güvercinlere yem ve- rirken resim çektirmeseler olmaz. Güvercin İstanbula seyyah çe ker, bumu böyle bil efendi... Gü vercin deyip te geçeyim deme. Hikmet Feridun alk Sabri HAYVANLAR ALEMI Boynk kıtada 280 sali 4 renkli 350 metin harlel tablo Bu meraklı, eğlenceli kitabı okudunuz mu? Fiy Heryerde 150 Kurüştur. “Tevzi ye satış merkezi yalnız: AKŞAM KITAPHANESİ Geroti alınmaz, Para ye aramam amman Bir İngiliz filosu Korfoya geliyor Atina 28 — Korfodan İyonin denizinin şimal kısmında fevkal de donanma hareketleri olduğu baber verilmektedir, 25 parçadan mürekkep bir İtalyan filosu şark sevahili boyunca seyretmektedir. Bundan başka haber alındığına göre kuvvet bir İngiliz filosu müstemiren Korfoda kalmak üze- Te hareket etmektedir. Haraza bey Muradı oyalamak için kalenin burçlara çıkarmıştı. Zaten bir kaç saat sonra sabah olacaktı. — Seher yıldızı nerede ise gö- rünür. Bakalım bizim deli senin yıldızını kolay bulacak mı? Diyerek gülüyordu. Murat uzakta duran (Marmara Kartalı) nı görünce: | — Bak şu geminin heybetine! dedi, eğer bunun gibi on beş de- niz i diklileri yeryüzünden kaldırırım. Düşmana göz açtırmam... Hamza bey (Marmara Karta- li) na ehemmiyet vermemiş gibi görünüyordu: — Venediklilerin denizciliğine diyecek yoktur doğrusu. Düşma- nın meziyetlerini kartalına malik olsam, Vene- e göz önünde tutmalıyız. Herifler en fırtmalı zamanlarda bile deniz üstünde | harbetmekten çekinmezler. — Bana Venediklilerden bah- | setme! Ben onların, insanı kahpe- ce arkasından vurup nasıl kaçtık- larını (Otranto) muhasarasında gördüm. Onlar silâhlarını, daima, biz onlara arkamızı çevirdiğimiz. Mert olan; düşmanile yüz yüze geldiği man silâhına davranır. İnsanı ar- zaman çekmişlerdir. kasından vurmak mertliğe sığar Gece saatlerce dolaştılar. Kalenin her tarafını gezdiler. ve sökerken döndüle Tekrar delinin odasına geldiler. Deli, odasında kudurmuş bir köpek gibi, boğuk sesile bağırı- Ya- öleceksin! İnliyerek.. Kıv- ranarak.. Yerlerde sürünerek can vereceksin! Ve seni bu müthiş ölümden hiç kimse kurtaramıya- cak.. Yanına en sevdiğin dostların bile sokulamıyacak! Deli bu sözleri Murat hayretle kapıdan içeriye baktı. Odanin loşluğu içinde deliden başka kimseyi göremedi. Hamza bey yavaşça Muradın kulağına fısılda — Papa ile konuşuyor... Onun yıldızı da sabaha karşı doğarmış. — Papa ile mi konuşuyor? Tu- haf şey.. Demek ki Papa yakında ölecek ha...7! — Bu teraneyi yorum amma.. He ime söylüyordu? Kr pe) zı, Ankara caddesi, Telânbul © | ne dair henüz bir haber almadım. — Desene bu adam herkesin yıldızından ist — Bakalım senin söyliyecek?.. İçeriye için neler — Sabah oluyor... Biz geldik. Diye seslene Deli, pencereye başını dayadi. — Çenenizi tutunuz! Diye mırıldandıktan sonra, el- lerini yukarıya kaldırdı — Murat beyin yıldızı, seher yıl 'dızının şarkında doğdu. Gayet parlak.. Ve büyük bir yıldız, İki arkadaş, gözleri gökte, me- rakla deliyi dinliyorlardı. — İçinde sakladığın bu sir, se- Ji gok yakında mahcup edecek! -1 ! Cesursun! Atılgansın! Ateş- ten, ölümden ve dövüşten yılmaz- sın! Fakat, kanma ve soyuna ya- ! Bu olacak! Muradın tüyleri ürpermi Hamza bey dudağını bükerek, dalgın ve müstehzi bir tavırla Mu- rada bakıyordu. Deli sözüne devam etti: lümün yakın değil. Yıldızın gittikçe | parlıya- cak., Namın dünyaya yayılacak! Düşmanlarını korkutacak ve W reteceksin! Rakiplerin, aleyhinde Fakat, bu kadın, onların sana fenalık yap- harekete geçecekler. malarına mâni olacak..! Murat çekingen bir sesle sordu: — Haniya demin bu kadının be- ni felâkete sürükliyeceğini söyle- miştin? — Evvelâ iyiliği Hattâ biribi i göreceksin. izi a kadar çok se- ikinizin arasına rsunuz ki siremiyecek, kuv. en yabancı bir kimse Sevda bağlarınız o derece vetli. Ben en sonra olacağı, önce söyledim. Mürat bey tekrar sordu: — Ruckadın-şimdli erede aca — Onu şimdi bile gözünle gö- rüyorsun! Sana çok yakın... Murat yavaşça Hamza beyin kulağına eğildi: — Çok atıyor... İstanbulda de- seydi, belki biraz inanacaktım. Hamza bey esniyerek cevap verdi — Kalben yakın demek istiyor, canım! Anlayıver işte... Deli bu. Alar, tutar. Sözlerine değilsin ya..! Deli, gözlerini açmıştı. ruklarını sıkarak bağırıyordu: inanacak Yum. — Işte, iri boylu bir adam da ha. Bu da sana o Kadın kadar ya- kın. Biri sağında ise, öteki de s0- lunda. Şimdilik, bu adam da, o ka- dın kadar dost.. Hattâ sana karşı fedakârlıkları bile var! Zaman zaman senin uğrunda hayalını teh- likeye atmış, Fakat.. Günün biri 'de ondan da ihanet göreceksin. Onun kılıcı altına düşeceksin. Merak etme.. Seni öldüremiye- cek. Ve gene o kadının elile kur- tulacaksın! Tuhaf şey..! Bu kadın seni es kisinden daha fazla sevmeğe baş- lıyacak. Fakat, gizli bir el. Gizli bir kuvvet onu gölge gibi takip ediyor. Bu el. Bu kuvvet onun zihnini çelecek. İşte, tehlike o va- kit başlıyacak. Hayatın o günden sonra tehlikeye düşecek! Ve sen çok yakında, dünyaca maruf bir İseviyi deniz üstünde esir alarak meşhur olacaksın! (Arkası var) Kaysari dokuma fabrikası Kayseri 28 (A.A.) — Dokuma fabrikasının inşaatı ilerlemekte dir. Halen fabrikada hergün 650 amele ve usta çalışmaktadır. Fab- rikanın şimendiferle iltisak hattı- nın temmuz nihayetinde bitmesi lâzım olduğu halde bu en mühim bir ay evvel tir,

Bu sayıdan diğer sayfalar: