17 Mayıs 1938 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 10

17 Mayıs 1938 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

SD A AŞK ve MACERA NUVELİI 17 Mayıs 1938 Kızını kurtarmak için... Bayan Fahriye, yeis içinde hülya- lara dalarak alnını dayadığı pence- reden başını çevirdi ve şezlonga uzan- mış kızına; — Bugün nasılsın Hümeyracığım?- dedi, Kızın soluk dudaklarında hayat- tan nevmid, acı bir tebessüm belirdi: — Hep öyle... Ne olacak, anneci- ğim? Kadın, büyük bir şefkatle, evlâdı- nın saçlarını okşıyarak; — Canın bir şey İstemiyor mu? Acıkmadın mı ? Genç kız başını salladı: — İştahım yok... Hiç bir şeye kar- şi arzu duymıyorum. Anne, içini çekti: Bu sonbaharın soluk akşamında odayı maddi ma- nevi ağır bir loşluk basmıştı. Humey- ranın hastalığı aylardanberi devam ediyordu. ... Doktor Sebati, kaşlarını çatarak, gizlice, bayan Fahriyeye: «— Hastalık terakki ediyor. Kızı-. nız mukadderatı yenmek için zerre- ce gayret göstermiyor. Böyle devam ederse iş tehlikeli olacak. Feci âkibe- te doğru adım adım gidiyor! de mişti. İşte bu müthiş tehdid, kadının ha- fızasından bir türlü silinmiyor, ku- laklarında uğuldıyordu. Sessiz adımlarla yürüdü. Elektriği yaktı. Sonra, hastasının karşısında oturarak onu inceden inceye süzdü: Yarabbi! Ne zayıflamıştı; no de- gişmişti! Avurdu avurdüna çökmüş olan incecik yüzünden, iri lâciverd gözleri hummalı bir ışıkla parlıyor- du. Dalga dalga altın gibi sarı saç- ları yastığın üzerine yayılıyor; ince damarları görünen kansız elleri ör- tünün üzerinde bitap duruyordu. o“ Annenin gözlerine yaşlar dolmağa başladı. Bu halini kızma gösterme- mek için tekrar kalktı, Başını pence- reye dayadı. Yarabbi! Bir tanecik yavrusunu kurtaramıyacak mıydı? Ölüm birkaç sene evvel kocasını ondan koparıp aldığı gibi, şimdi bu çocuğu da sü- rükleyip götürecek miydi ? Bir çok doktorlara baş vurmuştu. Hepsi aynı şeyi söylüyorlardı: Teb- dilihava, bol yemek, eğlence ve ba- husus nikbinlik., — “ Fakat heyhat! Hümeyrayı bu yo- Ja sürüklemenin imkânı yoktu. Ne zaman Adaya gitmketen, yahud bir sayfiyeyo nakletmekten (o bahsetse, kızcağız: — Anne beni zorlama! Halim yok! - diye saatlerle hırçınlaşır, ağlar, son- ra Nöbeti arardı . fir bile gelmiyordu. Bütün ahbapları kızın mikrob saçtığını sanarak sira- yet korkusile semtlerine uğramı- yordu. : Aileyi çok seven doktor Sebati, son bir ümid olarak en büyük verem mü- tehassısı profesör Şaban Remziyi ça- Zurmağı tavsiye etti, Kadın hemen bu tavsiyeyi yerine getirdi. Fakat ne yazık ki o da aynı sözleri söyledi. — Aman doktor! Başka hiç bir geze pü yn GEüpünİe VA bü rı yaptırtamıyorum. — O halde Hümeyranızı birisine nişanlayın. — Aman doktor! Bu halde kızımı kim alır? Profesör, naçar kaldığını gösteren bir hareketle: — Vallahi hanımefendi, bizim eli- mizde bir şey yok.. Ne söylersem müşkilât, çıkarıyorsunuz. Size acı bir hakikati itirafta mecburum, bu şekil- de devam ederse facia muhakkaktır. Fahriye yalnız kalınca, göz yaşları arasında, mütemadiyen kendine : «— Facia muhakkakmış...» diye söY- leniyor; bir çare bulmak için ne ye pacağını düşünüyordu. ... O akşamki provasına hazırlanan aktör Rüştü Ziyanm kapısı vuruldu. Hizmetçi, orta yaşlı bir bayanın ken- disini behemehal görmek istediğini söyledi. Delikanlının kaşları çatıldı. O, bu sasllerde rahatsız edilmeği hiç istemezdi. Red cevabı vermek Üzerey- di ki, koridorda bekliyen Fahriye he- men eşikte belirdi. Aktör, bu vaziyet karşısında: — Buyurun efendim! - demekten başka çare bulamadı ve hiç tanıma” dığı bu kadına hayretle baktı. Peşinde koşan, kendisine sabahtan akşama kağar telefon eden, mektup yağdıran müz'iç kadınlarla bunun alâkası olmadığını derhal anladı. Kadın titrek bir sesle sordu : Rüştü Ziya beyefendi sizsi- niz, değil mi? — Evet efendim. — O halde, beyefendi, beni mazur görün, Sizi rahatsız ettim Fakat mutlaka konuşmak mecburiyetinde yim. Pek mühim bir işl Dlikanlı, soğuk, fakat terbiyeli bir eda ile; — Buyrun, oturun! - dedi. Kadın, kekeliyerek: — Ah, bilseniz... - diye uzun bir söze başlamak istedi; fakat arkasını getiremiyerek ağlamağa koyuldu. Aktör, göz yaşlarını hiç sevmezdi. Hem bu mânasız mukaddemeyi an- lıyamıyordu. İş nereyo varacaklı? Kadın, büyük bir gayretle kendini toplıyarak: — Efendim, ben bedbaht bir anne- yim! Sizin aşk rollerini oynamakta ve bütün kadınları, genç kızları ken- dinize meftun etmekte ne derece ma- hir olduğunuzu işittim. Gazetelerde de sütun sütun methiniz yazılıyor: Her istediğiniz rolü sahidenmiş gibi canlar, İşte bu hasle- tinizden istimdad ediyorum: Kızımı Delikanlı büsbütün şaşırarak sorda: — Sahnede mi? — Hayır, hayatta! Hakiki bir roll Ve göz yaşlarile, tereddüdlerle, içinden yana yana, kadıncağız, ba- aşılıyamazsa henüz on sekiz yaşında Yavrumu kandırmanız kolay olacak! Erkek tereddüd ediyordu. Bu, o ka- dar garib bir teklifti ki, hayatında böyle bir şeye maruz kalacağını biran bile düşünmemişti. Sahnede rolünü ezberleyip oynuyabiliyordu. Fakat ha- kiki hayatta buna muvaffak olabi-” lecek miydi? Hem ölüme mahküm hasta bir kızın karşısında bu işi yap- mak, her halde kolay bir şey olmasa gerekti. Kadın, yalvarıyor, ağlıyordu. O sı- rada tekrar odanın kapısı vuruldu. Yaşlı, güler yüzlü, şişmanca bir adam içeri girdi. Delikanlı onu görünce: — Vay! Vasıf amca! -dedi. Nakleden : (Vâ-Nü) tiyen nazarlarla delikanlıya - baktı. Genç aktör birkaç cümle ile vaziyeti izah etti ve Fahriye hanıma dönerek: — Vasıf amca, meşhur ve eski ak- törlerdendir. Kendisine hepimiz hür- met eder, her hususla daima reyini alırız! - dedi. İhtiyar adam, acı bir tebessümle: — Hanımefendiciğim, gerçi bir za- manlar meşhurdum; bana daima ko- mik rolleri verilerd. Halbuki ben dram oynamak istiyorum, Muvaffak Tüm... Bu cihetleri ğe ben deruhte ediyorum. ses Hümeyra, ilk defa olarak neşeli bir tebessümle, annesine; — Bugün ne güzel güneş var. Saat de iki oluyor. Neredeyse Vasıf amca gelir. Gene tatlı hikâyelerini anlata- rak bize hoşca zaman geçirtir. . dedi, Hümeyra artık iyileş- mişti yüzü gülüyordu... Genç kız, bir aydanberi, günden güne iyileşmekteydi. Hattâ şimdi ara sıfâ şezlongundan kalkıyor, salona geliyor, odaları süslemek o gayretile saksılara çiçekler koyuyor, biraz da- ba iştahla yemek yiyordu. Bu iyi- lik onda Vasıf amca ile yeğeni Rüş- tü Ziya kendilerine misafir gelmeğe «— Yolda az kaldı beni bir otomo- bil çiğniyordu. Kolumdan tutup kur- tarmasaydılar ezilecektim. Hayatımı onlara medyunum. Birlikte bir çay içelim diye davet ettim! — Telefon et. Yemeğe çağır! - di- ye zorluyordu. Fahriye hanım, kızının günden güne iyileştiğini hayattan zevk duy- duğunu gördükçe, başardığı bu hayat piyesine münekkid sıfatile yüksek bir numara veriyor ve aktörlere ne ikram edeceğini, ne ziyafetler çeke- ceğini bilemiyordu, Onlarla beraber eve cidden bir hayat, bir neşe gir- mişti, Sofrada Vasıf amca komik ko- mik hikâyeler anlalıyor, Hümeyra dalıyor, evvelden bin nazla yemediği yemekleri iştahla yiyordu, “.. Rüştü Ziya, ilk geldiği gün şezlon- gun üzerine uzanmış bu mariz kızı görünce kalbinde büyük bir merha- met duymuştu. Rol oynamağa ihti- yaç görmeden, vazifesini bütün s8- mimiyetile yaptı. Hele Vasıf amca genç kızı âdeta benimsemiş, bir ba- banın evlâdını şimartması gibi onu Şimartmağa başlamıştı. Hümeyranın gülmesini, neşelenmesini en büyük mükâfat telâkki ediyordu. Böylece günler geçiyordu. İlkba- har geldi. Şimdi Hümeyra, ekseriya aynaya bakiyor; henüz çökük olan yanaklarını, içlerinden hava ile şişir- tiyor, gülerek annesine: — Bu kadar toplanırsam, iyileşe- ceğim, değil mi? - diye soruyordu . Kıza mutlaka tebdilihava lâzımdı. Bir gün Ziya, muhavere arasında : — On beşine kadar ben Adaya gi- diyorum. Siz de gelseniz ne iyi olur. ca ile Ziya bey Adaya gidiyorlarmış, Bu seneki vaziyeti pek methediyorlar, Biz de yazı orada gkçirsek ne dersin? Kadının beklediğ zaten bu teklifi 'Tabii, sevinçle kabul etti, Hemen terziler çağırıldı; yazlık elbiseler di- A — Kız çok sevimli, değil mi? - diye Sordu. tü Ziya gibi genç, parlak ve bin bir kadın tarafından arzu edilen çapkın bir delikanlının bizim sakin ve mün- zevi hayatımızla ne alâkası olabilir?... Oynadığı bu rolle arkadan, Allah bi- lir, ne slaylar eder... — Yanılıyorsunuz, hanımefendi ciğimi Rüştü Ziya hakkında pek yan« lış bir fikriniz var. Şuna emin olabi- lirsiniz ki, arkadaşlarımızdan hiç bi- Tİ bu macerayı bilmiyor. Ve Ziya si- zin sandığınız tarzda kof ve hissiz bir insan değildir, Asıl teessüf ettiğim sizin ondan hoşlanmamanızdır. Kadın biran hissiyatını tarttı; sons ra itiraf etti; — Evet, hiç hazetmiyorum. — Fakat yavrunuzu kurtarıyor , Fahriye, karşısındakinin gözlerine dik dik bakarak: — Kurlarmasının şeklini sevme diğim için kendisinden hoşlanmıyo- rum yâ... Vasıf amca, cevab verecek söz bu- lamadı. İçini çekti. Bu anne, bütün muhabbetine rağmen kızına yaptır- tamadığı şeyi bir yabancının başar masını kıskanıyordu. sex Hümeyra, artık tamamen iyileşti. Tehlikenin bütün mânasile atladığı- nı doktorlar kati surette temin edi- yorlardı. Fahriye, bu kanaate varın ca oynanan role nihayet vermek İs“ tedi, Kızından gizli, Rüştü Ziyanm evine giderek, heyecan içinde kendi- sini karşılıyan delikanlıya: — Niçin geldiğimi tahmin edersi- niz, değil mi? - diye sordu. Aktör, buz gibi kesilerek: — Evet! Zaten geleceğinizi umu- yordum! - cevabını verdi. — Her şeyden evvel şunu söylemek isterim ki, size karşı ebediyön min- nettarım. Bu sözleri işilen delikanlı, içindeni «Garib minnettarlık! - diye dü- şündü, - Son zamanlarda bir insanı ne kadar istiskal etmek kabilse her şeyi yapıyordu. > Kadın devam etti: — Size rica için ilk geldiğim gün, kurduğum plânın bu kadar iyi neti- ce vereceğini hiç ummamıştım. Her ne pahasına olursa olsun kızımı kur- tarmak istiyordum. Delice bir teşeb- büstü bu. Fakat çok şükür, arzumu- za muvaffak olduk. Doğrusu mükem- mel bir sanatkârmışsınız. Harika yar rattınız. Sizi tebrik ederim. Delikanlının cevab vermesini bek- liyerek biran süküt etti, Fakat Rüş- tü Ziyanın put gibi durduğunu gö rünce ilâve etti: — Şimdi en nazik noktaya temas edeceğim, Rica ederim, sözlerimi fe- na telâkki elmeyin. Vaktile nasıl «kızıma kendinizi sevdirtin, aşk rolü oynayın!» dedimse, şimdi de yalvarı- yorum: «Ondan uzaklaşın, onu ken- dinizden soğutun!» : Erkek, gayri ihtiyari irkildi. Ters bir cevab vermemek için kendini z0£ zaptediyordu. Şu sözleri söylemek ârzusile kıvranıyordu: «— Hislerimizle oynamağa hakkı- nız yok. Onun saadeti de, benimki de, bizim birleşmemizdedir. Ben rol oynamıyorum, Onu hakikaten sevi- yorum.» Fakat yüksek sesle, yalnız: — Bu işi kolay mı sanıyorsunuz? « diye kekeledi. - Kızınızın beni sevdi- ğine eminim. İnsan bir muhabbeti cezbedebilir. Fakat aşkla dolu bir kalbi çekmece © boşaltır gibi lâhzede tahliye edemez! — Fakat beyefendi, bunu bilmeli- siniz ki ne suretle olursa olsun çok güzel olarak kullandığınız bu tabiri yerine getirmeniz lâzım, Kızımın kal» bini boşaltmalısınız! Size hürmetim ve itimadım var, Bunu da mehirao8 yapacağınıza eminim. Yavaş yavaş ziyaretinizi seyrekleştirmek lâzım, Erkek hürmetle iğilerek: — Peki efendim... Emrinizi ifa ede rim! - dedi. Fahriye hanım çıktıktan sonra, .başını iki eli arasına alarak, sonsus, derin, acı bir düşünceye daldı . —Devamı 11 inci sahijede— e 0 b Gİ O İk On GE e vd &e Bia gay» wweokb pe mn e ike ” e EE İswurvu

Bu sayıdan diğer sayfalar: