27 Eylül 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 10

27 Eylül 1936 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Miki Afrikada haydutlar Poe ÇÜNKİ 8 SENDEN B4 KİMSE BE! 'YENİ'TİP SİLAHLARIN PLANLARI : ANLADIM... HARBİYE BAKANLIĞINDAN ÇALINDI. ' İ/ONLARDAN ŞÜPHE ETMEDİĞİ MİZİ . *" FAKAT BANA Bi BUNLARI DERMAL ! BULMA, GÖSTEREREK PLAN- Se NEDEN BUN- < EDİNBAŞ» MECBURUZ? “ LARI ELE GEÇİRME. (4 DAN BAHSEDİ- 8iL NİN yoLUNu Bwl- A BİRİSİNDEN şü HES LENİYORUZ.. A MiKiyE YE. MALI... Ni VAZİFE. Sini ANLATIYOR a MARE Nişantaşında - Tramvay ve Şakayık caddelerinde“ 4 YNMMMNMUNEYN vE KUVVETLİ iberiŞişli Terakki Lisesileonco. Mİ) e l ANA - ILK - ORTA - LiSsE ? KIZ VE ERKEK TALEBE İÇİN yanyana ve Şii bahçeli iki binada AYR! YATI TEŞKİLATI vardır. M a ATİ EK cut FRANSIZCA, ALMANCA, İNGİLİZCE kurslarına dokuz yaşından itibaren her talebe iştirak ed Mektep her gün saat 10 - 17 arasında açıktır. Kayıt işlerine CUMA, PAZARTESİ, ÇARŞANBA günleri ba! 8 TK EE EA RAMEN lir. Telefon: 42517 0 Samsun Askeri Satınalma Komisyonundan : Şartname Teminatı Parası Ihale Cinsi Miktarı Fiyatı — Lira Kuruş Tarihi Günü Saat Ihal Un 360000 50400 3770 252 7/10/1936 Çarşanba " Kapa Sığır eti 110000 22000 1650 0 8/10/1936 Perşenbe 1 SI — Samsun garnizonunda bulunan kıtaatların ihtiyacı olan yukarıda yazılı erzaka ait ; meleri karşısımda yazılı fiyatla almak ve görmek istiyenlerin her gün tüm binasındaki komisyona meleri. 2 — Eksiltmeye girmek istiyenlerin 2490 sayılı kanunun 2, 3üncü maddelerindeki vesik | teminat ve teklif mektuplarını ihale saatlerinden bir saat evvel komisyona vermiş olmaları. (148! Nişantaşında maszua IŞIK “eski,, FEVZIYE lisesi Memleketin en eski Hususi Lisesidir Ana, ilk, orta ve Jise kısımları vardır Yatılı ve yatısız talebe kaydı için her gün müracaat edilebilir. İstiyenli 286 MAĞLUP FAUSTA küninin olup olmadığını anlamaktı, Kapınm önündeki meydanı geçer- ken arkasından birinin gelmekte ol- duğunu hissetti, kaşlarını çatarak durdu. — Eğer gelen adam Gizlerden ise; kendisini öldüreceğim. Ne olur, şimdi bir adam çıksa da benimle düelloya razı olsa, kendisine on ekü verirdim. Elim öyle kaşınıyor ki. Arkadan gelen adam, Eriyona yak- laşmış, soğuktan mantosunu gözleri- ne kadar çekmiş doğruca onun Üzeri- ne yürüyordu. Kriyon bu adamın ken- 'disine üç adım kadar yaklaştığını görünce: — Mösyö bana mı geliyorsunuz? de di, Adam sakin bir sesle: — Evet mösyö Lui dö Eriyon! de- dikten sonra mantosunun yüzünü ör- ten kısmını açtı ve gülerek Kriyona bakmağa başladı. Kriyon hemen karşısmdakini tanı yarak elini uzattı ve bağırarak — Şövalye dö Pardayan! dedi. — Ta kendisi, Epeydir sizi arıyo- rum, — Beni mi? — Evet, vaktile bana ettiğiniz bir vaadi hatırlatmak için.. — Hangi valt?. — Beni krala takdim edecektiniz. — Ne de çabuk!., Nihayet aklınıza geldi ha!., — Ne olacak canım.. Bir kral yüzü. nü yakından görmek istedim de., Her halde meraklı bir şey olsa gerek.. — Hay hay dostum. Kralı ne için görmek istediğinizi düşünmem bile. Mademki böyle bir arzunuz var, onü yerine getirmek borcumdur. Yalnız si- ze bir şey haber vereyim. Siz kralı tanımadığınız halde, o sizi gayet iyi biliyor., — Hakikaten kralmız tarafından böyle bir şerefe mazhar olduğumu bil- miyordum. — Sizin, Paristen çıkarken ettiğiniz yardımı birçok defalar kendilerine anlattım. Ne idi o gün, hâlâ gözü- mün önündedir; kılıcınızı kaldırmış ileri emrini veriyordunuz, sesiniz hâ- lâ kulağımda; “boruzan, kral marşını çal!,,. Evet, bu çok güzeldi. Ben ki, şimdiye kadar binlerce çarpışma gör- düm, Paristen çıkışımız gibi bir sah- neye hiçbir zaman rast gelmemiştim. — Azizim mösyö dö Kriyon, beni lâ- yık olmadığım derecede iltifata bö- guyorsunuz.. Kriyon yavaş sesle sordu: — Hani, başma bir kaza gelmiş olan cesur bir genç vardı, o ne oldu. Zan- nerdersemi kral sülâlesinden olacak, — Küçük Dük Dangulemden mi bahsetmek İstiyorsunuz? — Evet, kralm yeğeni!.. Ötekinin oğlu! — Anladım, fena bir akibete uğra- dı. — Aman yarabbi! Ne oldu? — Evlendi, Yahut da evlenmek üze- re.. Fakat, azizim mösyö dö Kriyon, bu buluşmamızı birsofra başında kutlulasak daha İyi değil mi? Ne der- siniz? — Vallahi, bunu bütün kalbimle isterim, Zira buna cidden lâyıksmız. — Sizin dostuluğunuzun şerefine ermek benim için büyük bir saadettir; size boşuna yiğit Kriyon demiyorlar., Her ne kadar o zamanın adetince, kohuşanlarm birbirlerine karşı neza- ket göstermeleri lâzmm idiysede Pardayanla Kriyon adet yerini bulsun mektep tarifnamesi gönderilir. , Telefon: 44039 MAĞLÜP FAUSTA 287 diye değil, birbirlerini candan sevdik lerinden takdir ettiklerinden böyle ko- nuşuyorlardı. Pardayan: ” — Mademki, dedi. Bu teklifim ho- şunuza gitti, şurada levhasını gördü- ğünüz otelde vereceğim ziyafete her halde gelirsiniz ümidindeyim. — Şatonun oteli mi? Tanırım, ora- da gayet güzel Andresi şarabı bulu- nur. — Saat kaçta bekliyeyim? — Gündüzle gece nöbeti arasında, yani saat altı ile yedi arasında, — Pek az ama!. Ne ise, şimdilik bu kadarına razıyız. — Krala takdim edileceğiniz günü, orada kararlaştırırız. — Ben de öyle düşünüyorum, İki arkadaş, bunun üzerine birbirle- rinin elini sıkarak ayrıldılar, Parda- yan geri döndü, Kriyon da şatonun etrafındaki teftişine devam etti. Yiğit yüzbaşı kendi kendine şöyle söyleniyordu: — 0, zaten takdim edilmitşir, Hem de nasıl, böyle bir takdim şimdiye ka- dar kimseye müyesser olmamıştır. Ba rikat gününden sonra bana ve krala karşı yaptığı hizmet ve buna rağmen gösterdiği tevazu İle doğrusu bütün kalbimi kazanmıştır. Galiba, şimdi dü- şüncesini değiştirmiş. Eğer saraya giderse, yükselmesi için bütün kuv- vetimle çalışacağım. Pardayan otele dönmüştü, Kendi- sini biri bekliyordu, Bu adam ateşin; yanma oturmuş, bakışlarile, mukad-, deratınm ne olacağını Şövalyenin| gözlerinden okumak istiyordu. Üstün- de evvelce de görmüş olduğumuz si- yah çuha elbise bulunuyordu. Bu, Jak Klemandı. Pardayan içeri girince, papas başımı kaldırarak gül dü. Pardayan; — Biliyor musunuz, dedi, Bu ak- şam kim gelecek? — Nereden bileyim döstum?, — Kriyon, yiğit Kriyon, yani Bluva şatosunun muhafızı, Pardayan bunu söyledikten sonra ehemmiyetsiz bir şey gibi: — Beni krala takdim edecek, diye ilâve etti. Jak Kleman titredi, Şövalyeye is- tifhamkârane bir bakıştan sonra, ba- şını önüne eğerek düşünceli bir ses- le: — Pardayan, dedi. Zannedersem be- nim anlayamadığım bazı vakalar ge- çiyor, — Adam sende.. Sonradan her şey belli olur. — Pardayan, acaba Jakobenler ma- nastır:nın kapıcısı Bluvada ne arıyor? — Bu hususla hiçbir şey bilmiyo- rum dostum., — Pardayan, Frer Timoteyi kim öldürmüş? — Şatonun hendeğinde bulunan ce sedin hakikaten Frer Timote olduğu- ha emin misin? — Muhakkak, hatta siz bile bu ada- mı birkaç defa gördüğünüz halde ta- nidimız.. — Evet, beni sizin yanınıza götüren bu adamdı, zannediyorum, — Tanıdınız değil mi? — Doğrusu yemin edemem, — Evet ama, ben gayet iyi tanid'm, Acaba bu adami öldürmekte kimin menİsati vardı, burada işi ne idi? — Fakat bunu anlamakla ne yapa» caksınız? Frer Timote ölmüş, Allah selâmet versin!

Bu sayıdan diğer sayfalar: