8 Aralık 1956 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 33

8 Aralık 1956 tarihli Akis Dergisi Sayfa 33
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

gelin çıkarıyor. Son perdede iki de- fa merdivenin Üüst basamaklarında dakikalarca seyirciye yarı dönü beklemesi de belki fotoğrafçılık nok- tai nazarından başarılı bir pozdur a- ma, 0 anlar herkes için tedirgin an- lardır ve hiçbir tadın da, — bilhassa Clara yerinde olan hiçbir kadın da o anda holde olup bitenleri hep o va- ziyette takibedemez. Clara'nın koca- sı Glenn Dennison'da Ekmel Hürol umumiyetle silik kalmış, ve sevgisiy- le merhameti, karısıyla babası ara- sında bocalayan bir erkeğin ruh ha- lim lâyıkıyla belırtememış Halük Kurdoğlu Ed Mason'da piyesin ba- şarılı kişilerinden biri. Ed'in kaba, vurdumduymaz taraflarım iyi belirt- miş. Suna Sirmen biç bir zaman o çocukluktan genç kızlığa geçme ça- ğındaki romantik, — kötülük tanıma- yan ve henüz hıçbır menfaati çarpış- madığı için büyük babasına sevgiyle bağlanan Susi Dennison olamıyor Buna sebep Suna Sirmenin oyunun daki samimiyetsizlik ve dır. Susi asla Henri IV. deki Frieda değildir. Hareketlerinde de, konuş- masında da daha reel, gunluk hayat- taki gibi olması gerekır Esin Sinanoğlu Susi'nin Jany'de çok daha ölçülü, çok tabii. Bessie Bexter'de Ayten Kuyu- lulu, Mr. Forsythe'da Hâşim Hekim- oğlu kusursuzlar. Ulrich Damrau'nun "Tahta Çanak- lar" için çizdiği dekor hafif, pratik ve eserin ruhuna uygun. Ancak Cla- ra için çizdiği kostümler -Clara her ne kadar Ur an için şıklaşmak ve süslenmek sevdasına — düşmüşse de- basit ve hali vakti pek te yerinde ol- mayan amerikalı bir kadına göre fazla şık. Yıldırım Önalın omuzları üstünde sağlamca duran a Çanaklar" piyesi elden erelseydi daha da iyi o- labilir ve "Yağmurcu" gibi — Devlet Tiyatrosunun kazandığı eserler ara- sında münakaşamız yer alabilirdi. S P Oimpiyalar | Mîıetafâ Dağıstenlı | Yüz akı Acı netice Melburn, Aralık..... (Necdet Aksoy yazıyor limpiyatların açılış merasiminde en az alakatoplayan ekiplerden biri de bizimki oldu. Türkleri çok sev- diklerini söylemek için hiçbir fırsatı kaçırmayan Avusturyalılar, bizimkile rin derbeder Kıyafetleri ve intizam- AKİS, 8 ARALIK 1956 O R sız yürüyüşleri karşısında sukutu ha- yale uğradılar ve alâkasız kalmayı tercih ettiler. Amerikalılar birbiri peşine madal- ya kazanır, Ruslar çok ehemmiyet verdikleri — güreşlere — hazırlanırken Türk ekibine ayrılan binada bir hu- zursuzluk hissedilmeye — başlanmıştı. İdareciler birbirleri ile olduğu kadar güreşçilerle de eçinemiyorlardı. Bunda güreşçilerin bir kusuru yoktu, olamazdı da.. Ne var ki bütün olanlar tesirini güreşçiler üzerinde gösteri- yordu. Hele kampın idaresi bizzat Beden Terbiyesi Genel Müdürü ta- rafından kafile dişi seyahat etmekte olan birine bırakılınca, sinirler a- damakıllı gerildi. Çocuklar başla- rında hocaları, çalışıyor, fakat bu in- sanı manen itiren havadan sıyrıl m ak Kudret ve cesaretini gösteremi- yorlardı. Bir çalışma programı da mevcut değildi. Celâl Atik kendi Kendine, bir- şeyler yapmaya çalışmasa belkı de güreşçilerin bütün işi, yatıp kalkmak tan ibaret olacaktı. Ama bütün olim- piyat köyünde yalnız türk kafilesin- de her sporcuya bir idareci düşüyor- du. Bu hay huy içinde rusların her iki stilde de on güreşçi getirdikleri, Gre- ko-Romende olduğu kadar Serbestte de söz sahibi olmak istedikleri haberi yayıldıkça yayılıyordu Türk Kampında olanlar sadece de- dikodudan ibaret te değildi. Çocuk- lar içecek bir bardak su, dudaklarım ıslatacak bir meyve dahi bulamıyor- lar, üstelik yevmiyelerinden ikamet e ibate masraflarını muntazaman kestiriyorlardı. Bu arada yevmiyele- rini tam olarak alıp ta yemeklerini Kampta yiyen idarecilerin bulunduğu da fısıldanmaya başlandı En fazla bel bağladığımız üç ele- man, Hüseyin Akbaş, Mustafa Da- gıstanh ve Bayram Şit, sabaka- ardan önce bakımsızlıktan halsiz düşmüş bulunuyorlardı. Diğerlerinin vaziyetleri de onlardan pek farklı de- ğildi. Güreşçilerimiz müsabakalara işte bu hava içinde girdiler. Turlar iler- ledikçe güreşçilerimizin fena puanla- rı çoğalıyor, şampiyonluk ümitleri a- zalıyordu. Neticede sadece İKİ sık- lette şampiyonluk elde edebildik, sa- dece Mustafa Dağıstanlı ve Hamit Kaplan altın madalyaya hak kazan- dılar, bayrağımız sadece iki defa şe- ref dıregınde dalgalanabildi. Takım halinde şampiyonluğu da yarım puan farkla ruslara kaptırmış ve ancak ikinci -olabilmiştik. Bu neti- ce, yediden yetmişe kadar herkesi uzdu Sadece Hamit Kaplan ve Mus- tafa Dağıstanlı vazifelerini yapmış- lar, diğer güreşçiler kendilerine bağ- lanan ümitleri boşa — çıkarmışlardı. Fakat kabahat gureşçılerde miydi? Şüphesiz hayır... Melburn'dan daha güreşler başlamazdan önce gelen ha- berler 15 güreşçinin refakatinde tu- 33

Bu sayıdan diğer sayfalar: