24 Şubat 1938 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 12

24 Şubat 1938 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 12
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Sanıte 12 SARAY ve BABIÂLİNİN İÇ YÜZÜ Yazan: SÜLEYMAN KÂNİ İRTEM —Tercüme, iktibas hakkı mahfuzdur Tetrika No. 95 dö Tahlif heyeti reisinin nutku, yemin etme resmi Tahlif heyeti âzasırın üstlerinde kırmızı kumaştan örtüler bulunurdu. Evwelâ reis tarafından şu nutuk irad edilirdi. (Vatandaş! Otuz bir senedir mukaddes bünyei milleti hain bir kurd gibi kemiren idarei hazıranın alçak, ve alçak oldu- ğu için elbette karkak olması lâzım gelen bip sürü taraftarları önünde millet âciz bir kadın gibi cebin ve mü- tereddid kaldı. Oluz bir senedir fazi- let ve hürriyet yerde süründü. Zulüm ve hiyanet bir iklili mefharet gibi ümmetin başında taşındı. Çünkü, evet, çünkü biz o hiyanetin silâhı gad- rını kendi ellerimizle biledik; sükü- tumuzla, kabulümüzle, ieeskenetimiz- le bugüne kadar behayı hürriyeti bi- Jen milletlerde kadınların bile kabul 'edemiyeceği, tenezzül edemiyeceği bir aciz ve zilletle biz bu istibdadı besle- dik ve büyüttük. İşte bugün namusu- muzu ayaklar altında, şanı tarihi ec- dadımızı bir paçavra gibi dünyanın enzarı tezyif ve tahkiri önünde hakir ve zelil bırakan o zulmün tesiri, o cel- Tadın hiyanetidir. Binaenaleyh bu ka- dar zamandanberidir hukuku İnsani- yemizin sinei masumiyeti üzerine bir kâbusu hiyanet gibi çöken bu heyu- Jâyı muzlimin ihatai melünesine, fi- kirlerimizin mukaddes çevelânı hür- riyetine esdadı ahenin çeken amelei hiyanetin yırtıcı tırnaklarına, kulak- larımızı yırtan zincir. seslerine, vic- danlarımızı tazyiki hunini altına alan katil pençelerine, evet, bütün bunla- ra artık ebediyyen Kitam verilecek zaman geldi. Öyle ise, bir kere düşü- nelim: Dün ne idik? Bugün ne olduk? Namusu tarihimize her gün yeni bir kathai felâket açan bu meşum tarzı idare ile pek yakın bir zaman zarfında bilsek ne elir neticelerle, ne acı günlerle karşı karşıya bulunaca- ğı! Bir zamanlar o piri ve namüte- , hahi kudret ve satveti Viyana kapı- larında, Hind deni?lerliide ispat ve ilâ eden atalarımızın evlâdı olduğu- muzu bir parça düşünsek, bir parça bilsek, ki bir zamanlar koca bir Bi- zans imparatorluğunu kökünden ko- parıp atan, Avrupanın her köşesin- den kabarıp gelen mityonlarca salibiy- Yunun tufanı İaarruzu önünde aslan- lar gibi çarpışan, antak bir fikri adil ve celâdetle kınından çıkan kılıcı önünde dünyanın bütün menfaatleri. Mİ, bütün ittifaklarını parça, parça yırtan muhterem ecdadımızın kanın- dan vücude geldiğimizi bir kere, ah! bir kere insaf ile mülâhaza etsek! bugün geçirdiğimiz bü melin ve karanlık saatler içindene kadar şaş- kın, ne kadar âciz ve alil, ne kadaf müdafaasız, ne kadar ittihadsız, hat- tâ ne kadar yetim ve kimsesiz kaldı- ğımızı bir kere bilmek İstesek, bir ke- Te görmüş olsak, ki anaları dul, evlâd- ları öksüz, memleketleri fakir bıra- kan, zekâyı medahin, kuvveti cellâd ve bain, askerleri âleti zulüm ve şer, ahaliyi dilenci, memurini hursız ve ga- sıb menzilesine indiren, aileleri ma- tem ve sefalete, erbabr Tiamusu zin. danlara, maşukal hürriyeti zindirlere bağlıyan, ecdadımızın kanları bahası- na kazandıkları ve bugün bize mukad- des bir mirası namus ve celâdet ola- rak bıraktıkları memleketlerimizi, eyaletlerimizi en küçük bir heyecani milliye bile meydan vermeksizin hır- sızcasına, alçaklıkla çalıp ecanibe tes- im eden hükümeti hazıranın denae- tini eğer hâlü takdir edemediksel eğer şu otuz milyondan ziyade olan milleti Osmaniyenin hukuku mevru- sel milliyesini böyle en deni vasıtalar- la kahır ve imha edehşu bir kaç edebsizi, hükümeti hazıranın bu sütu- hu levs ve melânetini bir hamlei ha miyetle devirip kırmak bizce müm- kün değilse o zaman katiyyen bilme- li v6 hemen itiraf etmeliyiz ki insan namı mübecceline lâyık adamlar de- ğilizl Eğer çoban sürüsünün, kuş yuvasi» nın, insan vatanının hâmisi İse, aca ba biz buna lâyık olmak için şimdiye Kadar ne yaptık? Elbette bilirsiniz ki vatanın geçirdiği bu kura günler bü- tün milletin namuskâr olan efradı mazlümesi için de yüz karasıdır. Eğer vatanı biz düşünmez, yarala- rını biz bağlamaz, onun istikbalini biz hazırlamaz isek bilmeliyiz ki bunları düşünecek hiç bir devletli yoktur; o devletliler, ki yaldızlı kâşaneler için- de bütün milletin derin bir zulüm ve kahır altında boğulan feryadı mazlü- miyetine çarecuyane koşmağa bedel huzuzatı hayvaniyetinin mülevves çirkâbı sefaheti içinde köpekler gibi yalnız kendilerini düşünmekle imra- rı hayat ediyorlar; bilmiyorlar ve da- ha doğrusu bilmek. istemiyorlar ki âlemde selâmeli umumiyeye vakfı hayat etmekten büyük bir vazifei in- saniye yoktur! Vatandaş! Bir zamanlar murikei mehabeti ec- dad olan o Eflâk ve Buğdanları, o Tu- na ve Balkanları, o Sırbistanları, o Bosna Hersekleri, Tesalyaları, Kat- kasyaları, Mısırları, Tunusları, Kıb- rısları, Giridleri, vatanın bütün bu eczayi mukaddesesini düşmanlarımı- za teslime bâdi olan ve bugün Anado- Tuyu Makedonyayı Bul garlığm müstemlekesi haline koymak, velhasıl memleketin her tarafını düş- man pençelerine teslim etmek istiyen esbabın en birincisi vahdeti kudsiye- ye inanan bu milleti rahmeti ittihad: dan ayıran ahlâkı hodbini olmuştur. Fakat artık yetişir! Artık bu acılar, bu hakaretler, bu ayaklar altında ezilmeler yetişir! Va- tan yaralı bir aslan gibi yerlerde çır- pınırken bütün vatandaşlarımızı, an- cak onun ekieğile, onun ruhile, onun. sıyanetile, onun namusile yaşıyan kardeşlerimizi en derli uyku içinde görmeğe bedel, hepsini berâber gör- mek ve milletin galebei ittihadı önün- de zulüm zincirlerinin kırıldığını işit mek istiyelim. Bunun için çalışalım ve hattâ icab ederse bunun için seve, seve ölelim. Muhterem arkadaş! Bugün bu esası üstüvar üzerinde kale gibi teşekkül eden Osmanlı. 'Te- rakki ve İttihad cemiyeti sizi namu- suna edilen kefaleti katiyeyi lâyete- gayyer bir metanetle ikmal ve isbat edecek kadar metin ve muhterem bir âza olarak selâmlamakla mübahi olu- yor. Artık bugün millet hukuk ve hür- riyetini hayatınında “fevkinde bir kuvvetle telâkkiye hazır olduğu için zulmün tesirine, zalimin evhamına ehemmiyet verilecek zamanlar bütün, bütün geçmiştir. Binaenaleyh kema- li cesaretle bağtrabiliriz ki: Yaşasın millet! Yaşasın vatan! Ya- şasın istikbal!) O günlerdeki ihtilâl edebiyatı üslü- bile ve müstebid idareye karşı kin ve nefretle yazılmış olan ve ancak mü- nevverler tarafından anlaşılabilen bu nutuk vatanperverane heyecanile Ömer Naci tarafından kaleme alın- mışta. Selânikte . maarif müdürlüğünde bulunmuş olan Reşid bey - sonra Se- res mutasamıfı ve Edirne valisi ol- muştur - cemiyete dahil olurken göz- leri kapalı, iyi dinlemek için bir eli kulağının arkasında, nutkun hemen her cümlesinin sonunda bir tasdik Sözü sarfetmişti. Sonra âyandan olan Besarya efendi de nütkun mealini kavramak için de- Tin bir dikkat sarmeylemişti. Bu uzun nutuk okunduktan sonra yeni âzaya yemin etmesi lâzım geldi- ği tebliğ edilirdi, — Söyliyeceklerimi harfiyen ve kal- men tekrar ediniz! denilirdi. Yeni âza bir ell mütedeyyin olduğu dinin mukaddes kitabı, diğer eli bir hânçerle tabanca Üzerinde yemin ederdi, (Arkası var) plâk neşriyatı, k Akşam neşriyatı: 1830: Çocuk tiyatro- 8u: Serçecik Umacının evinde, 19: Nihal ve arkadaşları tarafından Türk musikisi ve halk şarkıları, 1930: Spor müsahabe- leri: Eşref Şefi, 1955: Borsa haberleri, 20: Cemal Kâmil ve arkadaşları tarafın- dan Türk musikisi ve halk şarkıları, 2030: Hava raporu, 2038: Ömer Rıza tarafından arabca söyler, 2048: Bimen Şen ve arkadaşları tarafından Türk mu- sikisi ve halk şarkıları, (Saat ayarı), 21,15: Tahsin ve arkadaşları tarafından Türk musikisi ve halk şarkıları, 2180: Bödriye Tüzün Şan: Orkestra refakatile, 2220: ORKESTRA: 1 - Auber: La Muette de Por- | tici, ouverture, 2 - Lulgini; Ballei cEyip- | flen, 3 - Holmes: Tokasul, 4 - Lulolta Ankara — Öğle neşriyatı: 1230 - 1250: Muhtelif pik neşriyatı, 1250 — 191 Plâk: Türk musikisi ve halk şarkı 13,15.- 430: Dahili ve harici haber Akşam neşriyatı; 1830 - 19: Karışık pâk neşriyatı, — - m Türk musikisi ve halk Makbule Çakar ve ar- kadaşları),. 1930 - “1046: Saat ayarı ve arapça, neşriyat, 1943:- 20,15: Türk mu- sikis! ve halk şarkıları (Nezihe ve arka- daşlaiı), 20,15 - 2030: Havacılık: $. Ha- sım: Ergökmen, 2040 - 21: Plâkia dans musikisi, 21 - 2115: Ajans. haberleri, 41,15 < 7155: Stüdyo orkestrası: 4 - P. 'Tosti: Serenade, 2 - Mascagni: İrla, 3 - Weber: İnvitatlon â la Valse, 4 - Rubins- telin: Danse des Fiancöes de Kasehmir, 3155 - 22: Yarınki program ve istiklâl zikam — Berlin 20,10da çeşitli konser — Frankfurt 20,10 da radyo orkestrası — Hamburg 20,10 da askeri mukim — Kolonya 20,10 da eğlenceli konser — Brüksel 2015 de radyo orkestrası — Strasburg 200 da çeşilii konser — Lon- dra 10 de Salon orkestrası — Orta İn- gltere 20 de radyo orkesirasi — Roma 2030 da eğlenceli muzika — Florans 20,20 de mandolin konseri, Saat 21 de Viyana 2125 de radyo salonunda kar- na Deutsel novas operası — 21 de çeşiti — Stuttgart 2ide güzel bir ak- müzikası — 2155 de Toulouse 24,15. de İ 25 Şubat 938 Cuma | İstanbul — Öğle neşriyatı: 1230: Plâkla | Türk musikisi, 1250: Havadis, 1908: | Plâkla * “Türk“müsükls, 1330: Muhtelif | pik neşriyatı, 14: BON, İ 1840: Plâkla dans 3 - Lis#t: Rhapsodi No.2, 3- Waldtenfet: Estudiantina vale, 4 - Stolz: Marehen den İnğend, 2245: Ajans haberleri, 25: Plâkla sololar, opera ve operet parçaları, 2320: Son hâberler ve ertesi günün prvg- ramı, 7310: SON. m X Beyoğlu Halkevinden: 20/2/938 cw- martesi akşamı sani 21 de Beyoğlunda Nursiya sokağında Evimizin temsil Parti kurağındaki salonunda bir toplantı 2 — Evimizin Ar şubesi tarafından konser. 3 — Gelmek istiyenlerin Evimizden da- vetiye almalarını rica ederiz. © 24 Şubat 1938 KAPTAN PAŞA GELİYOR Tarihi Yazan: İskender F. Sertelli Deniz Romanı Tefrika No. 151 Sinan reis, küçük bir yelkenliyle limana dönmüştü. Korkunç Filip kendisini yakalarsa ses çıkarmıyacaktı Amiral gemisine gelen heyetin ar- kasından Doğan rels dört yüz deniz- ci ile - bunların hepsi de seçme yi- ğitlerdi - şehre çıktı. Donanma iki saat kadar limanda kaldıktan sonra, tekrar” yelkenlerini şte aşıklara doğru dümen kırdı. Hüsrev reis Kefalonyalılara, ne- Teye gideceğini belli etmemek için en- ginlere doğru açılmıştı. Bir müddet yollarına devam etti- ler. Bonra yavaş yavaş küçük ada- ya doğru dümen kırmağa başladılar. Zaten denizi esmer gölgeler sarmış, masının nereye gittiğini kimse bilmi- yordu. » * Şehre küme küme yayılan denizci- ler, yerlileri memnun etmek için çok ağır başlı görünüyorlar ve dolaştık- ları yerlerde kavgâ, ga çıkarma” dan eğleniyorlardı. Panayır yerinde bir çok meşaleler yanıyordu. Gece eğlenceleri başla” mıştı. Genç kızlarla dul kadınlar talihlerinin açılması için, rumca ma- niler söyliyerk, ateş üstünden atlı- yorlardı. Doğan reisin etrafını saran genç- ler: — Bu yıl ne kadar seviniyoruz bil- ” Diyerk, 'Türk denizellerine şarap ve taze meyva ikram ediyorlardı. . Yerli gençler < (Filip) < aleyhinde mütemadiyen atıp tutuyorlar ve bez- ginliklerini fırsat -düştükçe anlat maktan çekinmiyorlardı. * Bunlardan biri Doğan reisin yanı- Aa sokuldu: — Nişanlılarımızla eğlenemiyorduk, dedi, (Filip) derhal güzel kızları bâ- şına toplar, nişanlılarımızı zorla eli- mizden alır ve buradan gidinceye ce çok sevindik! Uzün boylu bir Kefalonyalı da başını Salliyark'anlattı: — Ben bufların içinde en telihsiz, bir erkeğim. Göçen yıl (Korkunç Fi- İp) benim nişanlımı da yanına ça- dırmıştı. Ötekiler gibi onu da ertesi gün serbes bırakacak o sanıyordum. Birdenbire gemisi kalktı, alçak cana- var, nişanlımı da birlikte götürdü. Ah onu bir elime geçirsem... Doğan rels te iyice anlamış ve inanmıştı ki, (Korkunç Filip) o yıl panayıra gelmemişti ve yerliler on- dan memnun değillerdi. Panayır yerinde küçük kulübecik- ler içinde Kurulan meyhaneler sık sık dolup böşalıyor.. yerliler şarap içtikten sonra, ateş oyunlarına, güreş- lere koşuyorlardı. Doğan reis sahile çıkar çıkmaz, denizcilere: — Arkadaşlar! dedi - buradaki ka- dırlara kendinizi kaptırıp sarhoş ol- mayin ve vazifenizi unutmayın! Ola- bilir ki, (Korkunç Filip) bize bir pu- su kurmuştur. Yerlilerin ondan ne kadar korktuğunu görüyorsunuz! Bunların sözlerine inanmak olmaz. So- kaklarda toplu olarak dolaşınız. Man-| galara ayrılarak, onar onar geziniz! Bana gelince, şuradaki yeşil kapılı meyhaneniri önünde oturacağım. Yanımda yirmi levent kalsın, Beni ararsanız, daima oradayım. haydi, | göreyim sizi, bir sızıltıya meydan ver. meyin! * Gece olunca.. Hüsrev reis donanmayı Kefalon- yanın arkasındaki küçük körfeze gö- türdü. Orada aklına bir tedbir gel- di, Donanma arasında tek direkli küçük bir yelkenli vardı. Sinan reisi bu yelkenliye bindirdi: ” — Haydi, sen Ulmana git. “bir kö- şede demirle. Eğer (Flip) gelirse, orada bu küçük yelkenliyi görünce esir almak sevdasına düşer. ona kârşı gelmezsin! : Bü suretle Kendini emniyette görür, şehre iner. -Şehre inmese bile, biz uzaktan - gözcüleri- miizle - vaziyeti tarsssut ederiz. Seni alıp götürmeğe teşebbüs ederse, der- hal yoldan çeviririz, dedi. Gece olunca Sinan reis, yelkenci Yusufu da yanına alarak küçük yel- kenli ile limana gelip bir köşede de- mirledi. Bu tedbirden, gündüzün şehre çıkan Doğan reisin haberi yok- tu. Şehre yayılan dört yüz denizci, ge- ce şenliklerine dalmışlardı. İlk önce uzun bir yolda gece ko- Şusu yapıldı. Bu, yerlilerin eski âdet lerinden biri idi. Yolun iki başına ve ortasına büyük meşaleler odikii- mişti, Koşu epice heyecanlı - oldu. 'Türk denizcilerinin hemen hepsi bu koşuyu seyrettiler.. Yirmi iki yaşla rında yerli bir genç koşuda birinci gelmişti. Bu yakışıklı biniciyi genç kızlar ve dul kadınlar türkülerle kar- şılıyarak etrafını aldılar. Her yü koşuda birinci gelen - eğer bekâr ise - muhakkak o gece bekâr kızlar» dan birile nişanlanırdı. Genç koşucunun gözleri, koca ari yan kızların üzerinde dolaşıyordu. Kızlar; — Acaba bir sevdiği mi var? Bize neden bakmıyor? Gibi dedikodularla gülüşmeğe baş- lamışlardı. Birinci gelen koşucuya Türk de nizcileri de şarap ikram ediyor ve kendisini tebrik etmek için yanına sokuluyorlardı. Delikanlının gözü nihayet bir kı- zin üzerinde durdu. elini genç kir zın omuzuna koyarak bağırdı; — İşte talihim... Kızlar hep birden bağrıştılar: — İkiniz de mesud olun! Delikânlı nişanlısını yanına çekti. Kızlar etrafını sararken, Türk denlii- cileri de: yavaş yavaş koşu yolundan panayır meyhanelerine doğru ilerle- mmişlerdi. Eğlenceler birbirini takip ediyordu. Şimdi de - gene bu eski şehrin Aâdetlerinden biri olan - vaiz ve nasi- hat faslı başlamıştı. Bu, ötekiler ka dar eğlenceli olmamakla beraber, herkesin alâkasını çekiyor ve büyük küçük bütün insanları meşgul edi- yor, hattâ düşündürüyordu. Kürsüye çıkan adam filozof kk lıklı, tok sesli ve gür sesli bir rum» du. - Bu yıl size söyliyeceklerim uzun sürmiyecek! diye söze başladı. Yerliler: — Bir senedenberi senli. bekliyo- Tuz. neden kısa" söylemek istiyor sun? Sabaha kadar seni dinliyece- ğiz Diye bağrıştılar. Filozof elini üze- tarak kaşlarını çattı: — Yeni yıla elemsiz, kedersiz gir- diğimiz için Allaha şükretmeyi unut mıyalım. Dedi. Bir kaç saniye sustu. Yörli- ler bu sırada şükran borcunu öde- mek fırsatını bulmuşlardı. Filozof tekrar yüksek sesile: — Bu gebe size üç nasihatim var dır! dedi - bunları dikkatle dinler ve gelecek yıla kadar unutmazsınız, bem zengin, hem mesud olursunuz! Filozofun sözlerine o dakikay& kadar ehemmiyet overmiyen Doğan reis, oturduğu meyhanenin bahçö sinden ayağa kalkarak kalabalığa doğru ilerledi. — Tuhaf şey! . Hem zengin, hem de mesud olmak.. kolay mı bu? Bi kalım neler yumurtlıyacak bu çor” bacı! Diye söylenirken, devam etti; filozof sözüne (Arkası var) çizen ela ği

Bu sayıdan diğer sayfalar: