8 Nisan 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6

8 Nisan 1937 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Meryön Ananın heykelini kim çalmış? Dün ceza mahkemesinde bakılan bu davada suçlu isnadı inkâr etti, “ Bir hıristiyan böyle şeyler yapmaz , dedi SON POSTA Dün ve bugun Napolyonu uykusundan uyandırmış» lardı, — Ne oldu, demişti. Gene uyandırdı- nız? — Harp var. Napolyon cevap vermişti: — Gene imtihan var, diyeceksiniz di- ye korkmuştum. Eğer bu zamanda olsaydı, gene Na Bir günde üç şemsiye kaybeden adam Yazan: Osman Cemal Bunu da dün akşam, gfeç vakit oto -, — Öyleyse git bir de filân m büste dinledim: Kıranla, babacan VE| pak! dalgınca tavırlı bir adam, tâ Sirkeciden deme biraz başladı, sösbünln san durak yerine ka-|, 5” iti ee ye — Meryem Anayi satmiş ben? Ne, bu olmaz. Ban, dindar! Böyle bir hıris- tiyan, böyle iş yapmaz. Ben de yap - mamiş böyle bir işi Bu günah, gü - nab......... hem çok günah! Kiryako, böyle diyerek, ellerini in- dirip kaldırıyordu. OO arada bir elini göğsünün iki tarafına, sağına soluna ve başına götürerek, haç işareti yap - maktan da kendisini alamadı! Kiryako, ihtiyarca ve zayıflamış bir adam.. rahatsizmış, hastalıktan yeni kalkmış. şimdi de nekahat devresin - — Demek satmadın ve bu Miço, sen hastayken aşırdı? —Ne,ne... bu Miço... ama, ne de- mek aşirdi? — Yani çaldı? — Ne, ne.. ne ne, saldi! — Peki, nasıl çaldı acaba? — Bilmem. Ben görmemiş. Nasil görecek? Ben, hasta. Yatıyorum ya » takta. Ateş,.. rüya,.. uyku,.. uykul O zaman gelmiş bu...... — Senin odanın neresinde duru - yordu bu Meryem Ana? — Meryem Ana?. Baş ucumda! Var yer, oturacak, yukarda... orada! Var kandil! Davacı, çalındığını iddia ettiği Mer- yem Ana beykelinin, kendisi hasta yatarken odasına giren Miço tarafın - dan kucaklanıp, âdeta kaçırılır gibi, koridora çıkarıldığını, oradan da gö - t*örülüp, bir antikacıya staıldığını an » Yatıyordu. — Ben görmemiş, nasil çalmiçş? A- ma başka türlü olmaz bu işi Öyle al - miş, öyle götürmüş! Bu antikaciya sat- mişl. Yok, ki ben sanmiş... Ol... Kim, ki çalmişi Delikanlı Miço, inkâr ediyordu: — Ben, bu adami hiç tanimaz. Ne odasina girmiş, ne de böyle bir iş yap- miş ben! Davacının antikacı dediği Koço da, kendisinin antikacı olmayıp zerzevatcı olduğunu, heykel kabilinden eşya üze- rine muamele yapmadığını söyliye - rek, şöyle devam etti: — Bu Kiryako, hastalanmış. Paraya ihtiyacı olmuş. Satacak başka bir şeyi yokmuş anlaşılan, ki Meryem Anasinı satmağa karar vermiş. Bana birisile ha) ber gönderdi. «Gelsin, görsün, pazar- ık yapalım, alsın!» diye. Ben, gitmek istemedim. Çünkü, Meryem Ana hey- keli alıcısı değildim. Tekrar haber gön- derince, «Hastadır. Bari gideyim de fi- at biçeyim ve belki satın alacak olan başka birisinin adresini vereyim» de - dim. Kalktım, gittim. Baktım, 10 lira fiat biçtim Kiryakonun Meryem Ana- sına Kandil, hariçi O hesapta yoktu! — Zaten kandilin de çalındığını id- dia etmiyor kil — Evet. Ben, fiat biçip adres vere - rek, kendisine de «Geçmişolsun!» de yip çıktım odasından. Fakat, alyilik et de kemlik gör derler, hani ya... Son- radan başıma bu yüzden iş çıktı. Ken- disine iyilik ettiğim adam, benden da- vacı oldu! — Demek Miçodan siz satın alma-|' dınız? — Yeok.. yok! — Peki, Miçonun başkasına sattı - ğını biliyor musunuz? yako, Vasil isminde bir hurdavatcıya 10 liraya satmış Meryem Anasını! Davacı Kiryako, telâşla ayağa kalk- u — Ne, nel Ben, dindar hiristiyan! Yok, ki böyle günah yapmiş! Kiryako, gene haç işareti yaparak, bu wianadır Yekisderkaa, heyat, dava tanım şahid gösterdiği; kimselerle bey» keli davacıdan satın aldığı iddia olu - nan Vasilin çağırılmalarına karar ver- di. Kiryako, çıkarken de: — Ne, nel diyordu, Meryem Anayi satmiş ben? Yok, ki ben böyle günah yapmiş! Şark Şimendifer e kumpanyası dava ediliyor İmtiyazı geçenlerde hükümete ge - çen Şark Şimendiferleri kumpanyası mensublarından bine yakin memur ve müstahmedin, eski şirket aleyhine ya- rım milyon lira raddesinde tazminat isteğile dava açacakları yazilmıştı. Dava açılmazdan önce, memur ve müstahdemlerin vekilleri, şirket direk- törü Paskalla idare meclisi reisi Dovi- se, altıncı noterlik vasıtasile ihtarname göndermişlerdi. Bu suretle, iş dava şeklini almadan, sulhan bir tesviye su- reti bulunmasına kapı açılmış, fakat, bu ihtarnameye, kanunen muayyen mühlet geçtiği balde, hiç bir cevab gelmemişti. Bu vaziyet karşısında, dava istidasi, alâkadar yere verilmek üzeredir. Şek- le aid bazı muamelelerin tamamlan ması beklenmektedir. Bu muamele » ler de pek yakında bitecektir. İhtarnameyi alınca, şirket sermaye- darları, mümessiller heyeti, umumi bir toplantı yapmış, bu tazminat isteğini görüşmüş ve neticede, her sene me - ceza hakyeri salonundan “GÖNÜL İŞLERİ* Okuyucularıma Cevaplarım İneboluda Bay Osmana: Kadın şu veya bu şekilde kocası ile barışabilirse onun yanında kal- ması müreccahlır. Aksi hâlde onu berkesin gözünde temiz ve dürüst bir vaziyete getirmek sizin borcu - suzdur. Evlehirsiniz. Fakat bunu ya pabilmeniz için kadının kocası aley- binde açacağı talâk da her « hangi bir şekilde sizin adınızın geç- memesi lir Zira bu takdirde bâkim kadını muayyen müddetle si- ze varmaktan menedebilir. Tapu ka- yıtlarının düzeltilmesi işine gelince bu ancak erkeğin gönül rızası ile t€- min edilebilir. İneboluda Bay (A. Enfa) ya: İsbat edemezsiniz, üstelik birde müfteri vaziyetinde kalırsınız, Çare- $iz hazmedeceksiniz. Bay: D.H. Yaşınız da, kazancınız da bir yuva kurmaya müsait değildir. Sonra piş man olursunuz. Yol kısa iken dönü- müz. © Hayreboluda Bay (B, D.) ye: Yabancı ilden gelecek bir kız size anlattıkları evsafı haiz de olsa sizi mes'ut edemez. Bizim Ayşeciği yer yüzünün bütün diğer kızlarına ter - cih etmelisiniz. Onun kalbinde gizli olan saffet, şefakat, tahammül, yuva ya sadakat kâynaklarını başka hiç bir milletin kızında bulamazsınız. Bay (Ahmet Naim) e: İkisinin arasında tercih yapmak vaziyetinde kalırsanız bir üçüncüye bakınız. TEYZE — Hayır, onu da bilmem. Yalnız, i-|, şittiğime göre, bilâkis kendisi, bu Kir- polyonu uyandırsalardı, Gene o sorsay- dar, tpkı dünkü yağmur gibi hiç ara niz, diye korkmuştum. gökten seller halin- Arşimet çırılçıplak hamamdan dışarı| de çamur yağsa im- fırlamıştı. kânı yok, ben ârtık — Buldum! ölime şemsiye almı- Diye bağırmıştı. Sormuşlardı: yacağım ! — Ne buldun ? Artık benden şem — Müvazenei meyiat kanununu. siyeye paso | , Günün adamı çırılçıplak evinden di- şarı fırladı. — Buldum. Diye bağırdı.. Sordular: — Ne buldun? kat, dün sabah ev- — Hizmetçi buldum. den çıkârken bizim 5 Halife Alinin bir sözünü tekrarla -İbayan zorla elime 00 | dım: * kayınpederin şem - 7 , <Men allemeni harfen Fekad sayye- | siyesini tutuşturdu: yeni abden» — Al, dedi, bak, oluklardan nasıl su- Muhatabımın arapçası zayıftı. Ali -İjar boşanıyor? Tramvay durağına va - (rin sözünü karine ile türkçeye tercüme | rıncıya kadar hoşaflık için akşamdan etti: ıslatılmış pestile dönersin! — Bana bir hizmetçi bulanın ben kö-| fstemiyerek kayınpederin şemsiyesini lesi olurum. Mânasına gelir değil mi? | aldım. Sizden iyi olmasın, bizim kayın- peder mütekaidinden olduğu için di mur ve müstahdemlere verilen on bin ŞAL Ak YE a lira ikramiyenin, bu sene son parti ©-| şemsiyeyi alışım pek te fena olmamış- larak on beş bin liraya çıkarılmasının | tı hani! Çünkü tramvayda bakıyordum: kâfi olduğunu, başkaca tazminat yollu | Yola şemsiyesiz çıkmış olanların ş#p - bir para verilmesi muvafık bulunmadı. | kalarının kenarlarında handiyse kur - Tab'atimi bildi - dim için mübareği zaten günahım ka - dar sevmezdim. Fâ- KİŞ 22, dı: vermeden, boyuna dert yandı. Adam - — Ne oldu, neye uyandırdınız ? cağızın dün akşam otobüste uluorta ve — Harp var. hiç durmadan söylediklerini aynen si- Napolyon gene cevap verecekti: Şa e — Ben de hizmetçi kaçtı, diyeceksi- Yağmur değil ya, Kl da, dava açılınca, bünü tâkib etmek eden, bütün masrafları yapmak üzere, Metr Bilyotiyi tam 'salâhiyetle vazife- lendirmiştir. Fatih Noterinin muhakemesi terlik başkâtibi Fevzi ve-daktilosu Mü- nevverin ihtilâs ve zimmelten ağır ce- zada yapılan duruşmaları, daha bir İmüddet sürecektir. Çünkü, dünkü cel- isede okunan nâibiik tezkeresile, ehli - daha 6 toplantı yapacağı bildirilmiş - itir. Duruşma, kalmıştır. Kofeti mumun | Dir 0 tramvaydan m m Rob modeli Diagonal kumaştan güzel bir Top. Korsajda, etekte, yaka Ve kollarda ku- maşin Çizgileri biribirine zıd istikamet lerde konulmuştur. Zaten bu türlü çiz gili kumaşlara en iyi giden tarz da bu- dur. Çizgiler korsajın ön ve arkasında enine, etekte ve kollarda verevdir. Kol ler bilhassa omuz kasmiyle aşağısı ara” sında yapılan çizgi tezadı roba gok şık lık vermektedir. İh neticesine varmıştır. Aynı zaman -| bağalar ötecek! Uzatmıyalım, Eminönünde cunbur üzere avukat tayini ve bu hususta icab | cemaat tramvaydan atladık ve herkes gibi ben de işimin yoluna düzüldüm. Fakat tam işimin olduğu yere yak - laşınca kendimin de baştan aşağı bir hayli ıslanmış olduğumu farkettim. — Aman... Hani şemsiye, şemsiye Fatih noteri Mehmet Şükrü ile no- | nerede ya? Benim elimde şemsiye var- dı. Evden çikarken bayan zorla elime bizim kayınpederin koskoca çadır ka- dar şemsiyesini tutuşturmuştu. Bir saçak altında bir kaç saniye dü- şündükten sonra: «- Eyvah, dedim, mübareği tram - vukufun defterleri tetkik etmek üzere, | yayda Bıraktık! Haydi ters yüzüne geriye... Tram - vayı sramiya... Lâkin gidebilirsen git! Yağmur şimdi o kadar hızlanmıştı ki. Ne olursa olsun deyip kendimi koyu - verdim o şiddetli yağmurun altına... indiğim durağa geldim ki tramvay çoktan kalkmış. Haydi gene tekrar iş başına... Kestir - me olsun diye Mısırçarşisı kapısından geçerken baktım oradaki küçük küçük | şerasiyeci dükkânlarının önü ufak öl çüde bir panayır yeri... “Ucuz, pahah şemsiye alan alana! Ben almıyacaktım amma ne yapayım ki kaybettiğim şemsiye kayımpederin... Akşama âadamcağızın zaten biç durmi- yan çenesi büsbütün açılacak... Dük kânların birine yanaştım. Yazın üzüm- cülerin üzüm küfeleri üzerine gerdik- leri boyda ufak tertip bir çadırı andı - ran bir şey de ben aldım, Vâkıâ bunun * İbezi bizim kayınpederinkinden daha aşağıca idi. Fakat bu, cüssece ondan daba hürmetli görünüyordu. Ooh! Artık oradan biraz ilerideki işi- me rahatça gidebilirdim. Hem ya'nız ben değil, sağ ve so! kollarıma birer de şemsiyesiz arkadaş takar; orları da yağ- murdan ferah ferah kurtarabilirdim. * Öğle yemeğinden sonrü hademeyi ça. gırıp: — Git bak oğlum, dedim, filân lo - kantada benim şemsiyem kalmış mı? Garsonlara, tezgâhlara ayrı ayrı sor. Şöyle koskoca bir şemsiye... Ufak bir çadırı andırır bir şey... Daha bu sabah yeni aldım... Şayet lokantada yoksa filân kahveye de bak, belk! lokantada da değil de, orada bırakmışımdır. Bir çeyrek, yirmi dakika sonra ha - deme eli, kolu bomboş geldi: — Yok bayım, ne lokantada, ne kah- vede şemsiyeye benzer bir şeyler bu - lamadık! bomboş karşıma dikildi: # — Orada da yok! “Tabii çıldırmak işten değil! Bir # de, hattâ yarım günde üstüste iF? dn 7 Ne İse üzüntü ile akşamı ettik. #4 şamüstü gene o yağmurun altında ne Tur, ne olmaz diye ayni lokanta ve ! veye uğrayıp bir de kendi gözül ikinci şemsiyeyi ben araştırdım. bizim yepyeni şemsiyecik yok, yok! Şimdi beni bir düşünce aldı. geç vakit gene Mısırçarşısı kap uğrayıp bizim kayınpedere ikinci & şemsiye alsam mı, yoksa işi olurun# ii Taksam mı? Ne yalan söyliyeyim, *€9 rar paraya kıyamadım ve kolisi. sallıya sallıya tramvay durağına g | dim. Orada beklerken aklıma tramYiği da unuttuğum sabahki şemsiye geldi. Tadaki memura sokutup meseleyi tar sordum. Sorduğuma da iyi cimf” şim. Adamcağız: İ — A. dedi, sizin mi idi o şemsiye Ve köşeden çıkardığı şemsiyeyi © zatir i — Buyurun bayım! Tramvay vi dan kalkınca biletçi onu bulmuş, ikinci gelişte bize teslim etmişti. w Aman bu manzara karşısında n€ dar sevindim bilseniz! Artık eve SöğL silmü gere gere gidebilirdim. Gidebiğ lirdim mma, şeytan bırakmadı ki 9 deyim. Hınzır, kâfir, münafık, Jâin ge tan geldi, kulağıma: iç — Şemsiyenin birini buldun ya! © şü şemsiyenin şerefine, şurada bir © tane at ta sonra eve git! # Dedi. Bunun üzerine haydi biz 9X4 vardaki bir tezgâhbaşma! Orası İS! kalabalıktı bu akşam görseniz! Bi derken, üçü dördü ve üç dört del beşi altıyı ve beş altı derken galiba di, sekizi bulmuş olmalı ki ben da'ğ lıkla, hem de bu sefer gdamakıllı dalgınkkla gene şemsiyesiz fırla ” Otobüstekilerden biri sordu: y — Dönüp baksa idiniz, mutlaka, © râda tezgâh başında kalmıştır. Ve o cevap verdi: ya — Döndüm, döndüm... Ben bu büse binmeden önce Sirkeciden ira vâya bindim; Hocapaşada a hatırlayınca tekrar aşağı İnip o gittim. Gittim amma kaç para eder! rası kapı, duvar değil mi? İşte buna sebep, bir daha gökten yi ur değil, seller halinde çamur YAN Jânet olsun, elime şemsiye almıyad ğım! “l Kc ii Bir günde üç şemsiye zavallıya için için gülerek eve geli” ğim zaman bizim bayan bana sordu — Hani şemsiyen! Ve işte o zaman ben kahk > sunturlusunu salıverdim. Çünkü de sabahleyin evden şemsiyeli j şemsiyesiz gelmiştim. Eğer yi bu havalarda şunun bunun, şurada , da ektiği şemsiyeler birer fidan © i ta sonradan dal budak salıvermi$ “8” saydı şimdi İstanbul sokaklarında #8 siye ormanından geçilmezdil Osnian Cemal Kays

Bu sayıdan diğer sayfalar: