11 Şubat 1956 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 24

11 Şubat 1956 tarihli Akis Dergisi Sayfa 24
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Ankara Güzeller defilesi gy Rouff.. Parisin tanınmış terzilerinden biridir. n 955 senesi koleksiyonunu seyretmek mu- hakkak zevkli birşeydi. Fakat o ge- ce Ankara Palas salonlarına hanım- ları ve beyleri cezbeden güzel modeller değildi. fet komitesi, bu vesile ile, halka dört güzeli de taktim edıyordu Fransız güzeli Monigue Lambert, Danimarka güzeli Annetre Stryberg, Cotes d'A- zur güzeli Micheline Belanbre ve Fransız zarafet güzeli: Mönigue - La ura Liebel. Bu guzeller son kayak kıyafetlerini, şırlar, mantolar ve elbiseler teşhır edecekler Güzellik yağmuru Seyircilerden çoğu bu arada bazı beyler yemeklerini yarım bırak- şlardı. "göz zevki mide zevkine galıp gelebılıyordu Masalara tatlı ve meyva servisi henüz — yapılmıştı ki, salona gayet sarışın, çok manalı degılse bile, gayet şirin ve tatlı bir güzel girdi: —Üzerinde lacivert bir kayak kıyafeti vardı. Dar pantalon, düz katlı ceket, örgüden sarı bir ya- ka. Hafif adımlarla salonda dolaşır- ken mikrofondaki cazip erkek sesi prezantasyon' ları yapıyordu: "Mis Cotes d'Azur.. Gene bir kayak kıyafeti ile, sa- lona giren zarafet güzeli Laura, za- rif ve alımlı bir eda ile yuruyordu. İçlerinde en manalı ve cazibeli olanı galiba o idi. Sarıya bakan bir kum- raldı, iri — yeşil gözleri gayet güzel, Dört güzel manken Elbiselere kim bakar ? 24 K A D I N İyi Görebilmek İçin iz Türk kadınları, süsümüze düşkünmüşüz! Kabul. Bu ku- surumuz diyemeyeceğim, bu kaba- hatimiz, süsü hakiki zarafet ve şıklığa lnkılap ettirebildiğimiz gün, bir meziyet olacaktır. Bu yoldaki terakkilerimize, bakılacak olursa, o gün pek te uzak değildir Biz, süsümüze — kucaklar dolu- su paralar harcıyormuşuz. — Yal- nız bır zümre için, bu da kabul. caba dünyanın hangi mem- leketinde böyle bir zümre mevcut değildir? Fakat Amerikalı seyyali dost- larımız bizim şatafatımıza hayret ediyorlarmış, bizi ayıplıyor, bize az para ile daha şık olabileceğimizi hatırlatıyorlarmış, bize giyim hak- ında birçok tavsiyelerde bulunu- yorlarmış İşte buna kocaman bir Erkeklerımız bizi tenkit edemi- yorlar mı? tenkit, bir mevzu ü- zerinde tetkikler — yapılarak ileri sürülürse, dikkate alınmaya değer Halbuki son zamanlarda, Istanbul— da, bir büyük otel yapıldığından beri, adeta moda oldu: her gelen gidene Türk kadınlarının giyinişi hakkında ne düşündükleri sorulu- yor ve her gelen giden bu husus- ta, kendisini tam selahiyetli ad- dederek, gelişi güzel fikirlerini, şark için ezberlenmiş birkaç bas- ma kalıp sözü tekrar ediyor. Yal- nız fikir beyanı olsa, ona da şükür, bize tavsiyelerde, hatta müdahale- lerde bulunuyorlar Anlaşılıyor ki, iki gün için İs- tanbula uğrayan her seyyah o o- tele inmekte ve Amerikanın, —Av- rupanın büyük şehirlerinde olduğu gibi, bu oteli yüzlerce otelden bir tanesi zannedip, halkın şıklığına hayret etmektedir. Nereden bilsin ki, bu bizim en lüks bir veya iki otelimizden birisidir, oraya giden ta en zenginlerimiz!. Seyyah vardı. Danimarka güzeli de sarışındı. Fevkalâde muntazam ve ince hatları vardı, siyah gabardin kayak kıyafe- ti ona hususi bir cazibe veriyordu. Mikrofondaki ses anlatıyordu: "Mis Danimark, aynı zamanda bir kayak şampiyonudur ve memleketinden Londraya kaymak için gelmiş, mü- him müsabakalar kazanmıştır. Çok yakında Avrupa kayak müsabakala- rına da katılacaktır." Salona dördüncü olarak giren Fransız güzeli yünden, vücuduna ya- pışık bir siyahlı beyazlı tulum gıyın— mişti. Ayakkabısı yoktu ve insanı Jale CANDAN kendi memleketinde, zengınlerının gittiği yere belki ömründe — uğra- mamıştır. Yoksa 7.000 liralık kür- kün bahsi mi olur?. Ama aynı tenkitlerin, kendi a- ramızda yapılacak olursa, büyük bir alaka hatta minnetle karşıla- nacağı muhakkaktır Çünkü sözün doğrusunu söylemek icab ederse, ihtişam merakı erkeklerimiz ka- dar, kadınlarımızı da rahatsız et- mektedir. Evet ihtişamlı elbiseler giyinmekte yarış eden bir zengin adınlar zümresi vardır. Bu züm- re küçük te olsa, aynı yerlere gi- den ve aynı seviyeyi muhafaza et- mek lüzumunu duyan daha büyük bir kütleyi rahatsız etmekte, ha- zan onların bütçesini sarsacak şe- kilde onlara tesir etmektedir. Zen- gin kadınlarımız paralarını yal- nız elbiselerine değil, evlerine, eş- yalarına, faydalı işlere de rc dıkları zaman, muhakkak ki, da- ha çok taktir — kazanacak, alâka cezbedeceklerdir. Bir kadının herhangi bir top- lantıya, bir eğlence yerine gider- ken süslenmesi, kendisini güzelleş- tırmege gayret etmesi, yerine gore giyinmesi bir hak, hatta Ur vazi- fedir. Fakat üç defa üst üste aynı elbiseyi giymekten utanması yir- minci asırda, affedilmiyecek bir hafifliktir. Sırası gelmişken şunu da hatır- latmak doğru olur ki, piyasada gayet güzel yerli — kravatlarımız mevcut olduğu halde erkeklerimi- zin otuzbeşer liralık Avrupa kra- vatları takmaları aynı ihtişam merakından ileri gelmektedir. Bu mevzuda tenkit edilecek da- ha nice nice şeylerimiz var Hepsi- ni hoş karşılarız, ancak bu tenkit kendi aramızda olursa Çunku öy- le zannedıyoruz ki, rebilmek için, kendi takmalıdır i gö- gozluklerını tırmalamaya hazırlanan bir kara ke- diye benziyordu. Esmerdi. Saçlarını yapışık bir topuzla toplamıştı. İnsan, ilk hamlede, onun bir güzellik krali- çesi olduguna şaşıyordu. Mikrofandaki ses, güzellerin son mayolarla bir geçit Tresmi yapacak- larını bildirince salonda bir kıpırdan- ma ve hareket oldu. Artık garsonlar boşuna bekleyen tatlı tabaklarını toplıyabilirlerdi. Fakat ufak bir hayal sukutuna uğramamak mümkün değildi. Dört güzelin de vücudu orta dereceli idi. En büyük meziyetleri: hepsı karın- sızdı. Hepsının beli çok ince idi. Fa- AKİS, I1 ŞUBAT 1956

Bu sayıdan diğer sayfalar: