8 Mart 1958 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 29

8 Mart 1958 tarihli Akis Dergisi Sayfa 29
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

S |I Filmcilik Melodramatik açıklama C umartesi günü Milliyet gazetesi- nin film tenkidlerini okumak için yıldızsız bir N ikinci sayfayı açanlar, yazı ile karşılaştılar. Halbuki sütu- nun yazarı Tuncan Okan, en kötü fil- e hiç olmazsa bir yıldız veriyordu. Tek yıldız bile alamıyan bu fil olabilirdi ? Birkaç satır aşagıda, bah- si geçen filmin "Duvaklı göl" adlı bir yerli garibe olduğu anlaşılıyordu Filmi görmek talıhsızlıgıne uğramış olanlar "Doğru" diye düşündüler. Bu acayiplik, tek yıldız bile etmezdi. A- ma işe bakın ki, boyu bosu, şekli şe- maili bir film, tenkıdını çok andıran bu yazı aslında "Duvaklı göl'"ün pro- düktörü tarafından gönderilmiş bir a. tıklamadan başka birşey değildi. Böy- le tatsız sürprizlere, yeni basın ka- nunu sayesinde hemen hemen bütün sütunlarda sık sık rastlanıyordu. At- las Film sahibi Nazif Durunun im- zasını koyduğu açıklama bu gibi ya- zılarda rastlanan mızmız ifade şekıl— leriyle doluydu.. "Müessesemiz", "gay- retler", "imkân'sızlıklar", "maddi ve manevi Zararlar", "daha ıyıye daha güzele dogru mesafeler nevi mükâfat"... gibi acıklı sozler melod— ram yapma hastalığının beyazperde— den yazı diline de bulaştığım göste- riyordu. Çok lâf edip hiçbir şey söy- lememek, çok telâşa kapılıp hiçbir şey yapmamak, artık melodramı da geçen bir illet haline gelmişti. Nazif Duru, filminin ne mal oldu- ğu yazılırsa müessesesinin — zarara uğrayacağım bildiriyordu. Ya eli' yü- zü düzgün eti budu yerinde bir. genç tazenin resimlerine aldanıp filmi sey- retmek gafletine düşenlerin maddi, manevi zararları ne olacaktı? Küfe- nin üstüne cazip mal koyup gerisini çürükle dolduran satıcıya karşı alı- cıyı kim ikaz edecekti? Ödediği bilet ücretinin karşılığım alamıyan, zama- nını boşu boşuna yok yere harcıyan, kötü zevk ve kötü tehirler aşılan- mak istenen 'binlerce seyircinin mad- dı ve manevi zararım kim düşünecek- Şehırh düşmanlığı Nazıf Durunun daha iyiye, daha güzele doğru mesafeler, almak id- diasında bulunduğu "Duvaklı göl", aslında çok tehlikeli bir mesaj taşı- yordu. Jean - Jacgues "Rousseau'ya bile parmak ısırtacak bir kır roman- tizmi, bir dereceye kadar masum bir hata sayılabilirdi. filmleri seyircisinin büyük bir çoğun. luğunu teşkil eden köylü seyircilere, gelişi güzel bir şehirli düşmanlığı a- şılamak yoluna saptığı vakit zararlı bir unsur haline geliyordu. "Duvak- l1 göl” filmine, -göre şehirliler ve şe- hirden gelen herşey kötüdür. Şehirli sorumsuz, başı boş hayat yaşar, rock- and-roll yapar, ırz, namus tanımaz. Şehirli hayatına özenmektense dört 30 Fakat bu, Türk. E M A "Duvaklı Göl" Yerli garibe ayaklı olmak, dağlarda yaşamak da- ha iyidir. Şehırlısı ile köylüsü ara- sında zaten büyük bir uçurumun bu- lunduğu memleketimizde, köylünün zayıf duygularına hitabedip bu uçu- rumu genişletmiye yol açmak her hakle saygı değer bir teşebbüs ol- masa gerek. "Duvaklı göl" ustalıkla yapılmış bir film olsaydı, bu tehlikeli mesajın üzerinde daha büyük bir ciddiyetle durmak icabederdi. Ama, boş bir se- naryodan beceriksiz bir rejisörün Theo Lesovalc'h Pandomima ile konferans meydana getirdiği bu filmin seyirci- ler üzerindeki tek tesiri can sıkıntı- sıdır. Seyircide can sıkıntısı, tiksin- ti uyandıran filmlerin muhtevası üze- rinde durmaya değmez Tenkidin yıkıcısı azif Durunun açıklaması, yıllar- dır ağızlarda gevelenen bir terane ile bitiyor. Tenkid apıcı olmalıymış ve teknik bilgilerle "mücehhez" bu lunmalıymış. Acaba "bilgi" kelime- sini kullanmak Nazif Durunun aklına nereden gelmiş? Yerli film — yapan kimselerin bilgi kelimesini ağızları- na almaları çok garip bir tecelli. Han- gi Türk prodüktörü, hangi Türk re- jisörü, senaristi, teknisyeni eseriyle kendisinde bilgi kırıntıları bulundu- ğunu göstermiştir? Türk sinemacı- lığının hiçbir işe yaramıyan adamla- rın, hiçbir yerde dikiş tutturamaya- cak kabiliyetsizlerin, kıt zekâlı, konuşan hiçbir iş görmeyen insan- ların yatağı haline geldiği bir ger- çektir. Birkaç Afrika ülkesi dışında, dünyanın hiçbir ülkesinde sinemacı- lık Türkiyedeki kadar geri kalmamış- tır. Türkiyedeki kadar kendi içine kapalı, dar çerçevesinden çıkamıyan, cansız; düşünceye, zevke yer vermi- yen, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini ayırdedemıyen başka sinema yoktur. Üstelik bu çürümüş, kokuşmuş mu- hit yeni değerlerin yetişmesine mâni olan aşılmaz bir bataklıktan farksız- dır. Bu bataklık kurutulmadan; çürük unsurlar temizlenmeden Turkıyede Ü- mit verici bir film çevrilmesi bekle- nemez. Bu bakımdan, bizde, yıkıcı tenkidden faydalısı tasavvur edile- mez. Bu kara zihniyeti, bu dar görü- şü, adım atmaktan korkan bu gerili- ği ve müdafilerini yıkmak lâzımdır. Bunlardan hiçbir fayda gelmiyeceği, bu görüşlerin hiçbir teşvik, — övme, gayret verme gibi kuvvet şuruplarıy— le ayakta duramıyacağı artık kafa- lara girmelidir. Semih Tuğrul, Tun- can Okan, Tarık Kakınç gibi sinema yazarları yerli filmler hakkında yaz- dıkları yazılarla seyircileri Türk film- lerinin hazırladığı tuzağa karşı uya- nık bulundurmakta, aldanmamaları- na çalışmaktadırlar. Onların gayret- leri ve yazıları, keselerini en kolay yolda doldurmaktan başka birşey dü- şünmeyen sinemacılarımızın — eserle- rinden çok daha faydalıdır. Filmler "Pantomimes" Kapkaranlık alabildiğine geniş bir sahnede, tek bir ışık kaynağının aydınlattıgı klâsik pantomima elbi- sesi giymiş zayıf orta boylu biri var. Önce, "Rüzgâra karşı yürüyen a- dam"ı canlandırıyor: Öne doğru- eği- lip kamburunu çıkararak, muhayyel bir hava tazyikine karşı koymaya ça- lışıyor)j muvazenesini korumağa çalı- şarak adımlarını güçlükle atıyor zaman zaman muhayyel bir rüzgârın tazyiki bu çabaya üstün gelerek önü geriye doğru iteliyor; bazan Trüzgâ- ra cephesini değil, yanını vererek yol almıya çalışıyor.... İkinci - bölümde, AKİS, 8 MART 1958

Bu sayıdan diğer sayfalar: