8 Nisan 1967 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 10

8 Nisan 1967 tarihli Akis Dergisi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

YURTTA OLUP BİTENLER man Avcı birbirlerini izlediler ve is- tifalarını verdiler. Erdinç, Başba- kanın yanına girerken, Demireli bir törene davet için geldiğini, çıkarken ise istifa ettiğini söyledi. Beş Baka- nın Demirelin yanına girip çıkmala- rı ve istifalarını vermeleri bir saat bile sürmemişti. Geceyarısı saat 01.00'den sonra ise Bakan adayları heyecan içinde sökün ettiler. Or- an Alp, Vedat Ali Özkan, Hüsamet- tin Atabeyli, o akşam Bakanlığı ke- sinleşenler arasında idiler. Saatler 02'10'u gösterirken Başbakanlıktan ayrılan Demirel, vaziyeti açıkça gör- müş olan gazetecilerin revizyonla il- gili sorularına şu veciz cevabı ver- İi — Hükümet değişikliği hakkın- da soru sormayınız!." Bu da herhalde, "batılı anlam- da" bir" “jurnalizm dersi" idi. Çün- kü Demirel, revizyon haberleri zu- hur ettiğindenberi gazetecilere, bı- kıp usanmadan jurnalizm dersi ver- miş, ama şöyle, doğru tarafından bir haber vermemişti. Başbakan hükümet değişikliği i- in kendisine soru sorulmamasnn isterken, belli olmayan Bakanlıklar AKİS Köy İşleri, Ticaret ve Ulaştırma Bakanlıklarıydı. Pürüzlü durumlar u Bakanlıkların hemen kesinleş- memesi, politik sürtüşmeler yü- zündendi. Ulaştırma Bakanlığı, Seyfi Öztür- kün "I Numaralı" Devlet Bakanlığı- na alınması ile boşalmıştı. Boş san- dalya için düşünülen isim Bilgiç, hâlâ mutabakatını bildirmiş değil- di. Bilgiçin kabineye alınması, Grup- la ilgili bazı hesaplar, yüzünden arzu ediliyordu. AP Grupunda çatışma halinde olan iki büyük hizip,""Ye- Şimdi ne olacak, sayın Örgeneral? "Y üksek rütbeli komutanların ordulara Gineleelerin- de niçin ' politika" sayılabilecek husus dan dikkatle sakınmaları gerektiği şimdi Türkiyede, bir defa daha ortaya çıkmıştır. Türkiyede komünist- lik tehlikesinin daima varolduğunu söyleyip buna karşı dikkati çekmek hem akıllı, hem memleketçi, hem lüzumlu Ur davranıştır ama komünistliğin ken- dine göre" tarifi yapıldı mı, herkes bir şey söyler. Bir kripto için komünistlik demek, ancak, köylüler ile isçilerin ihtilâlle burjuva sınıfım yok ederek sınıf diktası kurmasıdır. Bunu bir söyler, beş söyler, yüz söyler, bin söyler ki herkes komünistliğin ancak bu olduğuna inansın diye.. Bir başka kripto işi daha e sadeleştirir ve "komünist diye komünist parti m subuna derler, kim komünist parti mensubu değilse o komünist de değildir.." der, bunu da var gücüyle ya- yar ki zihinlerde bu kalsın. Buna mukabil aksi kanat- ta ver alanlar eş, fakat ters yönde basitleştirmelerin peşindedirler: Kim Amerikayı sevmiyorsa, o komü- nisttir! Kim bu düzenin değiştirilmesini istiyorsa o komünisttir! Kim fakir fıkaralıktan, çok fazla kaza- nanlarla çok az kazananların yarattığı dengesizlikten bahsediyorsa o komünisttir! Bir yüksek komutan kendisini bu tariflerin gir- dabına düşürdü mü, oradan kolay çıkamaz. "Mukte- dir "liği ne olursa olsun...Onun için en iyisi, tariflere hiç girmeden, hele bir kendine göre tarifi tek tarif diye kabul ettirtmeye hiç çalışmadan görevi yetine tirmek, yani bir komünist tehlikesinin her mem- lekette olduğu gibi Türkiyede de bulunduğuna ordu- nun da dikkatini çekip komünistliğin bizim kanunları- mızla yapılan tarifiyle yetinmektir. Aksi halde, bakınız ne olun Yüksek komutan bir tarif yapar. Bu, pek çocuğumsu bir tariftir. Subay bunu okur. Sonra orduya bir de broşür yollanır. Bun- b da komünistliğin bir tarifi vardır ve yüksek komü e ikiz kardeşiymiş gibi benzemektedir. Ama iri ivini yapılmıştır, öteki maksatla.. Subaya ne? O, söyl enleri paralelliğine Bir gün, o broşür kimin pa a kaleme alın- mıştır, meydana çıkar: Aaa, dört başı mâmur bir 10 Orgeneral Tural toprak ağası tarafından.. Adam komünistliği öyle ta- rifle kendi ağalığının devamını savunmaktadır. Peki, yüksek komutan? O nesinin savunmasını yapmaktadır da subayının gözünde bu paralele düş- müştür? O, hiç bir şeyinin savunmasını yapmamaktadır, onun zaten hiç bir şeyi yoktur, o maaşıyla geçinen bir dürüst adamdır. O, hadiselerin seviyesinin üstüne çıkamamanın, günlük politikanın içinde kalmış olmanın, oraya itil- miş bulunmanın cezasını çekmektedir. Yazık değil mi? Ve böylece, kaş yapılmak isteni- lirken göz çıkarılmış olmuyor, komünistliğe karşı u- yarına, tesirinden acaba çok kaybetmiyor mu? 8 Nisan 1967

Bu sayıdan diğer sayfalar: