8 Nisan 1967 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 30

8 Nisan 1967 tarihli Akis Dergisi Sayfa 30
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Yeni Sahnede "Bü tün gün ağaçlarda" Anaların günahı uyan: "Bütün gün ağaçlarda" oyun, 3 perde. Yazan: Marguerite Durras. Salâh Birsel. Devlet Tiyatrosu (Yeni Sahne). Sahneye koyan: Melek Ökte Dekor-Kostüm: Hüseyin Mumcu, Oynayanlar: Melek Ökte (Ana), Haldun Meriği (Oğul), Meral Gö zendor Glarcelle. Nur Subaşı (Barmen Konu: Roman, hikâye ve senaryolarıyla kuşağın ilgi çekici yazarla- rından biri olarak tanınan Marguerite Durras, dialoglarının yapısındaki dramatik ve şiirli ifade gücüyle, belki istemeden, tiyatroya girmiş, ama egzotik ve ekspresyonist rengiyle yeni bir hava getirmiştir. Bu havanın gerisinde, inandığı sosyal ( fikirleri, tersinlemesine, yansıtır. "Bütün gün açağlarda"da yaptığı gibi, karşılıksız okalan bir analık sevgisinin ötesinde, "sömürücü" yönüyle, küçük burjuvalığın bütün çürümüşlü- günü -ve zavallılığını- duyurmıya çalışır: ana, çalıştırdığı işçileri sö- mürmüş, zengin olmuş, ama bütün gün ağaçlarda büyüyen oğluna fay- dalı bir şey öğretememiş, onu da barlarda müşterileri sömüren -ve kumar masasında sömürülen- bir parazit haline getirmiştir. Oğlunun yanıma sığınan yosma da, aynı düzenin sömürdüğü bir zavallıdır. Beğendiğim: Oyun yapısı bakımından durgunluğu, uzunlukları, tek- rarlamaları içinde metnin, bellibaşlı üç rol için, taşıdığı tiyatro değeri, sakladığı kompozisyon derinlikleri. Bu derinliklere, dar bir yorumun sebebolduğu nüans eksikliklerine -ve artık bırakılmış bir "dram" tarzı- na rağmen- inmeyi başarmış olan Melek Öktenin ifadeli -daha çok duygulu- oyunu. Hüseyin Mumcunun havayı veren dekorları Beğenemediğim: Üç kişilik bir oyunda, yorum birliği bir yana, bir "ton" birliği bile kurulamamış olması. Haldun Marlalı, sefahatin -ve sefaletin- insanlık duygularını tükettiği, anasının bileziklerini çalacak hale getirdiği o hoyrat ve sinik kumarbaz jigoloyu, şeytana uyup nasıl- sa evden kaçmış, "halim, selim" bir varlıklı aile çocuğu -nerdeyse bir "anasının kuzusu"- gibi oynuyor. Meral Gözendor da o sokak kızına, nasılsa "düşmüş", içine kapalı bir kız, bir "masum günahkâr" edası ver- meğe uğraşıyor. Sonuç: o Tek ışığı olan analık sevgisiyle -ve Melek Öktenin soluğuy- la- ayakta duran, karamsar bir oyun. aciye FEVZİ 30 Bina çok yeni, ama Bonn tiyat- rosunun üç yüzyıllık bir tarihi var. İlk hareket daha 1639'da Minorit çömezlerinden, sonra Cizvit okulun- dan gelmiş. Daha sonra Prens sa- raylarına, oradan Viereksplatz'daki özel tiyatroya geçmiş. Nihayet 1844- te, bir şirket halinde, ilk Şehir Ti- yatrosu binası yaptırılmış ve bir topluluk kurulmuş. Tiyatro ve O- pera temsilleri veren bu tiyatro da on yıl sonra iflâs etmiş, bir süre Kölnden gelen topluluklarla devam edebilen tiyatro faaliyeti, zaman za- man çeşitli oteşebbüslerle, yeniden canlandırılmak, şehre omaledilmek istenmişse de olumlu bir sonuç alı- namamış. Nihayet, İkinci Dünya Sa- vaşında eski Şehir Tiyatrosu binası da, bombalar altında, bir harabe ha- line gelmiş. İkinci Dünya Savaşından sonra Bonn'un, geçici olarak da düşü- nülse, Federal Almanyanın devlet merkezi haline getirilmesi, Bonn ti- yatrosu için hayırlı olmuştur. Yı- kılan Şehir Tiyatrosunun yerine ye- nisi yapılmak istenince ölçüyü, nü- fusu 142 binden ibaret olan bir sayfiye şehrine göre değil, o yıldan yıla gelişmesi mukadder bir baş- kent ölçüsüne göre tutmak gerek- miştir. İşte, 1965'de perdesini açan ve 23 milyon marka mal olan, 898 kişilik bugünkü yepyeni, ihtişamlı Şehir Tiyatrosuna Bonn'lular bu sayede sahibolmuşlardır. Gecikmiş bir tanışma Opera ve Bale bölümlerini de içi- ne alan bu son derece zarif tiyat- ronun başında, birkaç ay önce An- kara Operasında "Maça kızı"nı sah- neye koymuş olan, Dr. Karl Pem- pelfort var. Kendisiyle Bonn'da, ge- nel müdürlük odasında tanışıyoruz. Bana, 1951'de başına getirildiği Şe- hir Tiyatrosuna yeni bir yön ver- mek, bu yeni binanın yapılmasını, bilhassa Rhein ırmağına hakim bu güzel kıyı üzerinde inşa edilmesini sağlamak için tam onbeş yıl nasıl çalıştığım, nelerle uğraştığını anla- tıyor. Sonra Ankarayı, tiyatromuzu çok beğendiğini, tekrar gelmek, a- ma bu sefer Tiyatro bölümünde bir eser sahneye koymak istediğini söy- lüyor, düşündüğü oyunları uzun u- zun anlatıyor. Bunları An karada i- ken, tiyatromuzun başındaki omes- lekdaşıyla, Cüneyt Gökçerle, niçin konuşmadığını sorunca, yan tedir- gin, yarı manalı bir gülümsemeyle: aalesef, tanıştıran olmadı, Gm i. diyor. İkimiz de susuyoruz ve başka bir konuya geçmeği tercih ediyoruz. 8 Nisan 1967

Bu sayıdan diğer sayfalar: