9 Mayıs 1937 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 9

9 Mayıs 1937 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

«Sizi seviyorum, Melâhat, derin derin, büyük bir ihtiras İle sevviyo- rum. Bir seneden fazladır, size bir çayda tesadüf ettiğim gündenberi se- viyorum, Sonra, her tesadüf edişte bu aşkım biraz daha arttı. Buna ga- lebe çalmağa çalıştım. Fakat muvaf- fak olamadım. Hayatta, sizi görmek için yaşıyorum. Benim için bütün dünya sizden ibarettir. «Bu mektubun size gülünç ve ya- bancı görüneceğini düşünüyorum. 19917 senesinde, imzasız bir mektup (le ilânı aşk etmek çok eski zamanlar- dan kalmış bir fotografiye benzer, Bu mektubu size makine ile yazışım korkudandır. Evet korkuyorum. İsmi- mi okurken güzlerinizde bir istihza elevinin parlamasından korkuyorum. *Aşkıma mukabele edeceğinizi ümld edemiyorum. Böyle otmakla beraber sevdiğimi size söylemek benim için bir ihtiyaç teşkil etti. Bir insanın ha- yatında ancak bir kere duyabileceği bir aşkla sizi seviyorum...» Makine ile yazılmış bu mektubun altında bir imza yoktu. Melâhate bu mektup posta ile gelmişti. Dünyada bir ilânı aşkı gülünç bulan bir kadın ihtimalki hiç yoktur. Melâhatin hiç canı sıkılmadı. Kimden geldiği belli olmıyan bu mektupta, ateşli ve çekin- gen bir samimiyet vardı ki genç ka- dının pek hoşuna gidiyordu. Acaba bu Aşık kimdi? Sık sık, görüştüğü er- kekleri zihninden geçirdi. Fakat dul kalalıberi kendisini güzel bulan, sev- diklerini söyliyen o kadar çoktu ki bunlardan hangisi olabileceğini kes- türmeğe imkân yoktu. İşte o gündenberi, her gün bir mektup gelmeğe başladı. Bir kaç haf- in sonra, Melâhat için hayatının en mühim hâdisesi bu mektuplar oldu. Mukabiiinde hiç bir şey istemiyen bu saygılı aşk onun izzeti kefsini, gu- Tur ve haysiyetini incitemezdi. Ne kabul, ne red cevabı verecek bir mev- kide kalmıyordu. Hatlâ, ismini belli etmiyen bu âşık mektupların yırtılıp atılmadığını bile bilemezdi. Halbuki Melâhat onları büyük bir alâka ile okuyordu. Yavaş yavas, bu kadar aşk kendisine aşkını sevdirdi, Sonra, bu kadar samimi bir surette aşkını anlatan erkeğin kim olduğu- na pek merak etmeğe başladı. Tani- dıkları, dostları arasında bunun kim olabileceğini boş yere aradı durdu, Ufacık bir emareye bile tesadü? ede- medi. İşte zihnen bu meçhul âşık ile son derece Meşgul olduğu bir sırada şu mektubu aldı: «Cuma akşamı Sami beylerin ça- yında bulunacağım. Sizin de gelece- ğinizi biliyorum. Eğer mektuplarımı yırtmayıp okudunuzsa, sirin müsa- mahanıza ve sempatinize itimad ede- bilecek İsem, göğsünüze iki kırmızı gül takmanızı rica ederim, Bunu gö- rürsem anlarım ve belki size bir şey söylemek cesaretini kendimde bulu- rum ... Melâhat yarım saattenberi Sami beylerin evinde davetliler arasında dolaşıyordu. Göğsünün üstünde iki güzel kırmızı gül vardı. Pek helecan- h bir halde etrafına merak ile bakı- yordu. Birdenbire, bir genç önünde iğildi, elini öptü. Bu, sk sık gördüğü genç- lerden Fikretti, — Ne kadar güzelsiniz, diye fısılda- dı. Ya gülleriniz harikulâde... Ne iyi ettiniz de taktınız. Melâhat titredi. Bu sözlerin mah- sus söylediğini anlamak zor bir iş de- gildi. Demek Fikretti? Yarlış bir şey yapmamak İçin israr etli: — Neden bunları söylüyorsunuz bana? — Güzel olduğunuzu neden mi söy- Tüyorum? Bunu tahmin edebilirsi- niz... Uzun zamandanberi sizi sevdi. ğim için..: Bu cüretimi affediniz. Fa- kat kendimi zapledemiyorum artık. İstediklerimi güzelce ifade edemiyo- rum: — Yazmasını daha iyi beceriyorsu- nuz! Delikanli güldü: — Olabilir, dedi. Biribirlerine, uzun uzun, tatlı tatlı bakıştılar. Melâhat şimdi onu yeni bir gözle görüyordu. Güzeldi. Şimdiye kadar kendisini meşgul eden isimsiz bir aşk nihayet güzel bir erkek simasına in- kilâib etmişti. O gün biribirlerinden hiç ayrı madılar, Gideceği sırada Melâhat, pek sevglii bir tebessümle: Ertesi günü ve daha müteakıb günler de görüştüler. Bir hafta sonra Melâhat artık kendisini müdafaadan âciz bir halde bu aşkâ terki nefset- mişti. Fikretin evinde geçen bir âşk çık gınlığından sonra Fikret merak ile soruyordu: — Mademki sen de beni seviyor- dun, Melâhat, neden o güne kadar bana karşı öyle lâkayıt o göründün? Bilsen ne kadar bedbaht idim! — Senin mektupların yi mb yaptı bu işi, Hayretle sordu: — Benim mektuplarım my? Hangi mektupların? Melâhat âşıkının yüzüne baktı, Fikret aynanın karşısında boyunba- gısını bağlıyordu. Dudaklarında hiç bir şaka tebessümü yoktu. Mektup. * lardan haberi olmadığından şüphe edilemezdi. Tekrar etti: — Hahgi mektuplar? Melâhat duyduğu derin heyecana rağmen kendisini zaptedebildi: — Hiç, dedi, şaka ediyordum. Son- ra sordu: Neden o gün Sami beylerin çayında benim güllerimi o kadar be- gendin? — Yalnız güllerini değil her şeyini beğendim! Melâhat içinden düşünüyordu: <Ya mektpları yazan ne oldu?» Şim- di âdeta iki Aşıkı varmıs gibi geliyor- du. Eve döndüğü zaman, yeni bir mek- tup buldu: «Çok fena, zalimane bir şey yaptı- nız. Neden bana böyle azap verdiniz? Bana ümid verecek gülleri taktıktan sonra neden benimle böyle eğlendi- niz? 'Tam size kalbimi açacağım sıra- da, başka birini sevdiğinizi bana gös- termekten ne zevk duydunuz? Benim için yegâne teselli bu kadar ıztırab verdiğiniz adamın kim olduğunu hiç bir zaman anlıyamıyacağınızı düşün- mekten ibarettir.» Melâhat hafif bir pişmanlık hisse- derek düşünceye daldı. Sonra omuz- larını silkti, İşin içinde bir yanılşlık yoktu. Fikrette onun sevdiği şey aşk- ta ve bu ona yetişirdi. Hikâyeci Türkiye © Kenebi SENELİK 1400 kuruş 2700 kuruş L 739 Sin asa m2 1208 17 Va 251 5,50 12'0 1605 19,12 2058 im mam mam İdarehane: Babiâli civan Acımusluk So. No, 13 Iş bulmak için Uzun uzan düşünecek yerde AKŞAM gazetesine bir KÜÇÜK İLÂN koydurunuz, 3 defası 100 kuruş 9 Mayıs 937 Pazar İstanbul: Öğle neştiyatı — 12,30 Plâkla 'Türk muskisi, 12,50 Havadis, 13: Beyoğlu Halkevi gösterit kolu tarafından bir temsil, 14: Son. Akşam neşriyatı — 18,30: Plâkla dans musikisi, 19,25: Konferans; Or- du saylavı Selim Sırrı Tarcan (Ço- cuk terbiyesi), 1950: Konferans: Sporun fevaldi hakkında Bay Ahmed Halid tarafından, 20: Müzeyyen ve arkadaşları tarafından 'Türk musiki- si ve halk şarkıları, 20,30: Bay Ömer Rıza tarafından arabca söylev, 20,45: Muzaffer ve arkadaşları tarafından 'Türk musikisi ve halk şarkıları: Sa- at ayarı, 21: Orketra, 21,20: Fran- sız tiyatrosundan naklen Şehir ban- dosu tarafından verilen okonser, 22,15: Ajans ve borsa haberleri ve ertesi günün programı, 22,30: Plâk- la sololar, opera ve operet parçala- rı, 23: Son. Ecnebi istasyonların bu akşamki en müntehap programı Laypzig (382) saat 11,30 Bachin şarkılarından. No. 168. Frankfurt (251) 18,00 Ren konseri oStutgart (523) 19,00 Mozartın Jupiter senfo- nisi, Beromünster (540) 19,45 Çay- kovski - Mussorgeki Kologna (456) 20,00, Vagner gecesi, Lyon (463) 20,30 Bach - Schumannm eserlerinden. Leypzig (382) 21,00 Çerubini - Mozart keman konseri. Roma (421) 2105 Brahms (ikinci senfoni) Vivaldi. Lon- dra (342) 22,00 Purceil: Weleomesong Dans Musikisi Paris (432) saat 23,05 - Strasburg (349) 23,05 - Milano (369) 2330 - Roma (421) 22,30 - Prag (470) 22,35 - li (0/7). 22,20 - Belgrad (437) 10 Mayıs 937 Pazartesi İstanbul — Öğle neşriyatı: 1230 Plâkla Türk musikisi. 12,50 Havadis, 13,05 Muhtelif plâk neşriyatı, 14 Son. Akşam neşriyatı — 17: İnkilâb ders- leri: Üniversiteden naklen Mahmud Esad Bozkurt tarafından , 18,30: Plâkla dans musikisi, 19,25: Afrika av hatıraları: Said Selâhaddin Ci- hanoğlu tarafından, 19,50: Konfe- rans: Spor fevaidi hakkında B. Hul- ki tarafından, 20: Rifat ve arkadaşla rı tarafndan Türk musikisi ve halk şarkıları, 2030: B. Örer Riza tara- fından arapça söylev, 2045: Safiye ve arkadaşları tarafından Türk mu- | siki ve halk şarkıları, Sant âyarı, | 2115: Şehir tiyatrosu dram kısmı | (LAKME), 22,15: Ajans ve borsa ha- berleri ve ertesi günün programı, İ 22,90: Plâkla sölolar, opera ve operet parçaları, 23:Son. Bu akşam Nöbetçi eczaneler Şişli: Halâskârgazi caddesinde Halk, Taksim: Nizameddin, Tar- labaşında: Nihad, Beyoğlu: Kan- zuk, Dairede; Güneş, Galata; Top- Çular caddesinde Sporidis, Kasım- paşa: Müeyyed, Hasköy: Aseo, Eminönü: Yemişte (o Bensason, Heybeliada: Halk, Büyükada; Halk, Patih: Hamdi, Karagüm- rük: Mehmed Puad, Bakırköy: Hi- 1â1, Sariyer: Osman, Tarabya; Ye- niköy, Emirgân, Rumelihisarm- daki eczaneler Aksaray: Yenika- pıda Sarım, Beşiktaş: Süleyman Receb, Kadıköy; İskele caddesin- de Sotiryadis, Yeldeğirmeninde Üçler, Üsküdar: ömer Kenan, Fe- mer: Balatla Merkez, Beyazıt: Ce- mi, Küçükpazar: YorgişSamat- ya: Kocamustafapaşa caddesinde Ridvan, Alemdar: Divanyolunda Esad, Şehremini: Ahmed Hamdi. 15,000 liraya satılık apartıman Kurtuluş tramvay caddesi üze- rinde ve durak yerinde altışar odalı üç ve üçer odalı üç yani al- tı daireyi ve altında bir dükkânı muhtevi güneşli, havadar iyi bir Aapartıman on beş bin liraya satı- lıktır. (Akşam) ilân memurluğu- na müracaat. Telefon 24240 Yazan: İskender F. Sertelli “Maliye nazırının evi bir imparator sara- yına benziyordu, Hakanım! bir aslanın ağzından su yerine şarap akıyordu ve...,, Kubilây, maliye nazırının rüşvet aldığını bilir, fakat hiç bir kimseden şikâyet duymadığı için kendisine bir şey söylemezdi. Bu hadise halkın menfaaine taşl- lük ettiği için, hakan bundan çok müteessir olmuştu. Nazırın haberi ok madan evini bastırmak şüphesiz ki haysiyet kırıcı bir hadise sayıabilir- di, Fakat Kubilây başka türlü hare- ket edemezdi. Vaktile Karakurumda da böyle bir vaka olmuş, Cengiz han o zamanki maliye nazırının evini bastırmıştı. Kubilây o vakit Karakurumda oku- yordu. Çok gençti. Cengiz hanın adamları maliye nazırının evinde sân- dıklarla mücevher bulup saraya g€- tirmişlerdi. Cengiz han bu mücevher- leri görünce: «Maliye nazırı benden çok zengin- miş!» diyerek bu mücevherleri nasıl elde ettiğini tahkik etmiş ve hepsini hazineye yatırmıştı. Kubilây bu hâdiseyi hatırlıyarak, kendi maliye nazırının evini bastır- makta da tereddüt etmedi. Sing-Şanın evine giden memurlar iki saat sonra saraya döndükleri za» man, Kubilây hana şu malümatı ver- diler: «— Evin her tarafını gezdik, haka- nım! Bahçede dört büyük mahzenin erzakla dolu olduğunu gördük. Evin zemin katında da toprağa gömülü iki küp içinde para vardı.. küpler ağzına kadar dolu idi. Harem dairesine gir- diğimiz zaman kendimizi Hint saray- larında sandık. Bütün duvarlar gü- müş ve ceviz kaplama idi. Büyük bir salonun ortasında kırmızı mermer- den yapılmış bir havuz gördük.. havü- zun başında bir aslanı heykeli vardi.. bu aslanın ağzından havuza su yeri- ne misk ve anber kokulu şarap akı- yordu. Havuzun etrafında kırk tane cariye uzanmış yatıyordu. hepsi de bu aslan ağzından akan şaraplarla sarhoş olmuşlar ve biribirinin üstüne yarı çıplak bir halde devrilmişlerdi, Bir haremağasına bunların neden sarhoş yattıklarını sorduk. Harema- Eası bize şu cevabı verdi: (Sing-Şan onları daima sarhoş görmekten zevk alır.. kızları bu halde seyrederek ken- disi de şarap içip aralarına girer, ya- tar!) Bundan sonra nazırın mücev- her dolu hazinesine girdik. Burada gördüğümüz mücevher gözlerimizi yakutlar torbalarla duruyordu. Bun- ları seyrederken aklımizı kaybetme- diğimize hayret ediyoruz, hakanım!3 Kubilây hassa zabitlerini dinler ken, Hint masalı hareketsiz duruyordu.. o kadar hay- ret etmişti ki, bir müddet ne yapaca- Kın, ne söyliyeceğini şaşırmıştı. Hakan, vezirine dönerek: — Sen ne dersin bu işe, Semga? diye sordu. Ben inanmak istemiyo- rum. Çünkü bu sözlere inandığım takdirde, yıllardanberi nası! aldatıl- dığımı anlamış olacağım.” Maliye nazırının evine giden zabit- ler: Ni — Gördüklerimizin ancak yansı- nı anlattık, dediler, müsaade buyu- rursamız sözÜmüze devam edelim, Kubilây birdenbire hiddetle yerin- den fırladı: — Hemen çarşıya gidip Sing-Şanı bulunuz ve buraya getiriniz! Diye haykırdı. hassa zabitleri çar- şıya koştular. maliye nazırını bulup saraya getirdiler. ğ .. Pekinde ikinci Moğol imparatoru kimmiş?1.. Hakanın işgüzar maliye nazırı s0“ raya gelince, &leyhinde dönen dedi- koduları, hattâ evinin Kubilây tara fından bastırıldığını duymuştur, Sing-Şan, hakanın huzuruna çik- tığı zaman telâş ve heyecan eseri gös-' termiyordu. Maliye veziri, Kubilâyın en çok gevdiği ve itimad ettiği devlet adam- larından biri idi, Kubilây, maliye nazırına sordu: — Şimdiye kadar, Pekinde saltanat süren ikinci Moğol imparstorunu tâ“ nımadığıma müteessiflin. Evindeki serveti nereden buldun. onları kin lerden ve nasıl topladın? Sing-Şan pervasızca cevap verdi: — Hazinenizi doldururken, ordula- rınızı giyditip doyururken bunu ne den sormadınız? Evimdeki bir kaç an- bar erzakla bir kaç küp şarabı bana, kimden İstesem göndermez? Ben ki, büyük Moğol imparatorluğunun ida- resinde bulünan yedi krallığın vergi- lerini muntazaman tahsil eden ve yetmiş milyon insanın maliyemizle olan hesaplarını gören' bir memuru- nuzum. bu kadar büyük hesaplar arasında bana getirilen hediyeleri acaba benim yerimde bir başkası ve meselâ siz, olsanız reddeder miydiniz? Kubilây düşünmeğe başladı. Maliye nazırının verdiği cevaplar, gerçek, hakünı düşündürecek kadar mühimdi. : O tarihte Pekin hazinesi para ve ganaimle dolu idi, İmparatorluğun hiç bir şeye ihtiyacı yoktu. Ordunun silâhları, elbiseleri, hayvanları; as- kerin ve hayvanların yiyecekleri faz- lasile mevcuttu. Sing-Şanm maliye nazırı olduğu tarihtenberi imparator- Yuk para sıkıntısı çekmediği gibi, bir çok krallık ve beyliklerin mükellef olduğu vergiler de muntazaman tali sil olunuyordu. Kubilây, meliye ve vergi tahsili iş- lerinde bu Kadar kabitiyetli ve dira- yetli bir adamını birdenbire kırıp ye- re vurmak istemedi, — Çarşıdaki dirhemleri eksik ve te- razileri hileli gördüm.. bunlara ne- den meydan verildiğini anlamak isti. yorum! dedi, Sing-Şan buna da cevap verdi: —Esnafı sık sık tecziye etmeyin. ticarette şiddet, ticaretin inkişafına mâni olur.» buyruğunu meşreden siz değil misiniz? Esnaf, böyle bir «hakan buyruğu» karşısında şimarmış ve her türlü hileye baş vurmuştur. Ve me- murlarımız bu iradeye boyun iğerek, gözlerini yummağa mecbur kalmış- Yardır. Şimdi yeni bir buyrukla hileli ticaretin yasak olduğunu ilân ettiri- niz.. bir günde bütün pazar işleri yo- Tuna girer. Kubilây yeni bir buyrukla hileli ti careti merietmekle beraber, o gün maliye vezirinin zekâsına hayran ols muştu. Böyle işgüzar bir adamı cezaya çarptırmak. imparatorluğun bütün mali işlerini sekteye uğratmak de mekti. Kubilây bu ince noktayı gör. dü.. Maliye nazırını affetti, *.. Son Kin hükümdarının kemikleri Kubilây han çarşıyı gezdiği gün- denberi, halkın kendisine rabıta ve muhabbeti bir kat daha artmıştı. Çin- Miler işlerine daha büyük bir emniyet- le sanılıyorlardı. Yerliler saraya ak- ettiremedikleri dileklerini şimdi Ku- bilâya arzetmeklen çekinmiyorlardı. Pekin halkının çoktanberi tasarlas yıp ta söylemeğe muvaffak olamadık ları bir istekleri vardı: Vaktile Çine seler yapan Cengiz han Karakuruma dönerken meşhür kumandanı (Sebi- tay) ! büyük bir ordu ile Çinde bırak mıştı. Kin hanedanı o zaman Sebw- taya karşı ölünciye kader müdafa" da bulunmuşlardı. (1224 M) de Kins lerin son sığıtidıkları şehir (Tayçu) idi. Bu şehir Moğol ordularına karşı mukavemet odiyordu. Kin hükümdas rı, Moğolların çok kuvvetli olduğu ve nihayet bu şehri de zaptedeceklerini anlayınca bütün müceyheratını ve kiymetli eşyasını toplıyarak ateşte yakmış, sonra şehirdeki sarayma çe kilerek karısı ve çocuklarile beraber intihar etmiş ve Moğollara teslim ole manıştı, (Arkası var) » öm yi j

Bu sayıdan diğer sayfalar: