28 Aralık 1963 Tarihli Akis Dergisi Sayfa 31

28 Aralık 1963 tarihli Akis Dergisi Sayfa 31
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Si N Türkiye Bir yeni "ad" daha B ugün türk sinemasının tek yöne- tim yeri olan Beyoğlunuu sağına ve soluna düşen iki arka sokakta yer- leşmiş filmcilerin hemen hemen hep- si, takkelerini başlarından alıp önle- rine koymuşlar ve kara kara düşünme- ye başlamışlardır. 1962 - 63 sinema mevsiminde türk sineması, yeni bir du- raklama dönemine daha girmiş bulu- nuyordu. Yeni mevsim . içinde bulun- duğumuz 1963 - 64 mevsimi ise, bu du- raklamanın en uç noktasına vardığı bir yıl olmuştur. Yapımcıların büyük umutlar bağladığı nice «dağlarsa bek- lenmedik karlar yağmış, o sinemamız işe, beklenen tıkanmayla kargı kargı- ya gelmiştir. Bu mevsime kadar de- nenmiş, denenmemiş bütün film politi- kaları iflas etmiştir. Komedi filmleri mi? Seyirci reddetmektedir. Avantür- ler mi? Seyirci semtine bile uğrama- E M A acıyla görmüşlerdir. Fazla film çevir- menin getirdiği «yüz göz olma» dan doğan «starlara bıkkınlık, bu yıl da- ha da artmıştır. Yalnız adları ve kişi- likleriyle filmlere seyirci çeken ve sü- rükleyen «startlar da duraklamanın faal kişileri arasında yerlerini almış- lardır. Üç, en fazla dört senaryo yaza- rının eline bakan 150 film de, ister is- temez kuruluş, yapı ve dialog ölçüle- rince birbirinin benzeri olmaktan kur- tulamamışlardır. Üstelik, sinemamız belli bir geçmişe, bir köke sahip olma- dığından da, zaten havada olan ayak- ları büsbütün yerden kesilmiştir. Mev- cut rejisörlerin büyük çoğunluğu yıp- ranmış, eskimiş ve kendi kendini ye- nilemekten uzak, gereksiz tekrarlama- lara düşmüştür. Yeni oyuncular yete- neksizdirler. Çevrilen filmin sözü edi- lerek bedavasına reklâmı olur kaygı- sıyla magazinlerin açtıkları «artist ya rışmalarından gelenler de, sinemamı Semra Sar ile Özkan Yılmaz, Sinema, maktadır. Melodramlar mı? «Artık ri için gözyaşı dökmek istemiyo- Türk sinemasını yönetenler ve el- lerinde tutanlar, şimdi büyük bir şaş- kınlık içindedirler. Belli bir yere ka- sar işletmecilerin akıl hocalığından medet umanlar da, sonunda hesaplanıl yanlış çıktığını ve Bağdata varmadan kendi, iç pazarımızdan geri döndüğünü "Aşka Susayanlar"da yenilerin elinde osinemadır za pek birşey katamamışlardır. Sonuç- ta türk sineması, bugün iki eli böğrün- de bir durumdadır. Yapımcı, seyircinin ne istediğini bilmemekte, seyirci de kendi isterleri dışında saydığı bütün filmleri reddetmektedir. Tıkanma git- tikçe büyümekte, arkasında temizlen- mesi imkansız bir yığınak yapmakta- dır. Fakat herşeye rağmen yeniler zor- lamalarına devam etmekte ve sinema- ya girmektedirler. ii Tuna da bu yenilerin sonuncusudur. "Aşka Susayanlar" "aska Susayanlar", oyuncu - yapma- cı Kemal Dirimin ilk prodüksiyo- nudur ve senaryosu rejisörü Feyzi Tu- na ile sinema yazarı Erdoğan Tokatlı tarafından ortaklaşa yazılmıştır. Foto- graf direktörleri Orhan Kapkı ile Ali Uğurdur. Film, yalın bir hikâyeyi anlatmak- tadır. Tuna ile Tokatlının yenici ortak yanları da buradan gelmektedir. Ben- zeri türk filmleri gibi karmakarışık, birbiri e le bir senaryodan en. azından film senaryosu rahat- lıkla çıkabilir çeşitli hikâyeler yuma- $ı yerine, arı, dura ve düz bir hat üze- rinde gelişen bir hikâyeyi seçmişler- dir, İlgi çekici yan . rejisörü Feyzi Tu- nayı başarıya götüren de odur- bura- dan, yani bu yalın hikâyeyi işlemeyi göze almasından doğmaktadır. Tokat- lı ile Tunanın hikâyesinde bazı batı menşeli filmlerin hikayeleriyle çağrı- şımlar bulanlar elbette çıkacaktır ama, önemli olan onu yuğurabilmek, bize EN gerçeklerimize uyarlayabilmek. tir. Zurlini ile Minelli'nin ikili hikâye- leri, pekâlâ bize uygun düşmüş bir hi kâye biçiminde yorumlanmış ve Tuna anlatımını ona göre düzenlemiştir. Yeni ve işin oaşlangıcındaki bir rejisör için, elbeti si yerine, yalın bir hikâyeye el atma- sı daha beklenir bir iştir. Fakat yeni olanın kendisinden önce gelmişlerin izinde yürümesi demek, yeni ve yenici olan bütün vasıflarını daha baştan kaybediyor demektir. «Aşka Susayanların oyuncu kad- rosu da yenilerden - Ekrem Bora, Sem- ra Sar ve Özkan Yılmaz - kuruludur. Hikâye üç kişi arasında geçmektedir. Askerden dönen ve bağlarından kop- maya hazır Bora, oludan büyük şehire iş aramaya gelmiş Yılmaz'la bir otel odasında rastlaşır. Birlikte büyük şehiri dolaşmaya çıkarlar. Tuna, gözü- pek iki kameracısı ile kahramanlarını yanına katarak onlarla birlikte" büyük şehiri - üstelik geceleyin - dolaşmaya çıkar. Sokağa çıkarılan ve belge film- ciliği çalışmasını hatırlatan bir kame- ra, büyük şehrin büyük caddelerinde dolaşır. Böylece Tuna, hikâyesinin ahramanları arasına büyük şehri de katar. Belge filmciliği çalışması, tam bir başarı oranında değildir. Ama ne eski ve ne de orta taşak rejisörlerinin kameralarını sokağa çıkarmaktan 1s- rarla 'kaçındıkları bir süre de Tunanın gösterdiği bu gözüpek davranış bile, fi tutulmasını tek başına sağla- yan sebeptir. İki arkadaş, bir geceyarısı dönü- şü, yolları üzerinde küçük bir kötü ka- dına rastlarlar ve kadını dostunun AKİS/31

Bu sayıdan diğer sayfalar: