27 Şubat 1932 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6

27 Şubat 1932 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

— Sahife 6 Akşam, pre Zevceliğe kabul ediyor musunuz?.. Yeees! : Mis Anita rökor kırdı: En az zamanda gelin olma rökoru! 7“ Damat bey elini cebine soktu. Bir avuç pirinç çıkardı. Gelinin başından serpti | Askeri bahisler Çin - Japon harbinden alınan dersler Askerliğin en büyük dersleri harplerden alınır. Hazar zamanın- ler göstermektedir. Harbin daha ilk günlerinde bulunmamıza, Japon Beyoğlu kaymakamlık dairesinin port mantosu, bol meyvalı bir si- lindir şapkası ağacı haline girmiş- ti. Port mantonun her tarafında bir iki silindir asılı... Biçare emek- tar port manto belediye dairesine geldi gleli şüphesiz bu kadar silindir şapkayı bir arada görme- miştir. İçerisi gayet şık giyinmiş Jaket- ataylı zarif bariciye memurları, sefaret kâtipleri genç ve neşeli mislerle dolu... Bilhassa sefaret kâtiplerinin en iyi terzilerin elen- den çıktığı o belli olan yepyeni, gıcır gıcır jaketatayları, yine gıcır gıcır rugan iskarpinleri, ipek köm- lekleri göz alıyor.. Belediye reisi Muhittin bey fevkalâde ince bir salön genci halinde davetliler arasında dolaşıyor.. Zarif reve- ranslar, ince tebessümlerle gelen- leri karşılıyordu. Dışarda sırmalı apuletleri ile sefaret kavasları birer ceneral tavrı ile bir aşağı bir yukarı dola- şıyorlar.. Müstakbel gelin hanım gayet sade, sadenin sadesi giyin- miş.. Lâcivert dıradan bir manto.. Yakasında ve dirseklerinde kur- şuni astragan, belinde, mantonun kumaşından bir kemer.. Ayakla- rında bundan evvel epice giyildiği anlaşılan podosüyet iskarpinler... Fakat bütün bu: sadelik içinde genç ve güzel gelin çok zarifti.. Iskemleye otururken yüzünde bir kırmızılık dalgası dolaştı. Genç nişanlısına gözlerile yanın- daki yeri gösterdi... Bu esnada şahitler karşılıklı geçtiler. Mis Anita Grevin şahidi Vali Muhiddin. bey, damat Mr. Robertin İngiliz sefiri. Davetliler fısıltı halinde konu- şuyorlardı: — Mis Anita dehşetli yüzücü- dür. Geçen sene boğazı 3 kere yüzerek geçti. Fakat o zaman bu kadar yorulup kızarmamıştı.. — Damatta çok iyi yüzer miş.. Nikâhı kıyan Beyoğlu kayma- kamı Sedat bey işi çok basit kesti. Evvelâ gelin hanıma döndü, Türkçe sordu: — Siz Mr. Roberti zevçeliğe kabul ediyor musunuz?.. Cümle İngilizceye tercüme edi- lince Mis Anita heceleri uzatan kıvrak bir sesle: — Oooooo... Yeceeeeeessss!l Dedi.. Tayyareci Lindberge, yarım elmanın yarısı kadar ben- zeyen damat bey de bir: — Oooo... Yeceeecesss! Çekti... İşte her şey bundan ibaret.. Mis Anitanın nikâhı hiç şüphesiz ki yer yüzünde kıyılan nikâhların en kısası, en süratlisi oldu.. Her iş belki yarım dakika bile sürmemişti... Genç kızın arka- daşlarından uzun boylu, mavi gözlü bir mis fısıldadı: — Rökor!.. Hakikaten Mis Anita yarın rö- kor kırmak diyarı olan Amerikaya müteveccihen yola çıkarken mem- leketine güzel bir rökor götü- rüyor. En az zamanda gelin olma rökoru... Sedat bey bundan sonra yeni evlilere: “Hayat çetin bir yoldur.., diye başlayan felsefi bir nasihat nutku irat etti.. Yeni evliler tebrikler arasında iskemlelerinden kalktılar. Gelin hanım evvelâ vali beyin hanımına Garri Coopere pek benziyen damatla gelin hanım nikâh dairesinden çıkıyorlar, aşağıda Amerikan konsolos- hanesile belediye dairesi daki bütün icatlar, bütün gayretler nazariye sahasında kalırlar. Asıl harplerdir ki bu nazariye ve icat- ların doğru olup olmadığını mey? dana koyar. Bu sebeple bütün ordular talimi ve terbiyelerine, malzeme ve silâhlarına verecek- leri istikameti tayin hususunda, her harpten, hattâ en ufak musa- demelerden de neticeler çıkarmağa, dersler almağa çalışırlar. Biz de bu noktadan, ve tebliğlerin gidi- şini takiben, Çin - Japon harbin- den azami istifade fırsatını kaçı- ramayız: Çin - Japon musademelerinde akla ilk gelen şey, en yeni ve en müessir silâhın, yani tayyarelerin halen haiz olduğu kudrettir. Bu silâhın kudretine haddinden fazla güveniliyor. Bu silâhın oynadığı rol hukkında bir karar verebilmek için harekâtın inkişafını biraz daha beklememiz icap ediyor. Fakat daha şimdiden karar verebiliriz ki passiv (—lâzım) mü- dafaa tedbirleri, tahaffuz için güzel neticeler vermektedir. Ok dukça mühim hava kuvvetlerine rağmen japonlar zannedildiği gibi eski çin istihkâmlarını bir anda zirüzeber edemediler. Bu istih- kâmlar kendilerinden beklenilen hizmeti fazlasile ifa etti, çinlilere tahaşşüt ve ikmal için lâzım olan zamanı kazandırdı. Bizzat harp esnasında ve çin kuvvetleri meydana çıkıp ta harp ettiği esnada da japon tayyare- cileri onları bu müdafaa işinden alıkoyamadı. Yani hava tefevvuku karadaki çetin müdafaaya henüz mani olamıyor. Bundan başka bu harp düşman hava tefevvuku karşısında alel- ümum sivil ahali, asker ve mal- tayyare hedeflerini Çin halkından ziyade Çin ordu ve istihkâmları- nın teşkil etmesi Jâzımgeldiğine rağmen Nankin sehrindeki bütün ahalinin kendilerini saklamak üzere evlerinin altlarında derin bodrumlar yaptıklarını telgraf haberleri bil- dirmektedir. İşte size mütehassıs- ların şimdiye kadar tavsiye ettik- leri bır çarenin tatbikatı. Harpten anlayan hemen herkes müstakbel muharebede havaya karşı tahaffuz için kalın zemin sahafları altına ilticadan başka çare olmadığını takdir ve tavsiye etmek- te ve fakat biç bir yerde tatbik olunmamakta idi. Şimdi maruf ta- birile yumurta kapıya geldiği vakit halkın kendiliğinden bu işe baş vurduğunu görüyoruz. Fakat siz de takdir edersiniz ki hayli geç kalınmıştır. Bu iş daha hazardan - hazırlığı ve umumiyetle inşaat plânlarında ona yer ver- meği icap ettirir. Gerek hususi inşaat yaptıranlar ve gerekse belediye ve hükü- metler tıpkı binalar üstüne konan paratonerler gibi binanın veya şehir ve kasabanın altında dabir “siperi tayyare,, inşasını düşün- melidirler. İşte görüyorsunuz ki harp hiç istenilmeyen bir zamanda gelip çatıyor. Hiç değilse büyük ve kesif şehirlerde büyük binalar yaptırken (o planda bir de bu binada oturacakları saklıyacak kadar geniş ve tahtezzemin galeri inşası da şart koşulmalıdır. Bundan başka belediyeler şehir- lerinin halkınım hiç değilse yarı- sını alacak kadar yer altı tram- vayı, tünel, sinema gibi derin tesisat vücuda getirmelidir. Müte- hassısların evvelden görüp tavsiye doğru ileriledi. Vali beyin hanımı gelini yanağından öptü.. İngiliz ve Amerikan sefirleri türk nikâhını pek beğenmişlerdi. Bilhassa Ame- rikan sefiri: — Ne sade.. Ne kolay.. Ne alâyişsiz.. Aldınız mı? aldım. Vardınız mı vardım., Çok mükemmel, çok medeni bir nikâh usulü, diyordu.. Yeni evliler giyinirlerken arka- da konuşmalar devam ediyordu. eği Damat, Lindberge çok ben- ziyor. — Daha ziyade Garri Coopere benziyor... o Hakikaten damat Yanık kalpler mümessiline şayanı hayret derecede (benziyordu... Bunun farkına vardıktan sonra onu (o Lindberğe benzetmek- ten vaz geçtim... Yeni çiftler artık aşağı inmişler ve belediye dairesini: o arkasındaki (oOdemir köprüye (o gelmişlerdi. £ Burada ayni zamanda türkçe de bilen bir zat kendilerine izahat veriyordu: — Bu demir köprüyü gördünüz mü?.. Bu köprü sizin hayatınızda mühim bir rol oynayacaktır. Bu demir köprü tıpkı alâimi sema gibidir. Alâimi semanın altından geçenler nasıl erkekse kadın, kadınsa erkek oluyorsa bazen de bu köprüden bekâr olarak içeri girenler, evli olarak tekrar dışarı çıkarlar... Bu izahat yeni evlilerin pek ziyade hoşuna gitti... Köprünün zevkını çıkarmak için âdeta yavaş yavaş ağır ağır yürüyorlardı.. Köprünün nihayetine gelince kız ve erkek tarafı vaziyet aldılar. Damat bey bir aralık elini cebine daldırdı ve bir avuç pirinç çıka- rarak güzel zevcesinin başından aşağı attı.. Sonra elini öbür ce- bine götürdü.. Burada da yüzlük- ler, beş kuruşluklar, nikel para- larla avucunu doldurup “ Hırkai şerifte , tahta bir evde gerdege sokulan bir eski zaman delikanlısı tavrile paraları gelin hanımın ba- şından serpti.. Damattan sonrada bütün Oakrabalar (o ceplerındeki pirinçli paraları: — Türk âdeti.. diye fısıldaya- rak serptiler.. Gelin hanım tam otomobile bineceği esnada karşıdan gelen genç bir dilenci kadınını gördü. Kadının kucağında fındık kurdu gibi tombul tombul, soğuktan etleri kızarmış küçük bir çocuk vardı. Mis Anita otomobile attığı ayağını çekti. Hemen cebine elini daldırdı, bir çok bozukluk çıkarıp çocuğun annesine verdi. Bundan sonra bir çocuğun yüzüne bir de Garri Cooperin hatırlatan genç kocasının yüzüne dik dik baktı. Malümya evlendikten (sonra hemen çocuk yetiştirmek de Türk âdetidir. Genç evliler de mademki Türk usulile evlenmişlerdi... Iki Amerikalı dairenin önünde bir taksiye bindiler. Çok uzak yere gidecekler zannettim.Fakat baktım otomobil on adım ileride, bele- diyenin büyük kapısının tam karşısındaki Amerikan konsolos- hanesinin önünde durdu. Indiler, otomobilin parasını verdiler. Hikmet Feridun Çavdardan çıkan taşlar Mersinde bir tacirin Almanyaya gönderdiği çavdarın içinden taş parçaları çıkmıştır. Ihracat odası, Mersin ticaret odasına gönderdiği bir mektupta hariç memleketlere temiz mal sevki luzumunu bildir- miştir. ZE aki ettikleri şeyi harp bilâmel ispat etmiştir. M. Ş. zemenin ne suretle muhafaza edileceğine dair de mühim ders- Karlar arasında manevra Alplarda karlar arasında manevralar yapmaktadır. Manevralara Alp kıtaatı iştirak etmektedir. Bu esnada bilhassa yeni tarzda sıhhiye levazımı tecrübe ediliyor. Resmimizde karlar üstünde kızakla bir yaralı nakli ve bunun sediye ile taşınması görülüyor. Son günler zarfında on dördüncü fransız kolordusu

Bu sayıdan diğer sayfalar: