8 Kasım 1934 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6

8 Kasım 1934 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Ah efendim ah. Neydi o eski zamanlar! “Kantocular Yorgi olmâ- yınca şanoya çıkmazdı!, Komik Naşit Beyin kaynatası Yorgi Ef. böyle yanılıp yakilıyor! miktarda şarkısı, kantosu vardı. Biri diğerinin ne şarkısmı söyler, ne de kantosunu oynardı. Bu o za- manlar tiyatrolarda yet tutmuş bir “Beyaz gölge,,lerin elinde esir bir sultan! Kemani Yorgi Efendinin eski resmi. Kemani Yorgi Efendi... Bu is- mi İstanbullular arasında işitmi- yen pek azdır desem yalan söyle- memiş olurum. Hele eskiler... Onu pek iyi tanırlar... we Tiyatro hmcahmç dolmuş - tur, bina alkış tufanı içinde çınlı- yor. Sandalye takırtıları, rslıklare dan yanmızda oturanm ne söyle- diğini işitemiyorsunuz. — Ne olmuş?.. — Şantözler mi hastalanmış? — Nedün kanto başlamıyor? Ve daha bir takım sualler soru- İuyor fakat cevap veren yok! , Şanonun önündeki trampet, da- Yul ara srra sesler çıkarıyor... Mu- zika tamam. Oyun neden başlamı- yor acaba! 4 Oyun başlıyamaz... Çünkü ke- mant Yorgi Efendi biraz rahatsız- lanmış, vaktinde gelememiştir. O gelmeyince de ne perde açılır, ne | oyun başlar... Neden diyeceksi- niz?... Başka bir kemancı bulup ta Yorgi Efendinin yerine muvakka- ten oturtulmuyor? Oturtulamaz, çünkü şantözler kemant Yorgi E- fendiyi şanonun önünde ve muzi- ka grubunun başında görmezlerse kulisten şanoya bir tek adım bile atmazlar. l yor; derlerdi ama, şimdi... Ne ah- ahlâktı; hattâ böyle bir şey yapan olursa diğer kantocular kendisini ayıplarlar? — Bak filânm kantosunu söylü- | lâktan eser kaldr, ne de öyle kanto besteleyen şantözlerden!... Mziğe biraz ayak tyduran, yarı açık vücuduyle sahnede kol ve bacak hareketleri yapan hemen şantöz, dansöz oluyor... Biraz da güzelse işte bir şantöz olup çıkıve riyor meydana!... Üstelik kemansız, piyanosuz sahneye çıkıp zurnayla, davulla oynayıveriyorlar. Panayır çalgısıyle bir şantözün, bir kantocunun oynadığını da yeni görüyorum. Doğrusu ben tiyatro- ya küstüm, Nerede eski gruplar, eski direk törler... Yorgi Efendiden biraz hayatı- nı anlatmasını istedim; — 52 yaşmdayım dedi. Naşit Bey damadımdır. Seneler varki 0- nun yanmda çalışıyorum. On beş yaşımdayken Selânikte idim, Valdem ve pederim de tiyat rocuydular. Tiyatroya gide gele, bana keman çalmak hevesi geldi. Ahbaplardan yirmi kuruş topla" dım udi Ahmet Eefendi beni önü- ne kattı çarşıya gittik yirmi kuru» şa keman aradık. Bulamadık. Bir adamda otuz kuruşa bulduk. Yir- mi kuruşun üstünü Ahmet Efendi tamamladı, Kemanı aldık. Ahmet Efendi ut çalıyordu. Elini öptüm. kemana başladım. Bir sene kadar yanmda çalıştım. Iskalaları falan öğrendim. Evvelâ alatürkaya çalı- şryordum sonra alafrangaya çevir- dim, Üç sene kadar bir ecnebiden alafranga ders aldım. O sıralarda İstanbuldan Şeyh Hakkr isminde bir zat kumpanyasiyle Selânik'e geldi. Aralarmda çalgıcı olmadı ğmdan beni kemana oturttular. Çocuk kemaner aşağıya, çocuk kemancı yukarı diye başladım çal Onlar, ayaklarmı ancak kemâ” | mağa,.. Sonra Bogos Efendinin nt Yorgi Efendinin pek ahenkli buldukları temposuna uydurabili- | anyasına geçtim. Rümeli'de haylı gezdik. Edirnede zevcem yorlar... Başkası ise... bir tek 739 © Minyon Virjin Hanımla evelen- bile çekemez..... Nihayet... Yorgi Efendi tiyat- dim, Sonra İstanbula geldim ve Hasan Efendinin kumpanyasında ronun ortasmdaki yoldan hızla ge | altı ay kadar ikinci keman olarak çerek şanonun önüne gitti, Yerine | çaldım. Sonra birinçi keman ola- geçti. Kutusundan kemanmi Çi- | yak şef örkestra oldum. Hasan E- kardı ve bir kaç akorttan sonra şantözlerin bizzat yaptıkları bir kantoyu çalmağa başladı. Grültü- ler kesilmişti artık... Seyirciler muhteşem tuvaleti içinde şantözü bekliyorlardı. Nihayet pullu elbi- seleri içinde Minyon Virjin sahne- de arzı endam etti! — Yirmi sene evvel böyle idi efendim. Minyon Virjin, Şamram, Kemela, Viktor Haçikyan Hanım- lar olsun, diğer şantözler dansöz- ler olsun bensiz sahneye bir adım bile atmazlardı: —Ben Yorgi'siz yapamam!... derlerdi. Simdi ne öyle şantözler kaldı, ne de dansözler... Şarkıları kendileri yapar, kendileri | beste- İerlerdi, Bir şantözün muayyen fendinin yanmda on beş sene ça lıştm Şevki Beyle Peruz Hanımın yanmda da beş sene kadar çalış tım, Abdürrezzak Beyin kumpan- yasında da çalıştım. Hasan Efendi ölünce damadım Naşit Beyin yanı na geçtim. Bir çok kimselere keman dersi verdim. Kantolar yaptım. Haya tem hep tiyatrolarda geçti ve geçi- yor... Yorgi Efendi ile konuşurken zevcesi Minyon Virjin Hanım içe- ri girmişti: — Beyim dedi. Bu kadar sene- lik kantocuyum. Fakat boru ile kanto oynandığını görmedim, Ba- cağını açan şimdiki dansözlere ben kantocu demem!... Şimdi Fransanın bir köyünde yaşr yan sultan, hayatını anlatıyor Sultan Sulimba Maşımba — Haşmetpenah! . Bir sultan hanım gibi selâmla- dığım kadın bir köylü gibi giyin- mişti; Fransada bulunduğum 2a- manlardı. Kendisini, istirahat için gitmiş olduğum küçük bir şehrin civarındaki Kleri'de görmüştüm. Hakikaten bir sultan olan Salim- ba Maşimba Moheli beni derin bir reverans yaparak karşıladı ve 8€- lâmladı. Salimba Maşimba Moheli Mada- gaskar, adasinm en meşhur sultan larmm sonuncusuydu. Vaktiyle on bin cengâverin bayrağını muhafa- za ettiği bu kadın, şimdi, Fransa- nm küçük bir köyünde, önünde si- yah bir önlük ile, küçük bir bah- çede işte karşımda duruyordu. Oldukça uzun boylu, vakuş ve güzel yüzlü olan sultan, kendi eli ile seçmiş olduğu zevci sultana sa- lata koparryordu. Sultanm zevci, vaktiyle bir jandarma olan Pol Ka miy isminde palabıyıklı bir Fran- sızdı. Sultan, beni sarayma davet et- t. Saray sade, küçük bir evdi. Gel dik. Temiz bir odaya girerek otur- duk. Orada, sultan bana hayatımı — Bertim hikâyem, dedi, çok sadedir, Büyük babam, Madagas- kar Sultanı birinci Raddam'm kardeşi Ramanetaka idi. Bir gün, kardeşi onu zehirlemek istemşti, Büyük babam da kaçmağa mec bur olmuş, bir kayığa binerek açık denizlere doğru ilerlemeğe başla- Yorgi Efendinin oğlu da muha- veremizi dinliyordu. O, daha asa- bi idi; Bir yandan masalarm üstü- nü siliyor, bir yandan da bana lâf yetiştiriyordu: — Kendini bilen şantözler ke- manla oynar, ve nitekim oynıyan da bulunuyor. Ama, çoğu düttürü, düttürü... diye boru öttü mü kanto oynuyor sözde!... Bunlar kantocu değil, köçektir! Düğünlerde bile köçek keman olmazsa oynamaz. Bunlar nasıl oynuyor ?Şaşıyorum.. Kanto yapmasını bilmiyen, ke- mana ayak uyduramıyan, çıplak bacağını göstermekten başka me- hareti olmıyanlarm alkışlanması- na ise hiç tahammül edemiyorum hani... Naşit Beyin tiyatrosu Üzerinde- ki hususi dairesinde oturan Yorgi Efendiyi aşağıya çağrıyorlardı. — Yorgi Efendi, gel, oyun baş- lıyor!.. « Yekta Ragıp snake nd üz p3 -— C U N muıştı, Bir müddet sonra Moheli is- miyle anılan bir adaya yanaşir. Orada bulunan halk, büyük baba- mın başından geçenleri öğrenince, onu, kendilerine sultan yaptılar, Büyük babam uzun müddet on bin cengâvere hüküm sürdü, sonra ih- tiyarladı, öldü, Onun yerine karı- sı, Ravao, sonra da benim annem Cumbe Fatma sultan ilin edildi. İşte bu sıralarda, beyaz gölgeler, yani beyaz renkli insanlar, bu a- daları zaptetmeğe kalkıştılar. Sun ley isminde bir İngiliz, Vilson isim li bir Amerikalı ve Lamberile Humblo isimli iki Fransız Moheli adasını zapt için birbirleriyle re- nf kabete düşmüşlerdi. Nihayet Fran ve — alakali < sızlar galebe çaldılar. Vahşi bir a | yoktu, Gidip zevcimin bulund —. dayı zaptetmek için biraz kuvvet, | jandarma dairesinde oturamİ. fakat bir çok kurnazlık lâzımdır. | dım. Bunun üzerine zevcim Adada oturan ahali balık ve av ile ! etti ve buraya, onun vatanma geçiniyordu. Tabii servetlerin ne olduğundan haberi yoktu. Bunun için Fransızların getirdikleri o- yuncak nevinden hediyeler, hal- kın pek hoşuna gitti. Hediyelere mukabil Fransızlarm uzattıkları kâğıtları imzaladılar. Ada satıl- mıştır. Bir kaç gün sonra gelen iki üç harp gemisi işin üst tarafını ta- mamladı. Bu harp gemilerinden birisinin kumandanı annem Cum- be Fatmanın hoşuna gitmişti. İşte bu bahriyeli, benim baban oldu. Aynı zamanda otuz bin nufuslu a- da Fransanm malı olmuştu. ve an- nem ölünce, Fransa bükü:neti, be- ni annemin yerine sultan ilân edik mem için halk nezdinde tavassut- ta bulundu. O zamanlar ben yedi yaşlarındaydım. Komor adaları- nım sultanı ise yeğenim Sait Ali sultan idi. O da adaları Fransanm himayesine vermişti. Fakat halk, isyan etti, memleketi beyazlara sattı diye Sait Aliyi kovd. Sait Ali akdın kıyafetine girerek kaçmağa mecbur oldu. Bir Fransız harp ge- misi onun imdadma yetişti ve tek» | rar tahta çıkardı. Herhalde, beyaz gölgeler, âsi bir halk yerine, esir bir sultanı tercih ediyorlardı. Bu- nunla beraber, halkın isyanmdan ! onu mes'ul tuttular ve kendisini hapse attılar. Orada, masum oldu- ğu anlaşılana kadar on beş sene Sultanın kocası Pol Kai dik. Ben, resmen hukukumö ri vazgeçmemiş olduğum için, sult* ünvanımı muhafaza ediyo | Şimdi, iki çocuğumuz var. Biri k# biri erkek, Pek tabit ikisi de pref ve prenses ünvanlarını taşım dırlar. Bununla beraber köy tebinde, öteki çocuklarla okum tadırlar, Akşam olmuş, hava ka: Sultan Salimba: — Nerdeyse, dedi, gelirler. beraber yemek yeriz.. Bu sizi bırakmam, Sultanın kocası da onu # etti ve sultan, eliyle sofrayı has” lamağa başladı. Biraz sonra, dı#f dan neşeli çocuk sesleri duyuln tu, Bir şarkı söylüyorlardı. Dik#* ettim, bu, bilmediğim bir li bir şarkı idi. Sultan, alâkamı gö” dü: j — Tabii, dedi, onlara ana 1is**. larmı öğretiyorum. De dim ya, © tanlık hakkımdan resmen i miş değilim. Kim bilir?.. Belki * gün.. 7 Ve gözleri pencereden bu Fransız köyünden © lara, pek uzaklara daldı... EEE EJSEB FEBSİLEE. — EE 5 kaldı vel909senesinde nihayet kur tuldu. Hattâ, o zamanın cümhur reisi olan Falyer kendisini Elize sarayında debdebeyle kabul etti, tekrar Komor adalarınm sultanı ilân edildi. Lâkin, sultanlığı bir gün devam etti, bütün hukukunu | ? Fransız parlâmentosuna devrede- rek istifa etti ve kendisine bir ma- aş bağladılar. Böylece henüz bir çocukken ve haberim olmadan sultanı bulunduğum Moheli adası da bana 3000 franklık bir maaş | bağladılar. Ve beni, civar adalar» dan birindekiFransız kollejine ver | diler. Mektebin yanmda jandar- ma dairesi vardı. Zevcim Pol Ka- mig'i orada tanıdım. Güzel bir ü- niforması vardr. Onu sevdim.O da | in park .. beni sevdi ve Fransız hükümetinin | Kesim, bu akademiye ait tasvibiyle evlendik. Büyük bir dü: | mel taşı atilirken alınmıştır. “elimden alınmıştı. Buna karşılık | #© Ti Resimde Romanya Kralı İKİ rol Hz.nlbir metrepolidin © e si ne sipir A

Bu sayıdan diğer sayfalar: