1 Temmuz 1987 Tarihli Commodore Gazetesi Sayfa 39

1 Temmuz 1987 tarihli Commodore Gazetesi Sayfa 39
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

tehead'in başlangıçtaki hedeflerinin hayal ürünü olduğunu ortaya koya- rak, üst-matematikçilerin gözünde eserin çekiciliğini son derece azalttı. BABBAGE, BİLGİSAYARLAR, YAPAY ZEKÂ... Gödel'in makalesi yayınlandığı sı- rada, elektronik dijital bilgisayarla- rın icadına da pek bir şey kalmamış- u. Mekanik hesap makineleri yeni bir fikir değildi. Onyedinci yüzyılda, Pascal ve Leibniz sabit işlemleri (top- lama ve çarpma) yerine getirecek ma- kineler geliştirmişlerdi. Ne var ki, bu makinelerin hafızası yoktu, yani, gü- nümüz terimleriyle, programlanabi- lir değillerdi. Makinelerin hesap alanındaki mu- azzam potansiyelini ilk farkeden ki- şi, Londralı Charles Babbage (1792- 1871) oldu. Neredeyse Dickens'ın ro- manlarından fırlamış bir tip olan Babbage, yaşadığı süre içinde asıl ününü Londra'yı *sokak serserileri'- nden temizlemek için yürüttüğü ateşli kampanyaya borçluydu. Bu serseri- lerin başında da, onu deli etmeye ba- yıldıkları için gece gündüz kapısının önünde serenad yapan ve adamcağı- zın her seferinde öfkeyle sokaklara uğramasına sebep olan laternacılar geliyordu. Bugün Babbage'ın çağının yüz yıl ilerisinde bir adam olduğunu görüyoruz: modern bilgisayarların te- mel ilkelerinin mucidi olduğu gibi, gürültü kirlenmesine karşı da ilk sa- vaş açanlardan biri olmuştu! İlk icadı olan “Fark Makinesi”, “farklar yöntemi”'yle çeşitli türlerden matematiksel tablolar üretiyordu. Fa- kat, daha Fark Makinesi'nin tek bir modelinin olsun üretilmesini bekle- meden, Babbage bütün ilgisini çok daha devrimci bir fikir üzerinde yo- ğunlaştırmıştı bile. Bu fikir, bir “Analitik Makine” tasarımıydı. Bu konuda, pek de mütevazi sayılmaya- cak bir üslupla, “Herhalde bugüne değin insan zihnini meşgul etmiş en dolambaçlı ve en çapraşık yoldan ulaştım bu fikre” demekteydi. O gü- ne kadar tasarlanmış tüm makineler- den farklı olarak, Analitik Makine'- nin hem bir “depo”'su (hafızası), hem de bir “değirmen”'i (hesap yapma ve karar verme birimi) olacaktı. Bu bi- rimlerse, aklın almayacağı bir karma- şıklıkla birbirine bağlanmış binlerce dişli silindirden oluşacaktı. Delikli kartlarda yazılı bir programın dene- timinde akın akın değirmene girip çı- kan sayılar canlanmaktaydı Babba- ge'ın hayalinde. Bu fikrin esin kay- 40 nağıysa, kart denetimiyle son derece karmaşık örgüler üreten Jacguard dokuma tezgâhı idi. Babbage'ın ze- ki ama talihsiz Kontes dostu, (Lord Byron'ın kızı) Lady Ada Lovelace, şi- irsel üslubuyla, “Jacguard tezgâhı nasıl çiçekler ve yapraklarla dokuyor- sa, Analitik Makine de cebir örgüle- ri dokuyor. ” diye yazdı. Ne yazık ki, şimdiki zamanı kullanmakta fazla acele etmişti, çünkü A.M. hiçbir za- man yapılmadı ve Babbage derin bir hayal kırıklığı içinde öldü. Babbage kadar Lady Lovelace de Analitik Makine'nin icadıyla insa- noğlunun mekanik zekâyla oynama- ya başlamış olduğunun farkındaydı. Özellikle de, eğer (Babbage'ın, araç kendi depolanmış programını değiş- tirdiği zaman ortaya çıkan recursion'ı tanımlamak için kullandığı terimle) makine “kendi kuyruğunu yiyebili- yor”'sa... 1842 günlüğünde, Lady Lo- velace, A.M. “sayılardan başka şey- lerle de uğraşabilir,” der. Babbage satranç veya üç-taş oynayacak bir otomat yaratmayı hayal ederken, o, Babbage'ın Makine'sinin dönen silin- dirlerine perde ve armoniler yüklenir- se “her kapsam ve karmaşıklıkta, ay- rıntılı ve bilimsel müzik eserleri bes- teleyebileceği”'ne işaret etmektedir. Ama, yanlış anlaşılmaya karşı da he- men önlemini alır: “Analitik Maki- ne'nin herhangi bir şey yaratmak gi- bi bir iddiası kesinlikle yoktur. O yal- nızca bizim ona verebildiğimiz emir- leri yerine getirir.”" Yapay hesabın kudretini gayet iyi anlamakla bera- ber, Lady Lovelace zekânın yapay olarak üretilmesi konusunda pek iyimser değildi. Fakat, bütün ileri gö- rüşlülüğüne karşın, elektriğin boyun- duruk altına alınmasıyla doğacak olan potansiyeli nasıl tahayyül edebi- lirdi ki? Bilgisayarların -hem de Pascal, Lebniz, Babbage veya Lady Lovela- ce'in düşlemeye cesaret bile edemeye- ceği türden bilgisayarların- çağı yüz- yılımızda başladı. 1930 ve 1940'larda ilk “dev elektronik beyinler” tasar- landı, yapıldı; ve bunların aracılığıy- la, daha önce birbiriyle hiç ilişkisi ol- mamış üç alan, aksiyomatik akıl yü- rütme, mekanik hesap çalışmaları ve zekâ psikolojisi, bir noktada buluştu. Aynı yıllar, bilgisayar teorisinin koşar adım gelişmesine de sahne ol- du. Bu teoriyse üst-matematikçilerle çok yakından ilişkiliydi. Nitekim, bil- gisayar kuramında Gödel'in Teore- 1898'de Hollanda'da Leeuwarden'de doğan Maurits Cornelis Escher, 20. yüzyılın, belki de en “entelektüel'' görsel sanatçılarından biridir. Özellikle taşbaskıları ile ünlü Escher'in neredeyse her yapıtı, bizi kendi algılama süreçlerimiz üzerinde düşünme- ye, algılarımızın gerçekliği yansıtma yeteneğini sorgulamaya çağırır. Ama bunu söy- lemek bile Escher'in çok sevdiği ve bu yazının ana konusunu oluşturan paradokslardan birinin içine girmek oluyor. Kendi üzerimizde düşündüğümüzde, düşünen kim olu- yor, düşünülen kim? Escher'in neredeyse her yapıtı böylesi bir recursion paradoksu içerir. Kendi üzerine dönmeye çalışan her şey, sonunda hem kendisi hem başkası olmak zorunda kalır. Üst kata çıkan bir merdivenin hareketini üst kattan alt kata ine- rek tekraramak mümkün değildir - merdiven kendi başlangıç noktasına hem geri dö- nebilir hem dönemez. Kendi üzerine kapanmaya çalışarnı bir düğüm ancak imkânsız bir mekânda kendisine kavuşabilir.

Bu sayıdan diğer sayfalar: